MUHAMMEDÎ OLAN KURTULDU

Yol, sadece Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin yoludur. O yol, zahirde fıkıh, bâtında marifettir. Dört mezhep imamı, Muhammedî yolun amelî boyutunun uygulayışını kayıt altına almış havastandırlar. İmam Eş’arî ve İmam Mâturîdî, Muhammedî inancı haykıran büyük zevattandır. Onların yolu, Resûlullah’ın yoludur. Aksini düşünen, kendi nefsinin vehimlerine kapılmış olur. Şu anki elimizdeki tüm fıkıh bilgileri sadece mezhep imamlarının görüşlerinden ibaret değildir. Bizden önce yaşayan birçok âlimin görüşlerini de, tabi oldukları mezhebin görüşü olarak kitaplara alındı. Yani Hanefi mezhebinin içeriği sadece imam azamın görüşlerini ihtiva etmediği gibi, Şafii mezhebindeki tüm görüşler de sadece imam şafiinin görüşlerinden müteşekkil değildir. Diğer mezhepler de aynı şekilde şekillenip günümüze kadar İslam âlemine ışık oldular. Zaman içinde yetişen ve kendi ilminde mütehassıs olan birçok müçtehidin de görüşleri tabi oldukları mezhebin içeriği olarak kabul edilegelmiştir. Demek ki, önceki âlimlerin kafa yorup Kur’ân ve hadisten çıkardıkları ilmin üzerine, zamanın şartlarına göre yeni ilimlere ulaşarak birşeyler katmak, kişiyi dinden çıkarmaz. Bu, hakikatte ümmetin ilim yolculuğunun sürekliliğidir. Çünkü ilim, Allah’ın nurudur; zamanın elbiseleri değişse de, hakikatin özü değişmez.

Nitekim Kur’ân buyurur: “Andolsun ki Allah’ın Resûlünde, sizin için Allah’a ve âhiret gününe kavuşmayı umanlar ve Allah’ı çok zikredenler için en güzel örnek vardır.” (Ahzâb, 33/21) Dört mezhep de Muhammedî yolu takip etti. O kadar cesur isek, dedikodularını yapmak yerine güncel görünen bir sorunu Kur’ân ve hadis ışığında çözüme ulaştıralım. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyuruyor: “Size iki şey bırakıyorum; onlara sarıldığınız sürece asla sapıtmazsınız: Allah’ın Kitabı ve benim Sünnetim.” (Muvatta, Kader, 3)

Ben “Muhammedîyim” dediğimde… “Ben dinimi, Hz. Muhammed’in dizinin dibine oturup ondan öğrenirim” dediğimde, anlayışı dar olan hemen ifrat-tefrite kaçarak der ki: “Sen mezhepleri kabul etmiyor musun?” Bre adam! Mezhepler Muhammedî değil mi? Ya ne kadar da gözümüzü kapatmışız… Bizden önceki ilim adamları, Kur’ân ve hadisten asla taviz vermediler ve Muhammedî oldular. Onlar, zahirde fıkhı, bâtında takvayı, kalpte ise muhabbeti esas aldılar. Üstadlar, asla kimseyi yermez ve basit addetmezler. Aksine, bizden önceki ilim ve mâna ehlinin ulaştıkları son nokta ilmin üzerine, kendi anlayışımıza göre yeni kapılar ararlar.

Bizden önceki ilim ve mâna ehlini yermek yerine, onların bıraktıkları ulvî yolculuğu kaldığı yerden devam ettirmek, en büyük babayiğitliktir. Zira bu yol, nefsi ayaklar altına almakla yürünür; ilim ve hikmet ise ancak teslimiyetin meyvesidir. Muhammedî olan insan; bizden önce yaşayan ilim ve mâna ehli kişileri eksik ve hatalı görmek yerine, asrımızda oluşan sorunları ve ulaşılan bilim-teknoloji düzeyini göz önüne alarak, onların bıraktığı yerden ileriye götürür. Çünkü Peygamber Efendimiz buyurmuştur: “Âlimler, peygamberlerin vârisleridir.” (Ebû Dâvûd, İlim, 1)

Unutmayalım ki, bid’at ehlini biz dışarıdan tanıyamayız. Ceza asla veremeyiz. Bunlar sırdır; hakikati ancak Allah bilir. Kişi zahirde güzel görünebilir ama kalbi karanlık olabilir yahut zahirde kusurlu görünür ama kalbi nur doludur. Hesap günü bütün perdeler kalkacak ve herkes hakikatiyle ortaya çıkacaktır. Rabbimiz buyuruyor: “O gün, gizledikleri de açığa vurdukları da Allah’a arz olunacaktır.” (Nahl, 16/111)