51) HZ. İBRAHİM’İN (as) BABASI

Kur’an-ı Kerim’de Hz. İbrahim (aleyhisselâm)’ın babasından “Ebi” ifadesiyle söz edilir. Arapçada “Ebu” kelimesi her ne kadar “baba” manasında kullanılsa da, bazen amca yahut ata manasına da gelebilmektedir. Bu yüzden ulema arasında ihtilaf doğmuştur. Bazı âlimler Hz. İbrahim’in öz babasının inkârcı olmadığını, “Âzer”in ise onun amcası olduğunu ifade etmişlerdir. Hakikatini elbette Allah bilir.

Benim kanaatime göre ise, Hz. İbrahim (aleyhisselâm) daha babasının sulbündeyken, Âzer inkârcı değildi. Ondan ayrıldıktan sonra inkâra saptı. Çünkü peygamber nuru onun yanında iken, bu nura küfür karışmadı. O nur ayrıldıktan sonra inkâra meyletti. Bu kanaatimi destekleyen işaretlerden biri, Nur-i Muhammedî’nin (Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in nuru) bulunduğu her sulpte küfre izin vermemesidir.

Nitekim Hz. Abdullah, Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) babası, bu nur kendisindeyken bir kadının teklifini reddetmişti. Nur validemiz Hz. Âmine’ye intikal ettikten sonra aynı kadın Abdullah’a tekrar evlenme teklifi ettiğinde, “Artık o nur sende yok” diyerek geri çevirmişti. Bu hadise, nurun bulunduğu kişide bir muhafaza, bir korunma olduğuna işaret etmektedir.

Ayrıca hadis kitaplarında geçen bir rivayette bir sahabi, Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem): “Ya Resûlallah, benim anne babam nerededir?” diye sorunca, Peygamberimiz: “Benim de annen babam, senin de annen baban ateştedir” buyurmuştur (Müslim, İman, 347).

Buradan anlaşılan şudur ki, eğer iman etmiş olsalardı, ateşte olmaları mümkün olmazdı. Lakin Allah Teâlâ’nın kudreti sonsuzdur. Dilediğini diriltir, dilediğini iman ettirir, sonra tekrar vefat ettirir. Nitekim bazı rivayetlerde Hz. Peygamber’in anne ve babasının biiznillah diriltildiği, iman ettikleri ve tekrar vefat ettikleri zikredilmiştir. Bu olay anne babasına has bir lütuftur.

Burada asıl olan şudur: Nur hangi sulpte bulunmuşsa, o nur şirk ile birleşmemiştir. Çünkü Allah’ın nuru şirkle bir arada olmaz. O nur onlardayken haniftiler. Nur ayrıldıktan sonra ise, imtihanın sırrı gereği inkâra düşmeleri mümkün olmuştur. Bu yüzden denilebilir ki, nur onlardayken hanif, nur ayrıldıktan sonra ise inkâr ile yüzleşen hâle gelmişlerdir.

Neticede hakikatini Allah bilir. Bizim ilmimiz sınırlıdır. Allah Teâlâ ise Mülkün Sahibi’dir ve dilediğini dilediği şekilde yapar. Kur’an’da buyrulduğu gibi: “Allah yaptığından sorgulanmaz, fakat onlar sorgulanır.” (Enbiyâ 21/23)

Hakikat ehline göre Nur-i Muhammedî, yaratılışın ilk sebebidir. O nur hangi sulpte bulunmuşsa, şirk ile birleşmemiştir. Bu yüzden bazı mutasavvıflar, peygamber nurunun taşındığı her baba ve anne sulbünün şirkten korunmuş olduğunu söyler. Bu anlayış, “nurda küfre izin yoktur” şeklinde özetlenebilir.

Hz. İbrahim’in babası konusunda farklı görüşler olsa da, bu nur hakikatiyle meseleye bakıldığında, onun imanla küfür arasında farklı merhaleler yaşadığı düşünülebilir.

Yorum yapın