Evet, evet seyirdeyim ama seyrim hep kısık;
Bazen gürler, bazen söner, bazen rengi kısık.
Bazen renkli, bazen sisli; bazen tam bir pısırık.
Bazen şahlanmış bir edayla yürür, çalar ıslık.
Sen ey kul, neden bu gönle tam nazar etmezsin?
Bu gönül hanesini fethetmez, mahrum edersin.
Dünyayı, ahreti düşünür; kalbini seyretmezsin.
Oysaki kalbinde remze ulaşsan, artık inmezsin.
Mahzun kaldım bu diyarda, hem de inzivada;
Kimseyi bulamadım yanımda, hem civarımda.
Baktım kendime: ne var gayrı ambarımda?
Boş idi ambar; yok idi yâr, kalmışım yabanda.
Ey gönlümün sade ve tek incisi, güzel diyar!
Bu diyar ile eyledim niyaz, nazlanıp ettim âr.
Âr etmekten utandım; kendimle oldum anâr.
Kendimi andıkça benliğin sahibini oldum arar.
Evet, seyirdeyim ama neyin seyrindeyim, bilmem.
Seyrin sonu nereye varır, onu da hiç bilmem.
Vardığım yerde ne hissedilecek, onu da bilmem.
İçinde olduğum han var; kapısının yolunu bilmem.
Ey Nazım, yeter artık; inledikçe inlediğin!
Nefsini methedip, ama yoksunluğunu tattığın…
Uyan artık, geç bu kulvardan; yeter takıldığın!
Uyan artık; tutsak etmesin rehavetine kapıldığın!