NAKKAŞ SÖZLER (501-750)

  1.  
  • Hakkın yolunun şifreleri “ben”de çözülüdür. “Ben”de marifet, göze sürülüdür. Not: “Ben”, kişilik bilinç noktasına denir.
  • Kapalı sandık gibi olan altbilincinin içinde bekleyen öz kuvvelerini, üstbilincine çıkardığın kadar günışığına çıkmayı bekleyen tohumlar senle buluşur. Değeri bilinmemiş bir define işte ta özünde saklanmıştır. Bu et kemik bedenin zevkleri senin zevklerin olamaz ey kardeşim… Soracağın her sorunun cevabı sende saklı, yeter ki yeşertmek için zikir, tefekkür ve şükür ile gereken çalışmaları ihmal etme. “Ben”ini keşfettiğin kadar mutlak “ben”i tanırsın. “Ben”ini keşfetmezsen yani enfusunu hissetmezsen, afağı anlaman mümkün olamaz. Birbirimizi en iyi tanımak için, önce kendi “ben”imizi iyice tanımak zorundayız. Kendi “ben”ini tanıma uğrunda bir arpa boyu yol almamışken, herhangi bir şeyden zevk almamız mümkün değildir. Kendimizi tanımadan iç huzurumuzun olması mümkün değildir. İç alemimizin geldiği kaynak olan Allah’ın ilmindeki yerimizi ancak zikrullah ile anlamamız mümkün olur. Bu anlama ile kalbimiz tatmine ulaşır.
  • Bazen bazı kişileri gördüğümüzde veya bir yere gittiğimizde deriz ki; “aaa ben bunu daha önce görmüştüm”. Olayın aslı şudur… Alt bilincimiz olarak hepimizin her hali evrensel planda yazılmıştır. İşte o his anları var ya, beden etkisi zayıflar ve alt sezi planı olan mutlak bilinç hafızası kişiye açılır. Buna halk arasında Levh-i mahfuzu okudu diye, anlatıla gelir. Bu durumlar uykuda olabildiği gibi, kişinin ruh gücüne göre uyanıkken de olabiliyor. Ruhen yakın olduğu kişileri orada temaşa eder veya eski zamanları seyir eder veya ileri zamanları seyir eder veya hiç tanımadığımız insanlar ile orada iletişimde olabilir. Sonra kendi dünyamıza dönünce, o haller belleğimize kayıtlanır. Ama genelde o hali unutuveririz. Sonra diyelim ki, geleceği gördüğümüzde, o muttali olduğumuz vakit gelince, hemen deriz ki, “aaa ben buraya aşinayım” veya tanımadığı ile görüşünce veya hasbelkader karşılaşınca der ki, ben bunu bir yerden görmüştüm. Tarikatlarda dervişin mürşidini rüyada görmesi de öyledir. Kendi ruhuna yakın öğreticiyi gördüğünde der ki, ben bunu önceden görmüştüm. Aslında olay, beden etkisinin azalıp bilincin ruh üzerinden uzanıp o kişi veya olacakları Levh-i mahfuzda başka adıyla mutlak bilincin hafıza kayıtlarının seyrinden başka bir şey değildir. Olay kısaca böyledir.
  • Akıttığın suyun berrak ise, suyunun reklamını yapman icap etmez. Zaten suya susayan çeşmesini bulur. Yoksa benlik karışır ve bulanık eder.
  • Bizde yani insanlarda nefsin mahiyeti… Bedenimiz ile oluşan benliğimiz ve benliği oluşturan nefis. Bedenimiz ile birlikte ikinci bedenimiz ve bu et kemik bedenle iç içe girmiş ve et kemik beden tarafından oluşturulmuş ruhumuza, bu et kemik bedeninin tüm duyguları, düşünceleri, sevgisi, nefreti, ananesi, kini, nefreti, velhasıl her şeyi birebir kopyalanır. Şu anki nefis tarafından açığa çıkan benlik duygusu birebir ikincil ruh bedenimizi kuşatır. Nefsimiz, sahip olduğu bilinç ile ve ben merkezli şuur ile, bu et kemik beden öldüğünde, aynısıyla ve kesintisiz olarak, ruh beden dediğimiz yapı üzerinde, yaşamına devam edecektir.
  • Beynin kişilik merkezi olduğunu düşünmüyorum… Beyin, şu anki et kemik bedenin içindeki fonksiyonlarını düzenleyici bir organ. Kalbin ölümünden ve ruhun bedeni terk edişinden sonra da varlığını yitirecek ve hatta bedenin ilk çürüyen bölgesi olacaktır. Beyin ölümü aslında yoktur, ruhun kalbi terk edişi vardır. Zira beyin kalpten önce ölse idi, hızlıca çürümeye mahkum olurdu. İşte kalbi ve beyni hem tüm organları yöneten ve bilinç aşılayan, ruhtur. Bu ruh, Ruh-ul kudus diye bilinen ruhtan varlığını alır. Ruh-ul kudus, bedeni diri tutarken ve bedene bilinç aşılarken, aynı zamanda bu et kemik bedenin ölümünden sonra devam edecek ikincil astral bedenimizi de, bu bedenin birebir kopyası olarak meydana getirir. Bu bedenin her bir faaliyetinin ikincil bedenimize kopyalanmasını da sağlar. Aynı iki bedenin iç içe yaşaması için de enerji pompalar. Azrail’in görevi, Ruh-ul kudus ile et kemik bedenin irtibatını kesmektir. Sonra ise azap ve rahmet melekleri iş başındadır. Eğer iman ehli ise, astral bedene geçiş yapan kişiyi alıp götürür. Eğer azap ehliyse, astral bedenini azap melekleri alıp götürür. Yani et kemik bedenin tüm fonksiyonlarını Ruh-ul kudus yükler. Kişi, iradesine göre de ruhul kudusun şiddetini kendisinde hisseder ve amel de bulunur. 
  • Ben zaten biliyorum diyen ve fehmini algılamaya kapatan, mühürlenenlerin ta kendileridir.
  • BA/(ب)’yı unutan kendini elif zanneder. Ve yok olmaya yol alır. Kur’an bir bütündür ve sünnetullahı açıklar. Anlamaktan geri kalan, arkadan nal toplar.
  1. Eğer BA/(ب) harfini musahabe anlamında alırsak… Ğaybıyla birlikte olarak îmân edip, yani müşahede ettiği benliğinin bir deruna sahip olduğuna ve bu derunu asla göremeyeceğine, kendisi ile ğaybının yani derunun asla ayrılmayacağına iman edip o bilinçle namazı/salatı ikame ki; dikkat edersek, ğayb ve salat kelimelerinin bağlandığı fiillerde, cem’i ğayb fiilleri olduğu görülecektir. O zaman kitabı okumaya ilk adımı atmış oluruz.
  1. BA/(ب) harfi üç manaya gelir. “İstiane/yardım”, “musahabe/beraberlik”, “mulabese/giyilen” elbise “B-il ğaybi” birleşimini idrak, kitabı okumaya giriştir. Ğayb algılanması mümkün olmayandır. Acaba ne ki ğayb? Hele bunu BA/(ب) ile okumak.
  1. B-ismillah diyerek başladık yazmaya. B-ismillah her sürede devam etti yer almaya. Rahman ve Rahim’den ulaştı deryaya. Elif Lam Mim ile ilk ayet ulaştı bu dünyaya.
  1. Ey beni ben yapan huu… Yolum nimete erenlerin yolu olsun ya huu… Nimete erenlerin yolunu bulamayan, nimete erenlerin yolunu bulup da sapan, kişilerin yolundan koru ya men huu huu… Amin… Fatiha’nın sonu böylece bitiyor…
  1. Herhangi bir kişinin, insanlığa bir hakikatin ulaşmasında basamak olması, o kişinin iyi biri olduğu anlamına gelmez. Bazen Allah, iman etmeyen birinin eliyle de dinini yüceltebilir, hadisini Unutmayalım.
  1. Budistler yaptıkları aşırı riyazetle tüm beşeriyete ait duyguları terk edebiliyorlar. Nirvana’da yok olma dedikleri noktaya kadar geliyorlar. Ve orada tıkanıyorlar. Çünkü Nirvana’nın üstünü bilmiyorlar. Hâlbuki Nirvana kişinin kendini tanıması için sadece bir aynadır. Birçok olağanüstü şeylerde yapabiliyorlar. Bunu da Buda’dan biliyorlar ve önüne eğilip tapıyorlar. Tıpkı Hıristiyanların haçın önünde eğildikleri gibi… İşte Allah’ı bilmeyenin daha doğrusu mutlak zattan habersiz olanların ve Allah ismiyle mutlak zatın kendisini yarattıklarına tanıttığını fark edemeyenlerin sonu… Bir yaratılmış önünde el pençe durup tapma… Aynen bu olguları Müslümanlar arasına da sokup uyarlamak isteyenler vardır ve yapıyorlar. Bu durumdakiler şeytani cinlerin derin etkisi altındadırlar. Kendilerine hangi dinin adını takarlarsa taksınlar. Sakınmak gerekir. Unutmayalım ki, Fenafillâh daha işin başıdır. Geçmeyen taparda durur. Geçen kulluğunun farkına varır.
  1. B-ismillah ile başlatır Kur’anın hitabını. Rahman talim etti Kur’anın fermanını. Rahim varlığı varlıktan üretti bize verdi adını. Hamd ile kendisiyle buluşturdu tüm varlığını.
  1. Biyoenerji dağıtıyor diye bildiğimiz tüm şifacılar, bu işlevi nari katmanın etki alanıyla oluşturur. Reiki ve benzeri tüm oluşlar da aynen öyle… Bu etki anında ise, cinler çok hızlı işbaşı yapabilirler. Cin derken kimlerden bahsettiğimizin farkında değiliz. Onlar nari katmanın asli konuklarıdır. Bir biyoenerjinin Rahmani olduğunun en büyük belirtisi ise, o işi yapanın sünneti seniyyeye bağlılık noktasıyladır. Eğer kişi; İslam’daki helal ve haram çizgisine dikkat etmiyorsa ve diyorsa ki, “ben Rahmani enerji veriyorum”, o yanılıyor ve yanıltıyor. Kendisini onun eline bırakan ise, akıntının oluşması için; anlık faal edilen nari katman kanalı üzerinden cin musallatına maruz kalır. Rahmani enerji ise, ancak Rahman’ın dostlarından gelir.
  1. Kalbimizin derinliğindeki beytullah olan saraya sabırla ve cehdederek inip hakikat yolculuğunu nihayete erdirebilirsek… İşte o zaman başarı tamamlanmış demektir. Ya rabbi, bu yolda samimiyet ve başarı ihsan eyle…
  1. Bilenle arkadaş olursun. Kimsenin huzurunda el pençe bağlayıp onun huzurunda eğilmeye gelmez mü’min. Çünkü her şey masivadir mü’min için… Çünkü sahabe arkadaş oldu Resul-i ekreme… Kim var ki Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizden büyük. Aç gözünü arkadaş. Bul kendine bir haldaş. Ve onunla yaklaş.
  • Balık suyu göremez ve bilemez. Biz de kendimizden habersiz yaşarız. Onun için bazıları kâmil bir mürşit lazım demişler. Hatta hatta bazıları demişler ki, şeyhi olmayanın şeyhi şeytandır. Bazıları da demiş ki, ilim iki kişi arasında oluşur. Evet, bizde deriz ki, bir bilenle arkadaşlık şarttır.
  • Her kişi Rabbi hassının ahlakı üzeredir. Asıl olan bu durumdan kurtulup Rabbu-l erbab ahlakına boyanmaktır. Boya korunup yenilenmezse, zamanla güzelliği kaybolur.
  • Boyanmak… Bakan gözü oluyor ama gözü olmuyor. Duyan kulağı oluyor ama kulağı olmuyor. İşte onun boyasıyla boyanan, kişiden seyir eden o oluyor, ama kişi o olmuyor. Bu nasıl oluyor dersen, işte nasılı yazılırsa, o da masal olur.
  • Boyanmak şudur ki; bakış aralığımızı kullanarak bakışımızı bir minval üzeri canlandırmak… Bu boyama “dikkat edin olma değil, boyama” sonucu bakış açımız değişir. Allah der ki, bunu benim boyamla boyayın. Allah’ın 99 esmasından her biri ayrı bir özelliktir. Bu özelliklerle boyama işini yapar ve boyayı zikirle, oruçla, nefsin isteklerinin tersini işlemekle sürekli canlı tutarsak, Allah’ın razı olduğu yani seyrine açtığı bir ayna oluruz. Ama şeytani hissiyatlarla şuurumuzu donatırsak, Fatiha süresinde belirtilen mağdub ve dallin kesime gireriz.
  • Boya-posa, makama-mevkiye, zenginliğe-fakirliğe, erkekliğe-kadınlığa, büyüklüğe-küçüklüğe bakarak birine kapımızı kapatırsak, çok şeyden mahrum olabiliriz. Çünkü lahut-i sürprizin bize nereden hitap edeceğini hiç tahmin edemeyiz. O yüzden eskiler demişler ki; her gördüğünü Hızır bil…
  • “B/(ب)” harfi sırrının dereceleri vardır. En mahrem olanı lâhut-i den bakıştır. Lahut-i bakışta; “B/(ب)” harfinin altındaki nokta olmaktır.
  • Buluşmak hakla buluşmaktır. Beni gören hakkı görmüştür prensibine binaen, nebilerin varislerini görmek, kişiyi hakkı görmüş gibi hoşnut eder. Çünkü O (sav) insan-i fıtratın bizzat hakkını vererek, yaşam alanında yer edinmiş ve insanda seyir edilmek istenilen insan-i hakkı mutlak surette eda ederdi.
  • Belki BİR vakitten sonra artık insanın buluşması geliyor. İşte o vakit anında tüm iradeler sukut eder. Mutlak tecelli zuhur eder.
  • Kimsenin boyunduruğuna değil… Gönlümüzün sesine kulak veririz. Öylece adım atar ve sesleniriz. Sadece Allah’a kul olup gayrisine asla rücu etmemek üzere Rahman’a veçhimizi çeviririz. Gayrı bir unvan ile bizi ananlardan ezelden ebede beriyiz.
  • Kaynaktan beslenenlerden berrak haykırma görülmektedir. Bu da insanı mutlu etmektedir. Berraklaşan nesillere kavuşmak ümidiyle…
  • “Ben yaparım” veya “ben ederim” deyip de, Kur’anın deyimiyle “biz” demeyi unutandan umutlanma. Lakin nefsini izah için de “ben” değil de “biz” diyerek gurur yapanı da umursama… Her kelam yerinde güzel… Gerisi kalbi üzer…
  • Bir babanın çocuğuna nasihati… Top sende; İster çalış ve hayaline ulaş… Veya hayallerde dolaş… Ver boş uğraş… Boş boş dolaş… Ol yavaş… Nefsinle savaş… Hakka yanaş… Hakla ol yoldaş… Ağızlarda olma lavaş… Kendini tanı, kendine yanaş… Büyüklerine danış… Geçmişten geleceğe yap geçiş… Hayatın olsun hoş… Olmasın bom boş… Kimse demesin çüş… Hakka doğru coş… Durma durma koş…
  • Bana benden giden yol… Ne olabilir ki? Besmele… “B-ismillahi-r rahmani-r rahim”… Bize bizden giden yolun tüm sırrı işte burada…
  • Bismillah ile nazar edenin önünde engel kalamaz. Rabb terbiye eylesin ki; Bismillah ile başlamayı kolaylaştırsın bize hak. Öylece halk içinde hak ile hak olarak hakkı hak edelim. Lakin o halde bile bil ki; hak senden münezzeh…
  • Gizli hazine, perde arkasında “tabiri caizse” sanal bir ben oluşturarak gerçek beni seyir etmek istedi. Sanal ben, ebeden var kalacaktır. Aslında perde “Sanal ben”dir. Hep var olacaktır. Şu var ki, sanallığı çok çok şeffaflaştıra biliriz. Hakikatini Allah bilir. Olay ne? Demeyin… Anlayan anladı…
  • Bismillah yaşanılmadan yapılan işler insanı şirk-i hafiye iter. Sahiplenerek bir işe yönlendirme insanı şirk batağında boğar. Bismillah’sız en fazla kişi panteistlikte kaybolur gider. Bismillah da ise, mutlak muhabbet vardır. Bismillah da fenafillâh vardır.
  • Bizler birbirimizi bağımsız birer varlık gibi görürüz. Çoğu defada bu illizyonik görünüme göre davranırız. Sen ben kavgalarını başlatır ve savaşlar yaparız.  Nasıl ki perdeye yansıyan Hacivat Karagöz objelerini salondakiler bağımsız birer figür olarak görüp keyif alırlar. Ama siz, perdenin arkasında oluşturulan ışın huzmelerini görürseniz, dersiniz ki; “Çok komik hiç gülesim gelmiyor” Ve salondakiler içinse; “aptal aptal gülüyorlar” dersiniz. İşte olayı mutlak olarak seyr eden; perde arkasını seyir edip bizlere “ne aptalca davranıyorlar” derler. “Her şey Allah’ın; bunlar ise kendilerini sahip sanıyorlar” Diyerek Rahman Rahman şeklinde mırıldanmaya başlarlar. Bu yazının kanıtını isterseniz, şöyle derim; “ol da gör” başka da izahı yoktur.
  • Toprak altına terk edeceğimiz bedenimize nasıl da konforlu bakım yaptırıyoruz. Topraktan süzülüp gelen nimetlerle özene bezene besliyoruz. Topraktan süzülüp gelen yataklarda bir o tarafa bir bu tarafa kıvranıyoruz. Topraktan ürettiğimiz silahlarla birbirimizi tehdit edip öldürüyoruz. Toprağı işlet işlet sonrası… Evet, sonrası çok önemli… İşleterek evirip çevirdiğimiz toprak, bedenimizi içine alacak ve kurda böceğe takdim edecek. Neymişiz ya…
  • Gökten ne yağdı ki yer kabul etmedi. Her biri birer yaratık olarak yaratılan her bir yaratılan için, gök gibi olmazsak, Allah’ın boyasıyla boyalandık hikâyesini unutalım…
  • Her insan her şeyi bilecek diye bir şey yoktur. Günahsız olan kul da yoktur. Bir insan bir hata yaptı diye, onu boş vermekte yoktur. Bir insan güzel bir iş yaptı diye, o insana tapmak da yoktur. Allah kuluyuz, budur işte nişanemiz…
  • Biz onunla varız. Onun adı slogan değildir. O yanı sıra başka müstakil olan bir güç sahibi olan bir birey yoktur ki, ona karşı onun adını bağırıp çağırıp slogan yapalım. Onun yolu sessiz sedasız oluşan bir hayat tarzıdır. Öylece âlemlere açılan Deyyan’i Burhan’dır.
  • Herkes yapıyor bende yapayım mantığı, çok kirli bir düşüncedir.
  • İnsanın katlarcası cin yaşar dünyamızda. Onlarla aynı ortamda kalmamak için hem de onlarla aynı ortamı paylaşmamak için, özellikle şunlara riayet etmeliyiz. “Evde pişmiş olan etten ayrılmış kemik ve soğan kabuğu bulundurmamalıyız”. “WC ye giderken kâğıt mendil yerine su ile istinca yapmalıyız”. “Tütün mamullerinden uzak durmalıyız”. “Onların isimlerini fazla ağzımıza almamalıyız”. “Her gün az da olsa Kur’andan bir kaç ayet okumalıyız”. “”Beş vakit namaza eman vermeden ve düşünerek kılmalıyız”. “Eve veya herhangi bir kapalı mekâna girerken, B-ismillahi r-rahmani r-rahim demeliyiz”. Öylece bedensel olarak onları yanımıza çekmemiş oluruz.
  • Dün tüm yaşayanlar, bizim gibiydiler. Yer, içer, dolaşır ve uyurlardı. Zannediyorlardı ki yarın kalkacaklardı. Oysaki ecel; uykuda alıp götürdü onları… Allah’ım senden; dünyadan ayrılırken “mutlu bir son ile” son nefesi vermeyi dilerim.
  • Her şey bizde başlar, bizde biter. B-il kaderi bu olayı anlatır. Her şey bizim iyiliğimiz için. Allah münezzehtir her yarattığı şeyden…
  • Bize bizden yakın. Ama her ne hikmetse gözümüz hep dışarıda arar durur.
  • Bilimin sonunun ilimle kesiştiğini gören ve inat etmeyen kitap ehli salikler… “La/hayır” “tanrıya/ilahe” “İlleALLAH/sadeceALLAH” diyerek teslim olmuşlardır.
  • Beyni ön plana çıkaranların kalbi hasta olur. Kalbi ön plana çıkaranların beyni kalbe teslim olur.
  • Bayramlar kutlanır. Mübarek gecelerde ise, bayramı bayram yapmak için; tüm benliğinle bencilliksiz hakka yönelinir.
  • İşlerimiz bencilliksiz olursa, başarı yüzde yüz olur. Başladığımız işe, bencillik karışınca ise, bizi yarı yolda bırakır. Bencilliksiz bürünüm halini hissetmek için de, her işe Besmele ile başlarız.
  • Kudret ve rahmeti birleştir ki göresin. Babasız doğmaz kudret. Annesiz hiç gelmez rahmet. İkisi birleşince, her taraf oldu cennet.
  • Cüzi iradeye yok diyemem. Esas hata olan, cüzi irade ve külli irade olarak iradeyi bölüp tamamıyla bağımsız iki irade hayal etmektir. Esas olan ise, kulun iradesine göre kulda değişkenlik göstererek külli iradenin var oluşudur. İş o ki, değişimin gücüne kavuşasın.
  • Hani cüzi iraden yoktu; pısırık pısırık oturan kişiye, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz, selam bile vermedi. Dönüşte toprağı çubukla eşiyordu, selam verdi. Dikkat et dostum; pısırık pısırık olan kişiye selam vermemek sünnettir. Hani iraden yoktu. Niye o zaman pısırık pısırık oturan kişiye selam vermedi Allah resulü. Olayı anlamadan çok defa komik oluyoruz. Lak lak ederek tükeniyoruz.
  • Nasiplenmek için her gün en az bir vakit camide namaz kıl. Öğle ve ikindi namazları her zaman mescide gidemeyeceğin vaziyet, bazen normaldir ki, genel de iş saatidir. Ya sabah, akşam ve yatsı… Bu vakitlerde genelde halk, genel olarak ya evinde dinlenmede veya kıraathanede sohbette… Sadece kendimizi kandırıyoruz. Unutmayalım ki, eğer Müslüman isek genel olarak cenazemiz mescitten kalkacak. Mezarda önümüz kıbleye dönük edilecek. Zorunlu olarak mescide girmeden önce, gönüllü olarak gönlümüzün yönünü mescide çevirelim ve kendimizi camiye adayalım. Yoksa ruhumuz fakir kalır ve kendimize yazık ederiz. İslam cemaati mescitte olur. Sohbet mescitte olur. Namazın efdali mescitte olur. Ders mescitte olur. Toplumsal sorunlar mescitte konuşulur. İhtiyaç sahibi mescitte bilinir ve yardımına koşulur. Mescitle irtibatını kesenin özüyle irtibatı kesik kalır. Kısaca mescit, hayatın merkezinde olur. Yoksa bina yapıp binanın heykeliyle öğünmek bidat olur.
  • Cemaat camide olur. Onun dışında cemaatleşmek, dinde yasak edilmiştir. Ve ilk mescitleri olan mescid-i dirar, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz tarafından yıktırılmıştır.
  • Cami, ezan-ı muhammedinin sedalandığı yegâne yerdir. Sohbet camide olur. Namazın efdalı camide olur. Ders camide olur. Toplumsal sorunlar camide konuşulur. İhtiyaç sahibi camide bilinir ve yardımına koşulur. Camiyle irtibatını kesenin vay haline… Kısaca cami hayatın merkezinde olur. Yoksa bina yapıp binanın heykeliyle öğünmek bidat olur.
  • Her hal ve şartta yolculuğumuzda ciddi olalım. Çünkü sadece ve sadece ciddi bir şekilde hedefine yönelen kişiyi Allah, ciddilerle karşılaştırır ve hedefinde muttali eder.
  • Camiler Kâbe’nin şubesidir. Ama Kâbe değildir. Allah korusun ikinci Kâbe yapmaya kalkışmak veya taklidini başka yüzlerle inşa etmeye gayret etmek, Ebrehe’nin akıbetine talip olmaktır.
  • Her an hayat bir sınavı önüne getiriyor. Her sınav bir tekâmülle doluyor. Her tekâmül seni bir derece yükseltiyor. Her derece seni azaptan uzaklaştırıyor. Her azap duyduğun şey seni geri bırakıyor. Her geri bırakan şey sırtına yük oluyor. Her attığın yük seni cennete yaklaştırıyor.
  • Dosttan hediye mısralar… Nasibin kadar seversin… Sevgin kadar yanarsın… Yandığın kadardır vuslattan nasibin… Hasret olmasa, vuslat olur mu ey can…
  • Ama cahil olan da; bilene anlatmak için fırsat vermelidir. Yoksa bilen çeker gider. Çektim gittim dendikten sonra da, dönen az olur. Ama her ne hikmetse, cahilliğini kabul eden de pek azdır. Hatta hatta azın da azıdır. İşte onlar; çok muhterem olan kullardır.
  • Zeka, iman ve aklı örter ve teslimiyet melekesini tümüyle kapatır.
  • Cehennem soyut bir isim olabilir ve her ortam cehenneme dönüşebilir. Hayat kesintisiz devam edeceğine göre buradaki cehenneme dönüşen ve yakan rabb ölüm ötesinde de bulunduğun mekânı cehenneme dönüştürür ve kat kat fazla yakabilir. Hani derler ya cehennemdeki ateş yetmiş defa yıkanmış ve dünyaya gelmiş. Yani buradaki sıkıntı “öleyim de kurtulayım” demekle bitmeyecek ve kat kat artarak devam edecektir. Allah azabı ise bambaşkadır.
  • Mevlana ceberutu yaşadı ve yıllardır ruhuyla içimizde yaşıyor. Öğrettiği tekniği ile, özümüzü özle öz eyledi. Hakkı bize ip eyledi. Hala bulut bile etrafında dönüyor… Ya ötesine geçim nasıl bir marifet verir. Onu da yaşayan bilir.
  • Ceviz çok mübarek bir varlıktır. İçi beyin için şifadır. Ceviz içinin ortasındaki kılçık ise, kaynatılıp içilirse akciğerler için şifadır.
  • Can hayat verir, varlığını ruhul kudustan alır. Ruh varlık verir, varlığını kişiye “Allah’ın katından üfürülen ruhtan” alır.
  • Cehennemden çıkmak için sağlam bir itikat şarttır. Onun için günahkâr olan cehennemden kurtulacağı halde, yanlış itikatla ölen ise o sonsuz dehlizden çıkamayacaktır. İşte sen de çıkmak istersen o dehlizden, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz gibi bir itikada bürün.
  • Cumada cami dolu isimsiz kahraman olur. Ön planda İmam hutbe okur. Asıl güç ve nur isimsiz kahramanlardan yükselir. İsimsiz kahramanlar her zaman kârdadırlar. Çünkü onların bencillikleri uyanmaz. Allah, ilmini isimsiz kahramanlarla yükseltir. İsmi ön planda olanlar sadece numunelerdir. Sen de isimsiz kahraman ol.
  • Sakın ruhu olmayan kelamı telaffuz etme, çünkü ruhsuz kelam ölü olarak doğar. Ölü doğanın cenaze namazı bile kılınmaz.
  • En değerli cümleler, kalbinden doğal olarak akan cümlelerdir. Onlar işte seni resmeder.
  • Cenaze olacak bedeni terk et, o seni terk etmeden. Yani onun için olma, o senin için olsun. İşte bunu başar. İşte o zaman en büyük mücahit olursun. İşte bunu başarmak için zikir ihsası şarttır be kardeşim… Gayri cihatlar ise, işte bu cihadı kolayca yapman için gerekli olan ortamı oluşturman içindir. Sen o ortamı bulunca, sakın başka cenk meydanını arama…
  • Bedenin ölünce ruhun ismini dahi alıp götürür ve ortada cenazen kalır. Artık Ayşe Fatma Ebru Mehmet Hasan Nazım gitmiş, adına cenaze denen ceset kalmıştır. O zaman bırak cenaze olacak bedeninin peşine takılmayı, esas varlığını geliştir.
  • Eriyen mumdan ibret al. Ondan bir nefes al. Kibriti çaktın mı fitiline, emirle dersin ki; fenaya yol al. Mum gibi erimeyen, doğayla bütünleşir mi? Suyu toprağa… Ateşi havaya karışır mı? Ey dost; fena âlemini dışarıda arama, o sendedir. Beka âlemini hiç sorma, o senledir. Hakikat dediğin ise özündür. Allah hududu ise, bunda karar kılmaktır. Ey dost; eğer Allah’ın hududunu aşarsan… Özündeki hakikate sırt verip batıla kayarsan…. Beka âlemini terk edip fena ile avunursan… Öz malını hayale tercih edersen… İşte o zaman ettiğini eksiksiz bulursun.
  • Sen kendini ne sanırsın ey insan evladı. Hani ceddin ve atan. Sen de ced ve ata olacaksın alt kuşaklara. İşte hayırla yâd et ki, hayırla yâd edilesin. Yoksa ölümünle terk edilirsin.
  • Bilelim ki cennete sadece imanla girilir. İmansız ise cennetten mahrum kalır. İyi amelle imanını güçlü edersin. İmanın güçlü olunca cennete çabuk ulaşırsın. Kötü amelle imanının gücünü zayıf edersin. İmanın zayıf olunca cennete geç ulaşırsın.
  • Ey Can, illaki mürit mi mürşidini ziyaret eder? Çocuklar gibi olan müritler… Kimi sessiz, kimi şımarık, kimi çekingen, kimi atılgan… Kimi hep bana, kimi de kapıda bekler çekinir içeri girmeye. Boynu bükük öylece bekler. Bir seda duymayı… Kim bilir belki de bekleyenin güzel bir söze çok İhtiyacı vardır. Benden bana bir iç seziş işte…
  • Bir olayın Allah’ın yaratım planındaki hakikati neyse odur. Cezbeye gelen kişi için başka, normal yaşayan kişi için bambaşka olamaz.
  • Cami çökerse din de çöker. Yani… İbadet yaşantısı olmazsa din de kalmaz.
  • Cehennem ateşini, sadece iman nuru söndürür. Onun için Cennet’i kazanmak için değil, Cehennemden çıkmak için geldik dünyaya. Sabah ve akşam namazından sonra üç veya yedi defa “Allâhümme ecirnâ minennâr” yani “Allah’ım beni ateşten koru” deriz. Zaten ateşten kurtulan kul, sonsuz cennet yaşantısına kavuşur. İman nuru ateşi söndüren Allah’ın rahim isminden yansıyan merhametidir. İman nuru ile Cehennemden çıkıp gülistan olan cennet yurdu kazanılır. Cennet yaşamı sadece iman ehline nasip olur. Cennetten de beni koru deyip Allah’ın cemalinin yegâne seyir mekânını istemeyen ise, artık Allah’ın mukaddesatına yaptığı saygısızlığın bedelini ödemeye hazırlansın. Ben Vahdet ehliyim cennet ve cehennemi neyleyim diyen uçuk kaçıklarda uçmaya devam etsin.
  • Cehennem dünyayı kuşattığında, tüm yaratılmışlar gibi insanlar da kıyamda hazır olurlar.
  • Cin değildir insana secde etmeyen… İnsana secde etmeyen şeytandır… Farkını fark et.
  • Cennette ona ulaşınca… Cemalle buluşunca… Nazar oluşunca… İşte o zaman özlem bitecektir… Ama bazısı özlemin verdiği zevkin devamını tercih edip sonsuzluk deryasında da vecihe bakmaktan hayâ edecektir.
  • Cehenneme yolladığın, ya senin cennetin için gönlünü vermişse, işte o zaman gönlün sahibine dokunursun.
  • Kim ki cami ve mescitleri küçümsüyorsa, ondan uzaklaşın. Çünkü o gizli vampirdir.
  • Soru soran cahil değildir. Çünkü öğrenmiştir ki genişletmek ister.
  • Keskin bıçak misali, cesaret sahibi olmayan, eti kıyma yapamaz.
  • Bazısı cübbemin içinde Allah’ın dışında başka bir şey yok dedi. Bazısı da ben hakkım dedi. Bazısı da başka başka şeyler dedi. Yaa “la ilahe illallah” diyen Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz, ne dedi. Esas önemli olan futuhat-ı Medine’nin sahibinin söylemidir. İşte İslam’ın orjinal söylemi budur. Gerisi anlık girdap halleridir.
  • Cahil inatla cehlini savunan kişi değildir, böyle olanlara ahmak denir. Cahil, bilmeyen kişiye denir.
  • Bu can, sana bir kere verildi. Bu cana ihanet etme…
  • “Beşikten mezara ilim öğrenip uygulayınız” sözü boşuna mı dendi? Eğitim ile insan tohumu istenilen yön ve karakterde değişir. Velev ki bu tohum açılmış olup, yetmiş yaşında bile olsa…
  • Eskiden camiler döküktü… Ama içine nuru döktürürdü… Ama şimdi altın varaklı, lakin içinde bulamazsın adam akıllı bir varlıklı…
  • Cehennem sanıldığı gibi kırmızı ateş ile dolu olmayıp, kapkara yani zifiri karanlık bir yer olup, içten içe yanan ateş ile doludur.
  • Cehli seçenler gözü en çok açık olanlardır.
  • Allah’ın boyasıyla boyalanan Allah’ın sadık ve salih dostları, Allah namına besmele getirip kendisine yönelen sadık öğrencilerine Allah namıyla dokunur.
  • Sakın Cehennemi hafife alma… O yolumuzun güzergâhındadır. Hazırlık yoksa… Vallahi yutar da gözünün yaşına bile bakmaz.
  • Sakın ha cenneti küçük görme… Cemalullah oradadır.
  • Cennete ilk girenler âlimlerdir… Tefekkürü doğuran zikirdir. Zikri doğuran ilimdir. Onun için âlimin mürekkebi şehidin kanından efdaldır, denilmiştir.
  • Cennet ve cehennem burada diyenlere biraz kaba bir örnekle yazayım… Zaten öleceğine inanmıyorsun ya… O zaman daha somutu yazayım da belki gözünde canlanır…  Şimdi senin deden öldü diyelim, o zaman yok mu oldu. Yoksa başka bir platformda yaşıyor mu…. İşte eğer yaşıyorsa, yaşadığı yerin adı cennet veya cehennem. İçeriği ise gidince görürüz, ne var… Ne yok… Lakin ölen dedenin başka bir platformda yaşadığına inanmıyorsan, o zaman iş farklı. O zaman zaten senin islam olmadığının kanıtı.
  • Cenazeler gözü önünden süzülüp giderken, kendi bedenine baktı, tiksindi ve sende bir gün böyle olacaksın dedi.
  • Cemal ve Celali boşalan kalp, hüzün dolmuştur. Onun bir nazarı âlemleri titretir. Sakın o kalbe zarar verip dokunma. Bir ters bakışı okyanusu kurutur.
  • Cehli mutlak a’ma ya ulaşmaktır. Bunun yeri ise, arşın üstüne ulaşmışlara nasip olan bir devlettir.
  1. Sabırla cemalini koruyanın cemalini tüketirsen, Celal devreye girer de kalbi kırık olur. Artık içe dönmüştür o kalp…
  1. Cemalı Celal ile buluşturan kalplerdeki hassaslığı bil. Sakın ha o kalpteki sabırla cemalini koruyanın sabrını tüketme. Bir daha toparlanamaz.
  1. Cennete laf atmak büyük günahtır. Çünkü iki yer vardır; Ya cehennem, Ya da cennet. Üçüncü mekân yok. Mekânsızlık istiyorsan cennettedir… Allah muhabbeti istiyorsan cennettedir… Allah likasını istiyorsan o da cennettedir. Cenneti istemeyene salt mahrumiyet yeri olan cehennem onu bekler.
  1. Cihattan kaçmak büyük günahlardandır. Karınca kararınca hem kadarınca…
  1. Mesele memleketse herşey teferruattır. Ecdadın ecnebi ile cihadını şimdi başka şey aldı. Cihada katılmak ise farzdır.
  1. Cemal ve Celal sıfatları var. Laftan anlamayanın hakkı kötektir. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin onca hadisini inkar eden zaten ondan mahrumdur ki inkar ediyor. Biliyormusunuz… Bir güruh türedi ki, sadece Kuran meali der ve Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizi yeryüzünde bir hoparlör gibi görür. Materyalist bir anlayışla İslam’ı değerlendirir. Birçok ayeti mana kapsamı dışına sürerek, tüm hadisleri de inkar ederek hem helak olur, hem de helak eder. 1800 lerde vahhabiliğin doğuşuyla mana erlerine savaş açıldı ve tüm mana erleri diskalifiye edilmek istenildi. Mana erleri terk edilince, müslümanlar suyun üzerindeki köpük gibi hafifleşti. Sonra her biri diğerini tekfir edip milyonlarca insana kıyıldı. Hem de bu işlem kendisini müslüman gören kimselerin birbirlerinin elleriyle gerçekleşti. Vuran Allah ekber dedi, vurulan Allah ekber dedi. Çünkü bildiler ki; direk savaş açılsa, tüm islam alemi birlik olup onları yerle yeksan eder. İşte bu işte galip olmaları için, islam ümmeti içine fitne fesat tohumu atılarak yapıldı. Bizim safiyane düşünen islam alemi de, sanki fersatini çöpe atmış gibi, onların oyununa geldi. Şimdideki söylemin doğuşu ise, 1950 lere kadar dayanıyor. Rasûlullah’ın söylemleri ve sünnetti seniyye diskalifiye edilmek istendi. Olayı bilmeyen yeni nesilin kafası, saçma sapan hurafelerle dolduruldu, hadis ve sünnet yerine. Manadan uzak ve Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizden uzak büyüyen nesil, mealden de bir şey anlamadı. Ve günümüzde artık bu ayetler birbirine terstir deyip, Kur’an tartışılır hale getirildi. Piyasada kendilerini pek belli etmezse de sayısız mealzede yığıldı ki, Kur’ana şüpheyle bakar oldu. Niye bebekler öldürülür deyip, Allah buna niye müsade ediyor deyip, gençliğe Allah’a karşı kindarene bir vehim yüklendi. Tek amaçları… Direk İslamla baş edemiyen küffar, içten içe kemirip islamı yeryüzünden silmektir. Ama küffar unutmasın ki, bu dinin sahibi Allah’tır. Ve koruyacaktır. Her kim islam dini ile oynamak istemiş ise, Allah onu karanlığı içinde bırakmıştır. Ve elim azap onu beklemektedir.
  1. Allah’ın celaline düşen kişiyi hiçbir Risale kurtaramaz. Çünkü semaya kazığı çakılır.
  1. Cüzi irade dediğimizde, hemen kafamızda canlanan şu oluyor. Bir külli irade var ve bende de bu külli iradenin bir cüzi yani parçası var. İşte yanılgı noktası burada başlar. Hâlbuki olay kısaca şudur; külli irade, Allah ismiyle müsemma olan ve Hu isim zamiri ile kendisine işaret ettiğimiz mutlak zatın, kendisini tanıtmak için tecelli ettiği ve kendisinde kendisini seyir etmeye başladığı ve Rahman ismi gereği ile istediği manalarını bir tutam nurun dâhilinde veya haricinde, bireyin yaratılış rızkıyla açığa çıkarmaya başladığı mutlak iradedir. Cüzi irade ise, rahmaniyyetten tecelli edip rahimiyyette oluşan ve diğer tüm esma manaları gereği, nurundan bir tutam nur üzerinde şekil alan her bir birimin, külli iradenin resmedildiği kişisel rububiyet alanlarından her birinde, kendi rububiyet dairelerinin özünde var olan kıvam nispetince, her bir sanal benlikte zuhur edip yönelebilen kuvvesine denir. Burada bir parçalanma olmayıp her bir esma bileşkesinin oluşturduğu nakış gereği, kendi bünyesine göre özünden aldığı iradeye denir. Her bir birim, özünden aldığı irade kadar, yaratım nakşını oluşturan diğer esma bileşkeleri üzerinde etkileşim yapar. Esma bileşkeni dâhilinde güçlü olan, esma bileşkeni dâhilinde zayıf olanın üzerinde etki eder. Dolayısıyla da, güçlü olan güçsüz olanı baskılar. Bununla beraber biz insan olarak, bize verilen özellik gereği, esma bileşkelerimizde değişiklik yapma yeteneğimiz vardır. Tüm esma değerlerinde olduğu gibi, irade sıfatımızda da değişiklik yapıp daha üst iradeye çıkabiliriz. Bu olayı anlarsak, cüzi iradenin parçalanmış irade olmadığını, aksine yansıyan irade olduğunu keşfederiz. Birçok olayı fark edemeyişimizin başında şu gelir. Birçok anlama gelebilecek bir kelimeyi, hafızamızda sabitlediğimiz bir mana ile olaya bakmamızdandır.
  1. Var dostum var, cennette var, cehennem de var. Kabirde yaşam da var. Ama o kabir şimdi gözle gördüğün kabir değil işte. Alemlerde her şey bir plan iledir. Burada bu yazılımı okumanız ve resimlere bakıp iç çektiğiniz tüm paylaşımlar da bir plan iledir. Bir elma çekirdeğinden büyüyüp ağaçta meyve vermesine kadar tümü planladır. İnsan bedenindeki biyolojik reaksiyonlarından diliyle uyumlu tüm gıdalar bir planladır. İki koyun için çoban tutup başıboş bırakmıyorsan, sen kendini dünyada başıboş mu sanırsın? Kendini başıboş sanan boş boğazlar, her şeyin hesabını rabbine fitil fitil vereceklerdir. Allah var deriz de, var olan Allah’ın var ettiği bizlerden ne istediğine kafa yormayız. Düşmüşüz vücut reaksiyonlarının peşine ve şeytanı kalbimize musallat ederiz. Şeytanı kendine musallat eden kişi iflah olmaz. Akşam kafasını yastığa gönül hoşluğuyla koyamaz.
  1. Canan olduğumuzun, en azından o yola girdiğimizin farkında olursak, hak bize koşarak gelir. Canan canın özüdür.
  1. Can cananın canındaki canıyla canlanır. Bu can başka yerde değil sende senle oluşur. Fark et bu canı ve canlan hak yolunda.
  1. Tüm canlara candan muhabbetlerimi sunarım. Her can candır canandır. Hakka hayrandır. Her ne kadar bazısı farkında olmasa da… Aynı bahçenin çiçekleriyiz. Bunu böyle bilelim ebeden. Çünkü zaten böyledir.
  1. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize bir sürü günah sıralanır ve Müslüman bunları işleyebilir mi diye sorulur. Efendimiz işleyebilir der. Peki, iman ehli yalan söyler mi diye sorulduğunda, rengi gider, oturduğu yerden ayağa kalkar ve der ki; Müslüman asla yalan söylemez. Acaba; buna göre yaşayan kaç Müslüman var? Mercek ile ara bakalım, canını cananına adayan kaç can var…
  1. Özler can öz cananını… Çünkü onla bulmuştu yaradanını… Onda görmüştü Rahman’ın nazarını… Onla duyurmuştu figânını.
  1. Kâbe’nin önünde dostla hakka selam vermek… Hakkı derununda hissedip canla buluşmak… Canı canana verip orda hakla buluşmak… Özünden gelen manan ile muallâda defin olmak… Nasip olsun sana ey zata talip olan Allah kulu… Mekke’de zata talip olan hakka teslim olur… Medine’de ise sıfat daha basık olur…
  1. Bir can kardeşin olsun. Bir canan dostun olsun. Bir postun olsun. Gerisi hülya olsun. Dünyan saadet dolu olur. Ahret cennet olur.
  1. Tatlı insan… Yolun Kur’an… Terbiyen rahman… Olsun çaban… Ol yol alan… Suyun olsun akan… Bir araya gelsin yakan… Atan gibi ol hakan… Hem ol şeytanı yakan… İnsanlara rahmetle bakan… Olma kibre takılan… Hevesine kapılan… Her zaman hakka dayan… Sonra deme el aman… Hem ol canan hem de can… Yolda kalmışa ol taze kan…
  1. Hakka özlem duyan, bıkmadan yönelir cana. Can içinde canı seyr eder, gönül verir canana. Hayat düş olur gözünde, yönelir yaradana. Kucaklaşır mana ile özle öz olur yan yana… (TA ت  harfinin seyri)…
  1. Gönül sırdaşlarına ithafen… İki gönül bir olunca… Tüm uzaklıklar hayal olur. İki can bir olunca… Derunu cananla olur.
  1. Canan, rab ile kendini bulan kişidir. Yaşamında bir tane dahi bulursan… Büyük hazineylesin. Bir canan dostun olsun ki hazinen diri kalsın.
  1. Ey didarı gönül hakla olsun nefesin. Nefsinde nefsin olduğunu bilesin. Hayal içe hayal gibi kulluk göresin. Öylece karanlığını geçip nura kayasın. Hak senle seninle sendedir ey didarı can. Bir can var o da senle zahir olur ey canan. Canan hakla canı seyredendir her an. An içre an seni boğmasın ey canı canan…
  1. Cehennemden kurtulmak için… Ya imanla mutlak zata yönelip kulluk edeceksin ve böylece sağdan kitabı verilenler arasına katılacaksın. Bu şekilde çalışma yapana manevi rehber gerekmez. Ya da imanını yakine ulaştırıp ilmel yakin, aynel yakin ve hakkel yakin merhalelerinde seyri sülük yolunda çalışmayı bilinçli bir şekilde yaparak öncüler arasında yerini alacaksın. Bu şekilde çalışana rehber gerekir.
  1. Cehennemden kurtulmayanlar; fıtrat yaşantısından sapanlardır ki, bunların kitabeleri soldan verilenlerdir. Bunların rehberleri dahi uyur haldedir.
  1. Cin suresi 18. Ayette rabbimiz der ki; “Muhakkak ki mescitler Allah’ındır, Allah ile birlikte başka bir-tek çağırmayın”. Acaba burada ne denmek istenmiştir? Eğer maksat camide Allah yanı sıra kimseden bahsetmemek ise, ezan dahi okunmaması gerekir. Çünkü içinde Muhammed-ün Resulullah geçer. Tahiyyatta dahi nebi ye selam veririz. Bu ayette fark etmemiz gereken bir şeyler var. Ayette kullanılan ifade, dikkat edersek ulûhiyetten bahseder. Eğer mescitte Allah yanı sıra her şeyden bahsediş yasaklansaydı, “min dunihi” kavramı kullanılacaktı. Hâlbuki çoğu dönemde camiler adeta günümüzdeki Valilikler gibi dünyevi işlerin dahi görüşüldüğü mekânlar olmuşlardır. Camide gereksiz konuşmalar hoş karşılanmamıştır. Ama dikkat edersek ulûhiyet itibariyle mescitte Allah yanı sıra kimsenin adı anılamaz. Çünkü ulûhiyet itibarıyla Allah yanı sıra kendisine sığınılan ve secde edilen biri yok. La İlahe illallah demişiz. Taa işin başında… Allah yanı sıra bir ilaha yalvaran, olmayan şeye yalvarmış olur. Çünkü Allah yanı sıra başka ilah yoktur. Dolayısıyla, mescitte Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz adına naatlar okumak, başka ilâhı çağırmak değil, belki bizi bir-tek olan Allah’a çağıran Allah dostunu ve resulünü anımsayıp onun öğretisine daha bir muhabbetle sarılmak içindir.
  1. Cihad cehttir Allah yolunda. Savaş ise savunmadır düşmandan. Bunları karıştırdık karıştıralı dünyaya huzur gelmedi.
  1. Cennet ve Cehennem Allah’ın tasarrufundadır. Kimse kimseyi bir yere gönderemez. Tıpkı rızık gibi… Ama rızkına ulaşman, çaban oranında şekillenir.
  1. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizden şöyle rivayet edilmiştir: “Şüphesiz Allah’u Teâlâ kibirli ve mizacı sert olan, fazla yiyen, pazarlarda tartışan ve bağırıp çağıran, geceleri leş gibi serilip uyuyan, gündüzleri merkep gibi dünya işlerine kendini kaptıran, dünya işleri hususunda alim ve bilgili olup, ahret işlerinde ise tamamen cahil olan kimseye buğz ve nefret eder.” [beyheki; sunenıl Kübra] İşte bu hadis, yeryüzünü istila eden çok korkunç bir durumu haykırmaktadır. Haydi, yeter bee nefsim… Yeter de, hem yeter diyerek “AN”ının hakkını hakkıyla hak eyle…
  1. Şeytani cinlerden Allah’a sığınmak gerekir. Cinler insana ilhamı verip derler ki, “nasıl olsa bir daha dünyaya geri geleceksin. Zevkine bak ve eğlen bir daha ki dönüşte kendini düzeltirsin”. Bunun için en büyük silahlarından biriside reenkarnasyon zırvasıdır. O yüzden dünyaya kesinlikle geri dönülemeyeceğini bildiren ayetlerinden hemen önce, cinni ilhamlara aldırış edilmemesi gerektiği vurgulanmıştır. Mü’minun süresi  97. Ve 98. Ayete önce kulak verelim; (“Ve de ki: Rabbim, şeytanların vesveselerinden sana sığınırım. ” “Ve sana sığınırım Rabbim, çevremde bulunmalarından.”) Bazı insanlardaki reenkarnasyon aşkını ise şeytanlar insana ilham ediyor. Şimdi de Mü’minun süresi 99. 100. 101. 102. 103. Ayetlerine kulak verelim; (“Nihayet onlardan birine ölüm geldiğinde dedi ki: “Rabbim beni geri döndür. Tâ ki uygulamadığım şeylerde sonsuz geleceğime yararlı çalışmalar yapayım!”… Hayır! Öyle bir şey söyler ki geçerliliği yoktur… Arkalarında yeniden bâ’s olunacakları sürece kadar, bir berzah vardır. Sur’a üflendiğinde, o gün aralarında nispetler olmayacak, sualleşmezler de. Kimin ölçüm değerleri ağır gelirse, işte onlar kurtulacakların ta kendileridir. Ölçüye tartıya konacak değerdeki amellerinin, sevaplarının kefeleri hafif olanlar, işte onlar da kendilerini ve birbirlerini hüsrana uğratanlardır. Cehennem’de ebedî kalırlar.”) Bu ayetler tetkik edildiğinde akıp giden hayatın olduğu ve dünyaya geri dönüşün olamadığı vurgulanıyor. Dolayısıyla bu ayetlerde vurgulandığı gibi; akıp giden bir hayat vardır ve dünyaya tekrar geliş mümkün değildir.
  1. Reenkarnasyon batıl bir inançtır. İnananın çantası boş kalır. Bedenimizin ölümüne bizzat şahit olacağız. Kabirde yalnız konulan bedenimizi seyir edeceğiz. Tüm yaşantımız gözümüzün önünden geçecek. Taksiratımız Nekir isimli bir melekten, amellerimiz doğrultusunda şekillenip bize gözükecektir. Doğru yaşantımız ise, Münker isimli melekten, amellerimiz doğrultusunda şekillenerek bize sunulacaktır. Şekilleri amelimizin misli olarak gözükecektir. Her insana şekli farklı olacaktır. Sorgu sonrası derin hayat başlayacaktır. İsrafil’in suru bizi kendimize getirecektir. Sonra kıyamet saati başlayacaktır. Üryan/çıplak bir diriliş vuku bulacaktır. Rable yüz yüze kalınacaktır. Her şey ortada olacaktır. Sonra cehennem sırat cennet safhası gelecektir. Cehennemde kalanın vay haline… Sırattan geçip cennete ulaşanın ise, üzerine selam verilecektir. Bunlar evet bunlar ve hatta hatta daha fazlası önümüzdedir. Tüm bu merhalelerde bilincimiz şu anki gibi apaçık bir şekilde yaşıyor olacaktır.
  1. Kur’an cenneti anlatırken, cennetin misali şöyledir der. Akıl kendisine sunulan örneğin somut örneğini arar. O yüzden cennet dünyaya benzetilerek anlatılmıştır. Başka yerde der ki; cennet öyle bir şey ki ne olduğu insanın hatırına bile gelmemiştir. Sakın ha misale takılma, yoksa aslına asla varamazsın…
  1. Cehennem soyut bir isim olabilir ve her ortam cehenneme dönüşebilir. Hayat kesintisiz devam edeceğine göre buradaki cehenneme dönüşen ve yakan rabb, ölüm ötesinde de bulunduğun mekânı cehenneme dönüştürür ve kat kat fazla yakabilir. Zaten imansız olarak ölen kişiye, semanın kapılarının asla açılmayacağını, ayeti kerime bariz bir şekilde izah eylemiştir. Hani derler ya cehennemdeki ateş yetmiş defa yıkanmış ve dünyaya gelmiş. Yani buradaki sıkıntı “öleyim de kurtulayım” demekle bitmeyecek ve kat kat artarak devam edecektir. Allah azabı ise bambaşkadır.
  1. “İradeyi cüz”ümüz, Allah’ın mutlak iradesine alternatif olacak minvalde cüz’i bir irade olarak anlaşılmasın. İrade-i cüz, külli iradenin birimden kendisindeki rabbı hassı çerçevesinde ve rububiyet alanına göre birimden ortaya çıkışına denir. Yoksa Allah’a rağmen ikinci bir bağımsız veya özerk herhangi bir irade mevcut değildir. Mahlûkattaki her bir sıfat, Allah’ın hükmü dâhilinde mahlukatın yaşam planında yaratılarak yer almıştır.
  1. İrade-i cüz’ümüz bölünmüş bir irade olarak anlaşılmasın. İrade-i cüz, külli iradenin birimden “birimin kader/miktar/kapasitesine göre açığa çıkana denir”. Yoksa ayrı ve tümüyle bağımsız hem mutlak olarak özgür olan ikinci bir irade değildir. Allah’ın hükmü dâhilinde olan ve içinde seçenekler bulunan yaşama bakış alanıdır.
  1. Dinde bize anımsatılan sünneti Resulü kabul etmeyen, Allah’ın sünnetini hiç kabul etmemiştir. Külli ve cüz’i irade misali. Aslında tektir de, benliğimizin hüviyetinden dolayı bize iki görünüyor.
  1. Cennet derece derecedir. Cennete giden herkesin yeri aynı değildir. Lakin isteyen kişi istediği kişiyi misafir eder. Misafir olan kişi ise, cennetlerinde meşk halindedir. Dünyevi akıl ve idrak; bunun nasıl olacağını asla çözemez.
  1. Cennetin en alt mertebesinde olan kişiye 72 zevç/beden verilecektir. Dilediğinle dilediğin şeyi üret ve yaşa. Bunu anlayamayanlar ise, her erkeğe 72 kadın verilir diye anladılar. Sonra da dünyalarını cennete taşıdılar. Daha sonra da kadına ne verilecek diye ikilem başladı. Ya hu erkek ve dişi bedenleri dünyayla alakalıdır. Sadece neslin çoğalması için bir sebep ve etkendir. Cennetin değerleri ise, bu dünyada insanın hayaline bile düşmemiştir.
  1. Cehennem yedi kat yerin altındadır denilmiştir, o da bizde gömülüdür. Yedi kat yer anlaşılırsa, işte o zaman daha dünyadayken cehennemden çıkarız. Her kavrama sadece zahiri mana ile bakılırsa, işin içinden çıkılmaz olur.
  1. Üniversite sınavında ilk sıralara yerleşip güzel bir bölüme geçmek, bedava ve yatarak olmuyor. Gece gündüz çalışarak hedefe erişilir. Mana âlemi de öyle… Küreğin kadar kayığın yol alır. Kendini kandırma ey nefsim…
  1. Yakan rabb imiş. Allah’ın azabı ise ekber imiş. Acaba ne demek istenmiş? Rabb ne ve nasıl yakar? Allah azabı ne? Ya cehennem? Arka arkaya bağlantılı konular.
  1. Vücudun çakraları gibi yeryüzünün de çakraları vardır. Ana çakra Kâbe’nin altındadır. Zemzem suyu ana çakradan geçer. Ana çakranın bir kolu Arafata uzanır. Bir kol Medine’ye, bir kol da Mescidi aksaya kadar gider. Bunlar çakranın şahdamarları gibidir. Birde daha küçük damarlar yeryüzüne yayılır. Bu küçük damarlardan iki tanesi Anadolu’dan geçer ve İstanbul’da birleşir. İki tanesi de Kıbrıs’tan geçer. Bu küçük damarların kılcal damarları ise yayılırlar. İşte bu küçük ve kılcal damarların geçtiği yerlerde huzur ve sükûn vardır. Geçmeyen yerlerde ise ne huzur bulursun ne de sükûn… Bunun bir de zıttı olan zülmet dolu çakraları da vardır. Bu çakra noktaları üzerinde yapılan keskin köşeli yapılar, o nuru yatay olarak yeryüzüne yayarlar. Zulmette de durum aynıdır. O yüzden de tarihin derinliklerinden günümüze uzanan bir serüvende, bir çok anıtlar inşa edilmişdir.
  1. Çay işte güzel içecek. Çay her insana arkadaştır. Yolcu insanlara yoldaştır. Dervişlere haldaştır. Sultanlara sırdaştır.
  1. Çay demlerken, nefis hemen suyun kaynamasını ister. Nefis çok acelecidir. Hızlı ısınan su, hızlı soğur. Çayının tadı olmaz. Sen suyunu yavaş ısıt ki çayın güzel demlensin.
  1. Yeni çay demlemek için eski çayı dökmelisin. Eski çayı dökmeden üzerine yeni çayı demlersen, çayın rengi ve tadı bozuk olur.
  1. Çay öğretir sana işte sırrı… Haykırır ve der ki sana; sırrı ilahi özünde… Tıpkı şekerin tatlılığı şekerin özünde olduğu gibi ve çayı özüyle tatlandırdığı gibi…
  1. Çay çaydır ki unutursan soğur… Kesinlikle sılay-ı rahim şarttır. Yoksa soğuma başlar ve terk ediş oluşur. o yüzden de sadece selam vererek de olsa, unutulmamak gerek…
  1. İlimsel olarak zihni hareketlendiren alimlerde hayr vardır. Gerisi eskinin tekrarı, seni geçmişinle ketmeder. Zihin dünyası öyle hareketlensin ki; hem de çayın içindeki şekerin hareketi gibi. Sonra zihin dünyası tatlılaşacak, tatlılaşan çay gibi. Yoksa yerinde say say say, bir yere varılamaz. Marş marş varsa, bir yere varılır.
  1. Ayranımız ve çayımız dururken; kapital sistemin yönlendirmesiyle tertemiz bedenlerimizi sentetik içecek ve asitlerle dolduruyoruz. Bu et kemik bedenimiz, ruhumuzu geliştiren tek sermayemiz. İsraf etmeyelim. Allah israf edenleri sevmez.
  1. Akşam çayını siyah beyaz kamera siyahlaşmış gösterir. Kamera orijinal ise tavşankanı olarak gösterir. İşte hakikatlere bakışta öyledir.
  1. Kupkuru olan ancak çerez olur. Çocukların cebinde atıştırmalık olur. Bazen büyüklerin dahi çayında tadımlık olur. Dişlerinde sıkışınca kürdanlık olur. İşte tadımlık olan, bir muhabbetlik olur ve unutulur. Sıdk ve rahmet ile dolan ise, baki olana bakacak bir sedayla, her an candan öte sevda güneşi olur. Öylece Hayy ismine ayna olur.
  1. Biri dedi ki bu dünyaya niçin geldik? Hala öğrenememişse… De ki ona, çay içmeye… Bak nefsine dostum… Dışına, semalara hem yere bak… Bak yaşlanan bedenine, hem aynı kalan ruhuna. Dünyaya niçin geldiğini öğrenirsin.
  1. Çağdaş bilimin evrene sınırsız demesi, olayı bilmeyenleri evreni yaratıcı olarak görmeye götürür. Oysaki evren, Allah’ın ilminde sınırlı ve minnacıktır…
  1. Eğer çocuğun çalışması için ödül verilecek ise, çocuk ödül için çalışır. Eğer çalışması ceza almamak içinse, ceza almamak için çalışır. Ve istenilen sonuç elde edilmez. Oysaki edindikleriyle bütünleşmesi için çalışmalıydı.
  1. Bil ki kişi, her başını kaldırıp üzülme hissi duyduğunda, cenneti kapsayan çınarın yapraklarından saçılan koku, burnunun tütsüsü olur.
  1. Çınarın, senin tüm mana dünyanı teşkil eden ve asırlardan asırlara taşınan gölgeliğindir… Onun kökü sekiz cenneti içine almış ve yaprakları taa dünyana kadar uzanmıştır. İşte buna tuba ağacı denilir.
  1. Sen iman ile bakındıkça çınarın kesilmez. Çünkü gönlün onu kesmene müsaade etmez. Çünkü iman ile dolu olduğun müddetçe, o her zaman capcanlıdır yanında.
  1. Dostum bil ki, çınarın gölgesi senin üzerini gölgeler. Çınarın, senin onu sulamana ihtiyacı yoktur. Zaten kökü taa derinine dalmıştır.
  1. Sen çınarı kökten kesmedikçe, oracıktadır. Çınar kesilince artık yerinde rüzgârlar eser de, çınardan iz bile kalmaz.
  1. Çınar olduğu yerde durur yüzlerce yıl. Üzerine çizik çizenlerin izleri ağaç ile ebedileşir. Hayatta iz bırakanlar, çınarlarının üzerine çizik atanlardır. Buna sadaka-i cariye derler…
  1. Kimsenin çekim alanına girmeyeceksin kardeşim. Yoksa gözün kör olur da onun hatalarını görmez olursun. Kurtulmak istersin de elin ayağın birbirine dolaşır. İşte birinin çekim alanına girmeye aşk derler. Oysaki akıl ve iman senin en kıymetli cevherindir. Seveceksin ama kendini kör etmeyerek. Hataya hata diyeceksin. Doğruya doğru diyeceksin. Yoksa kaybedenlerden olursun… Kur’an bu hakikate akleden kalp olarak işaret etmiştir.
  1. “Doğrusu, insanın uğrunda emek sarfettiğinden başkası kendisinin değil” söyler Necm 39. ayet Evet kardeşlerim… Hani hibe ve çalışılmadan makamlar veriliyordu. Aldatıcı kimseyi aldatmasın der ayet. Evet bedavadan insana bigıdım su bile verilmez. Kimse kendisini kandırmasın. Ve bedavadan kendisine bir şeylerin ulaşmasını beklemesin.
  1. “Geceden de sana mahsus fazla bir namaz olarak uykudan kalk, Kur’an ile teheccüd kıl, yakındır ki rabbın seni bir makam-ı mahmud’a ba’s ede… İsra 79” Bakınız kardeşlerim… Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize dahi bedavadan hiçbir makam verilmiyor. Zira kendisine verileceği makama ulaşması için gerekli olan amel ile donatılması, onun üzerine farz kılınır. İnsanın üstten iki kelime okuyup kendisini bir şey sanması kadar düşüncesizce bir davranış olamaz. Bilelim ki çalışmadan hiç kimseye bedavadan bir makam hibe olarak asla ve asla verilmez. Bu peygamber dahi de olsa…
  1. Çekip giden çok şeyden mahrum kalacaktır. Çünkü su akıyor ve her an yeni ve berrak su subaşından cari olup iniyor. Lakin akım yerinin boyasının dökük olduğuna bakıp sakın aldanma, verdiği hayata bak. Çünkü adam vardır ki üstünde elbise yok. Çok elbise de vardır ki içinde adam yok.
  1. Zaten tüm çabalar derunla aynı dalgada birleşip yokluğa adım atmaktır. Adım atan birim hep olacaktır. Yani ben, sen, o hep olacaktır. Yoksa seyir eden olamaz ki. A’ma, a’ma olarak kalır. Yoksa âlemlerin bir yaratım esprisi kalmaz.
  1. Çok uçuk şeyler konuşmak veya yazmak insanları çalışmaktan geri bırakır. Her makamın sözü ayrıdır. Bir makamın sözü diğer makamda/boyutta geçersizdir. Elbette Allah’ın dediği olur. Ama Allah derken acaba nasıl Allah deriz? Allah bu boyutta, yani et kemik ve yüzde 80 civarı sudan yaratılan ve bu görülen bedenimiz olan bu varlığa sahip, yani beş duyu organları ile bizzat gördüğümüz bu somut bedenimizin içinde yaşadığı bu boyut için der ki… “İnsana sadece çalışması vardır”
  1. Dünya çok garip başladı ve garip bitecektir. Ne garip bir dünya! Kabil ve Habil ile başladı bu derya. Kabil Zorbalığa başladı. Kabil ilk katli işledi. Taa günümüze kadar uzandı. Ya hu, çok mu zor, zulüm etmeden yaşamak?
  1. Din, Allah’ın yaratım fıtratının taa kendisidir. Duydum ki hala dinin, dışarıdan verilen ve uyulması gereken kurallar olduğunu sananlar varmış. Duymadın mı ki, Allah indinde din İslam’dır. Yani İslam, yaratılan düzenin ta kendisidir. Uyarsan kazanırsın. Kafana göre davranırsan kaybedersin. Hepsi bu…
  1. Derunla bakarsan duan ulaşır hedefe. Derunu hissedip dua edenin duası makbuldür. Derundan bihaber edilen dua beyhudedir. Dua eder de niye kabul olmaz diye başı derttedir. Derdi de taa sinededir. Oysaki, o sine onun derunudur.
  1. Deniz üzerinde kuruludur dünya tahtın. Denizi izlemek insana huzur verir. Dal dalgalara… Tüm sıkıntıların kayboluverir.
  1. Deniz… Kaya… Toprak… Aynı anda yağmur her yere yağar. Her bir yer ayrı istifade eder. Her bir toprak bile ayrı ayrı akan suyu emer.
  1. Dünya ayrıştırmak içindir… Sende iyilerle ayrış. Zoru başarıp “hu”ya ermek asıl mesele… Kolay olsaydı, herkes ererdi… İyi ve kötü nasıl ayırt edilirdi… Dünya yaşamı da neyin nesi olurdu…
  1. Allah dostları gizlenirler. Allah dostları gizlenmek için, şakacı veya vakit geçirten biri gibi görünüyor olabilirler. Ama öyle kişiler, karar vermede ve bir işe veya bir kişiye kefil olduğunda, çok ciddi kararlar alırlar. Ciddi olmayan işe girmez ve ciddi bir durum yoksa kefil olmazlar. Belki herşeyi dile getirmede biraz utangaç olabilirler. Ama bir işin içindeyseler, gayet ciddi olurlar. Her ne kadar dış görünümleri bazen ciddi gözükmese de… Bir işe karar verdiklerinde, Allah’a güvenirler ve sonuna kadar sebat ederler. Ciddi ve Allah’a dayanan bir kişiyi kıranın vay haline…
  1. Dünya işte… Ne garip bir dünya… Kıran kırana bir mücadele… Sanki bir hülya… Şeytan gülmesi gibi bir rüya… Kimse yaşayamadı doya doya…
  1. Onun emri olmadan ağaçtan yaprak bile düşmez. Emrin saati gelince bir milim dahi şaşmaz. Hiç bir şey O’nun emrinden kaçmaz. Duydum itaat ettim demekle huzurun kaçmaz. İtaat etmekle mutlu olasın… İçin umutla dolsun. Rab’bin dileği ile, bu duam kabul olsun…
  1. Sırf ve katıksız olmayandan arkadaş seçebilirsin. Ama arkadaşlıkta müşterek menfaat bitince, arkadaşlıkta biter. Dostluk öyle değildir… Nimette veya külfette hep beraberlik vardır. Fark budur işte… Dostlukta sırf sevgi vardır. Asla ve asla maddi veya manevi bir menfaat söz konusu olamaz. O yüzden de dostun sırf ve katıksız olarak, gönül verenlerden olsun. İşte öyle dostlar, seni Allah ile buluşturur.
  1. Birbirini Allah için seven dostlar, kıyamet günü arşın gölgesinde gölgelenirler. Sırf ve som olan insan, isan-ı kamil ismiyle bilinen, Nur-i Muhammedi’deki hüviyetin seyrine mahal olmuştur. Sırf ve som olamayandan dost olamaz. Fark budur işte…
  1. Mutlak dostluk sırf ve som olmalıdır. Sırf ve som olan dosta cevabımız ise, sırf ve som olsun. Öylece dostuluğunuz baki bir surete bürünür. Ölüm sonrasında ise, arşın gölgesiyle şereflenir.
  1. Her duygusal konuşana inanmayın… Dünyada iki milyar civarı Hristiyan bulunur ve tanrıyı üçe bölerler. Papazların yaptıkları duygusal hipnozlar sayesinde o kadar taraftar bulurlar… Uyanan ise, hızlıca uzaklaşır.
  1. Dünya bize mezar sandukası… Mezardan çıkıp dirilme şansımız sadece bu dünyada… Yoksa yerimiz kendi sandukamız…
  1. Dünyamız, yumurta kabuğunun içindeki besini yeyip kendi dünyasında yaşayan civciv gibidir. Dışından haberimiz yok. Haberi olana durmak yok. Ne düşenin dostu olur ne de ayakta olanın dostu… Çünkü tek dost Allah… Allah biriyle sana nazar edip rahmetini lütfederse, herşeyi teslim eder. İşte tek dostu dost bil, öylece kulluğunun haddini bil. Had bilmeyen ise, sınıra tecavüz eder. Öylece kendine yazık eder.
  1. Ah dostlar ah… Erdiği gerçekleri gerçekten sevdiklerine anlatamayan kişi en mutsuz insandır.
  1. Kişi dostuna benzer. Sadık dost, insan olandır. Allah boyasıyla boyanandır. İşte ancak sadık olan dost, insanı insan yapandır. İnsanı insan, ancak insan şekline sokar. Hayvandan insan suretinde epey varlık vardır ki, onlardan hakka erdirici dost olamaz.
  1. İnsan iki gözlüdür. Bir gözü zahire bakar, diğer gözü ise manaya bakar. Mana gözünü kör eden, maddede iskan kılar. İşte Deccal de tek gözlü olacak, yani insani mana kendisine kapalı tutulacak. Ve ona tabi olanların bakışları da öylece kemikleşecek. Ruhları körelip cennetten mahrum kalacaklardır.
  1. Dünyanın sonuna yakın insanların büyük çoğunluğu, Deccal’ın sofrasında olacak. Deccal onların imanlarını alacak. Kendini tanrı ilan edecek. Cinlerin çoğu ona destek verecek. Ezazilin torunları yarım kalan hesabı görecek. Az bir kısım ise, Deccal’ın cehennemini seçecek. O cehennemini seçenler, o cehennemin aslında cennet olduğunu görecek. Ve ebedi kurtuluşa merhaba diyecek…
  1. Düşüncelerini kontrol eden kâinata meydan okur.
  1. İki âlemi birleştiren kullar iki âlemden en iyi hitap edendir. Bunlar şeriat ve tarikatı birleştirip hakikat ve marifete adım atmışlardır. İşte bunlar karanlıkta parıldayan dostlardır.
  1. Karanlık ortamlarda göz dostlarını arar. Allah’ım… Kıyametin karanlığında bizi sadık olan dostlarınla buluştur. Kalbimizi nuruna kavuştur. Özümüzü özün özüyle buluştur.
  1. Dünya dedikleri bir gölgeden ibaret… Dünyada cemali görmek büyük keramet… Ahiret dedikleri tam bir saadet… Cennette cemali görmek saadet içre saadet…
  1. Yaşam dizilir hece hece. Dünya hayatı bir oyun bir eğlence. Var bunda bir bilmece. Her şey hayaldir deyip, gerçek bir hayat yoktur diyenin aklı olmuştur hece hece.
  1. Dostum dediğin kişinin gönlünde de bazen fırtına eser. Sakin olur ne yazdığını bilmez. Susar çünkü ne kelam edeceğini bilmez. Ses ve harfin dokunmadığı bir serzeniş akmaya başlar.
  1. “Allâh dilemedikçe (şae fiili gelmiş) siz dileyemezsiniz! (şae fiili gelmiş) Muhakkak ki Allâh Aliym ve Hakiym’dir.” (İnsan süresi 30) Peki bu ayette, Allah’ın iradesini kendinizdeki istek ve yönelime göre dileyen durumuna getirin, demek istemiş olamaz mı? Yani cebriyeci bir anlayış değil de; insanda Allah’ın iradesini, insanın dileğinin ortaya konulması için, şekillendirecek duruma getirin.
  1. Sadık dost asla küsmez. Bir arıza görse vardır bir bildiği der. İşte sırf sevmek budur. Gerisi avunmadır.
  1. Birisinden dua istemenin sırrı şudur ki; O kişiye sevgi beslemeniz ve o kişiye yaptığı duanın aynısının ona ulaşmasını istediğiniz içindir. Dua ettiğimiz kişiden bize bir yansıma olur. Biz kime ne dua edersek, dua ettiğimiz kişinin bilinç gücü ve ruhaniyeti oranında, dua ettiğimiz şeyin aynısı veya daha güçlüsü bize de yansır. Bedduada da durum aynıdır.
  1. İçimizi kemiren bir şey varsa; bu vesvese değildir. İşte bu, doğruyu bulmamışız demektir.
  1. Allah dostuna iftira edip savaş açan, Allah’a savaş açmıştır. Karşılığı çok ağırdır. Dünya ve ahirette rezil olmaktır.
  1. Dışsallığa takılıp bitirilen manevi dostluklar, kişiliği en çok etkileyen anılardır…
  1. Dünyalık tüm met’a-lar nedir ki? Bu düşünceler dünyaya dalanlara cazip gelir.
  1. Derunu duyamayan derinle uğraşır. Özü hissedemeyen izde arar. Kendinde bulamayan başkasında arar. Her ne hikmetse serapta geçer gider.
  1. Birisi hakkında karar verdiğimizde etine, butuna veya üstündeki elbiseye hatta konuştuğu cümleye göre olmasın. Yanılırız ve ondan mahrum kalırız. Çünkü Allah dostları gizlidirler.
  1. Bu devir öyle bir devir ki, beş duyunun ötesine inanmayan bir insanlık peydahlandı. Öylece Deccalın cennetine adım adım…
  • Bu dünya harikaları cennete göre ne ki? Burayı oraya tercih etmek akıl kârı değildir.
  • Dünya gözüyle dışa bakarsan gerçek dost bulamazsın. Çünkü dünyevi dostlar, sana değil sendekine gelirler. Ama Allah nuruyla bakan kişi, o nurdaki ışıltıları görür. Kendi ışıltısıyla kesişenleri sezer. Birlikte aynı kuşların göçü gibi yol alırlar. Derken kesişenler teker teker katılır ve renkli görüntüler ortaya çıkar.
  • İnsan diğer varlıkların aksine kendisini terbiye edebilecek kapasiteye sahip olarak dünyaya gelir. Diğer tüm canlıların sahip olduğu içgüdülerin yanında, ayrıca kendi iç dünyasını istediği forma sokabilir.
  • Eğer bu dünyanın varlığını anlamadıysak, ölümden sonraki yaşamın varlığını da aynı şekilde anlamamıza imkân olmayacaktır. Çünkü “dünyada a’ma olan ahirettede a’ma olur, hatta hatta daha da şaşkın” der ayet… Bir anlasak… Artık hiçbir sevginin bizi Allah yolundan alıkoymaya gücü yetmiyecektir.
  • Gıyabında dua yaptığın kişiden, onun bilinç düzeyinin gücüne paralel olarak dua sana geri döner. Sessiz ve sözsüz dua etmeye çalış. Boynunu bük ve Allah’a bak… Annesine doğru boynunu büken çaresiz çocuk gibi… Sonra seyret tecelliyi… En makbul yöneliş budur… Yöneliyorsun… Boynunu büküyorsun… Ve umutla bekliyorsun… İşte bu… Maşallah… Seyret tecelliyi… Müthiş enerji akar… Ve buna şahit olacaksın…
  • Üzülmeyin dostlar, dost uyardı diye. Kırılmayın canlar; can, can oldu diye. Küsmesin hiç kimse; kimse, kim oldu diye. Sataşmasın kimse kimseyle, heves oluştu diye.
  • Dost gönle dokunandır. Hatırlandığında kalbi titreten dostlardır, sana ebediyete kadar dost olanlar. Aynı kaşıkla yemek yemeden çok, aynı gönle dokunacak dost gerek. Bunların buluşma yeri beden değil, Ruhun taa derinlikleridir.
  • Beden ruha kaledir dünyada. Ruh bedene deryadır dünyada. İkisi aynı anda yaşar bu dünyada. En sadık dostlar bunlardır bu dünyada. Bunları ayırdın ayıralı, huzur bulmadı seni dünyanda. Sanki bedenin ayrı yaşadı dünyanda. Ruh bile apayrı kaldı dünyanda.
  • Tüm erenlerin içtikleri su aynı deryanın damlaları… Ağızdan inen damlalar aynı tatlılıkla hayat sunmaktadır.
  • Ey nefsim… Fena âlemini dışarıda arama o sendedir. Beka âlemini hiç sorma, o da senledir. Hakikat dediğin ise özündür. Allah hududu bunda karar kılmaktır. Ey nefsim… Eğer Allah’ın hududunu aşarsan… Özündeki hakikate sırt verip batıla kayarsan… Beka âlemini terk edip fena ile avunursan… Fena âlemini hayale tercih edersen… Ettiğini eksiksiz bulursun. Dileyen nefsimle beraber dinler.
  • Kur’an ve hadis “data”dır. Yani objektiftir. Mutlak ilim olarak tarafsız bilgidir. Herhangi bir ilim tarafsızlığını yitirirse “data”lığını kaybeder. Ondan faydalanın ama bağlanmayın. Birisine birşeyler aktaracaksan da “data” olarak aktar. Yoksa zulüm edersin. Belki de ilim aktardığın senden daha geniş yeteneğe sahiptir. Sen yeteneğinle sınırladığın “data”ya zulüm edersin. Örneğin; 120 inç bir ekrana yansıyan “data” ile 7 inç ekrana yansıyan “data” aynıdır. Ama her “inc”in görüntüsü farklı olur. Sen 120 “inc”in bir köşesine 7 “inç”lik görüntüyü yansıtır ve diğer ekranın tümünü kara edersen, 120 “inç”lik ekrana zulüm edersin.
  • İlmi “data” olarak aktaracaksın. Aktardığın kişi aklını kullanarak ve imana yapışarak kendisine yol çizmelidir. Yoksa sana göre bir çizgiye girer ki, taklidi bir yaşam sürer. Dikkat edilirse Kur’an “data”dır. Yani mutlak ilimdir.
  • Dili sana Allah vermiş. Onunla tat alırsın. Yemeğini çevirirsin. Bebekken meme emmek için boru gibi büzersin. Ağzında evirip çevirirsin. Kimse sana dil veremez. Olsa olsa dilini sömürür ve seni otlatır. Sen Allah Resulüne kulak ver ey nefsim… Gütmeyen ve gözetleyen insanlarla beraber ol. Onlar da sadece rukuda Allah huzurunda eğilen insanlardır.
  • Doktor, hastasıyla ilgilenmesi sonucu eğer mikrop kaparsa, en fazla dünya ile ilgili hastalık kapar ve en kötü ihtimal ölür. Din ilmiyle ilgilenip insanlara doğru istikamet vermeye çalışan kişi ise, ortamdan bir manevi hastalık kaparsa, ebedi hayatına mal olur. Çok dikkat edilmesi gerekir.
  • Yapılan dua icabet bulunca, kula seyri kalır.
  • Damla deryayı bulduğunda artık bedensellikten geçer… Gör deryayı ki; deryada damlaya bireysellik ve bedensellik kalmadı. Sen de deryanı seyret bedensizliğini seç. Öylece zihnen mutlak deryana dal. Bu demek değildir ki bedenin hakkını vermekten vazgeç. Aksine bu; her ortamın hakkını ver, der sana…
  • Tüm düşünce dünyası; iki parça tenekeden oluşan aracı ile iki taştan oluşan evinin hikâyesi olanlar, seni anlayamazlar be gülüm.
  • Aslan da olsan yanında öz dostun yoksa düşmana yemsin.
  • Hey gidi boş dünya… Her şeyin ulaşılmaz bir hülya… Nicelerine oldun boş sevda. Vakti gelince ettin elveda. Lakin kendini sana kaptıran edemedi veda. Seni resmetti kalbine içinde oldu geda. Özüyle sözünü ede ede günlerini eyledi eda. Öylece kendi semereseni boşa eyledi feda.
  • İki türlü dua beraber olmalı… Kavli duaya fiili dua eşlik etmeli… Hem isteyeceksin rabbinden hem de çalışacaksın her an hikmet göreceksin sebebiyetinden… İşte olacak o zaman işin kendiliğinden. Ben istedim Allah’tan ve sırt üstü uzandım ile olmaz. Çiftçi ister Allah’tan elini açarak. Tarlasını çift sürer hiç bıkmayarak. Evet doğru, Allah kulun isteği doğrultusunda hükmünü inşa eder. Ama bu inşasını sebepler dairesinde icra eder. Sebep için de çaba sarf etmek şarttır. Kendini salıp olmasını beklemenin ise, gerçeklikle alakası yoktur.
  • Dinin gerçeklerini anlattığında, sana gelenekselci diyorlarsa, bırak kendileri reformcu olsun. Bırak kendi sapkın lakırdılarında oyalansınlar. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizden bize kadar ulaşan şaşmaz gelenek, başımızın tacı gönlümüzün miracıdır.
  • Demek ki varmış dosta hacet ki, onun için de kişi yanında dostlarını görünce mutlu olur.
  • Eşrefi mahlûkat dahi, “kadir gecesi veya cuma günkü duanın kabul anı” “işte şu an” dememiştir. Genel bir çerçeve içerisinde aramamızı istemiştir ki, hem kulluk daim olsun, hem de şevkimiz kırılmasın. Bilelim ki; Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin yolunu terk eden, terk edilir.
  • Saat belirtip şu saatte dua kabul olacak diye zaman vermek çok büyük bir hatadır. Çünkü duanın kabul olması için kalbin hazır olması gerekir. Vatandaşta o saatte dua edecek, eee bakacak ki olan bir şey yok, o zaman itibar sarsılacak. Dikkat edersek, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz, hiçbir zaman kesin saat vermemiş, ama zamanın belli kısmını işaret etmiştir. Cuma günü yapılan dua için veya kadir gecesi için hep belli bir zaman dilimini esas alarak ferman eylemiştir.
  • Çoğu kişi siyasi birliktelik ile bireysel birlikteliği ve dostluğu birbirine karıştırıyorlar. Devletler arası olan “dostluk kelimesi” ülke çıkarları doğrultusundadır. Bu dostluklar şahsi dostluk ile karıştırılmamalıdır.
  • Sen, sen ol yegâne dost olarak Allah’ı seç. O dostunu hiç dövmez. Hep sever… En acı dövülme en yakın dostundan aldığın darbelerdir. İşte bundaki yaralar bir türlü kapanmaz. Fiziki dövmenin yeri iyileşir ve unutulur ama dil ile dövmenin incittiği kalp iyileşmez, hep ağlar. Döveni affetsen de kalbinde ona karşı bir kırılganlık kalır. Sen, sen ol sakın ha kimseyi dövme.
  • Dervişin dövene elsiz, sövene dilsiz olması gerekir de; ama dervişe döven ve söven, dervişin gözünden düşer.
  • Dosttan öte bir hiçlik, candan öte canlılık… Ruhtan öte beraberlik, kalpten öte sadakatlilik… İşte öylece kalbin hakla bulsun ferahlık… İşte özünden kaynayan bu ferahlık, sana layık…
  • Bazen gayrı ihtiyarı ağzından cümleler dökülür. İşte onlar kabul olan dualardır.
  • İçimdeki denizi gördüğümde, o denize dalmak için kolları sıvadım. Ama gel gör ki kol sıvamakla denize girilmezmiş. Üryan olmak gerekmiş. Bende üryan olmaya başladım ki, bir ses dur dedi. Sen giyinik yaratıldın. Duymadın mı baban Adem bile üryanlaştığında cennet yapraklarıyla örtündü. Utandım yeniden giyinip yerime oturdum. Huu
  • Dostunun çadırına her uğradığında sana bir tokat vuruyorsa, artık uğramazsın o çadıra. Çekilip uzağa ayrı bir çadır kurarsın.
  • Dengeyi tutturamayanlar ruhbaniyete kaydılar. Oysaki dinde ruhbanlık yoktur der ayet. Aklını tümüyle yok edenler meczup veya meftun olurlar ki, bu Allah’ın razı olduğu bir yol değildir. İşte dengede olmak, Allah yolunda revan ettirir.
  • Dengede olmak Allah yolunda revan ettirir. İrfan ehli ilim ehlinden bir adım önde yol alır. Onlar marifette zengin oldular. Sonra ilim ve irfanı birleştirenler hakikatte mest oldular.
  • Derdinin dermanını Allah ulaştırmıştı. Gafil olan ise, doktordan bilmişti.
  • Bazen bir selam vereyim dersin, derdinin dermanını orada bulursun.
  • Bu ne başlamaz derya… Her şey kalıyor hülya. Kâbe dahi işlemezse içine… Çok engel yapmışsın biline. Açılmaz olur gül, ne çare… Ne yüz kaldı ne hayâ… Yüz kalmadı baksın ayaya… Ya Rab nedir bu hal, kalp döndü kayaya. Hem ayak kalmış yaya.
  • Dağ gibi günah ile huzura varmak, ne de zordur. Affedici Rab olmazsa, ne yüzümüz olur ki…
  • Yüksek makam erleri, dağlık yerlerde insanlıkla buluştular.
  • Yaptığımız tüm çalışmalar bizde değişimin oluşması içindir. Sen çalışmanı Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin yaşamına endeksle ki, sendeki tecelli seni mutlu etsin.
  • Denizde bir an da yüzemezsin… Yüzmek için öncellikle suyu görüp az yutmak gerekir ki; kişilik melekesi oluşsun.
  • Değişmediğini gördüğünle arana hendek aç. Salyaları senin elbiseni kirletmesin.
  • Dostlukla yoğrulmayan dost olamaz.
  • Yeri bir döşek gibi yayan Allah’a hamd olsun. Bu döşek üzerinde gerekli çalışmayı yapana Hızır yoldaş olsun. Toprağın rehavetine kapılıp amelden yoksun kalana yazıklar olsun. Hakkın dergâhında ümitle boyun bükenlere selam olsun.
  • Yetmiş yaşına yaklaşmış hâlâ masada oturup, al kızı ver papazı diyor. Hayret bir şey… Biraz kendine dönsene be dostum… Bu satırlar asla bir kınama olarak değil, sadece yaşamdan bir hayıflanma olarak yazıldı…
  • Bir deli kuyuya taş atmış, insanın sayısızı ise, attığının mantığını aramış. Kırk akıllı birleşip; “taşı deli atmış, ne mantığını arıyorsun” diyememiş.
  • Dünya son elli yılda değil, insanlık yaratıldığından; yani Âdem’den beri Mehdiyet ilmiyle çalkalanıyor. Tâbî olanın her anı bayram ola…
  • Dünya işte. Sonu ölüm… Kabrimizin baş ve ayakucu taşları eğilince, çoktan unutulmuşuz demektir. Seni unutacakları şimdiden unut ki, RABB’i bulasın ey nefsim.
  • Dini İslami mubini daha iyi anlamak için Kur’an ve hadislerin hikmetlerini araştırırsın. Ama iman ve teslimiyetinden taviz vermeksizin… Eğer araştırman seni inkâra götürüyorsa, o zaman araştırmanda sakatlık var demektir.
  • Dinde temel esas Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin bizzat uygulamasıdır. Burada içine sinme veya sinmeme devre dışıdır. Çünkü ona iman ettik ve içine sinmeme ve vesveseyi devre dışı ettik.
  • Delillere rağmen inat edip hakka dönmeyen kilitlenmiştir. Kilitli kapı anahtar olmadan açılmaz. Ya anahtar da kilitli olmuşsa, o zaman durum vahimdir.
  • Din, aklı başında kişinin anlayacağı bir düzendir. Din meczupluk olmayıp, akıl ve iman ile anlaşılıp gereğini yapmaktır. Meczupluk ise, kişisel zevk halidir. Geneli bağlamaz.
  • Hey dost… Üç günlük bir beraberlik için, günü olmayan sonsuz beraberlik feda edilmez. Üç günlük dünya içinde ahiret feda edilmez. Tek günlük ahiret için de, cemalullah feda edilmez. Yalnız şu da var ki; günü olmayan sonsuz beraberlik için de buradaki üç günlük bu hayat değerlendirilir. İşte ahiret için de üç günlük dünya değerlendirilir. Cemalullah için de ahiret değerlendirilir. Öylece terki terk ile mutlak seyre revan olunur.