KİŞİ ÖLÜNCE MERTEBESİ KESİNLEŞİR

Bir kişiye ve o kişi eğer peygamber değilse, kendisi dünyada yaşadığı sürece kendisine mutlak bir bakışla murakabe yani tam teslim bir halle kalbî bağlanma yapılmaz. Zira o kişi, her ne kadar büyük bir makama sahip olsa da hâlâ dünya imtihanındadır ve her an kayma ihtimali vardır. Bu sebeple mutlak murakabe, ancak irtihalinden yani dünyadan göçmesinden sonra yerini bulur. O yüzden de öze doğru yolculuktaki yolundaki seyr-i sülükte temel prensip, akılmızı kalbimize indirmeli ve akla bağlanmayan bir kalple yola çıkmamalıyız. Yoksa kötü niyetli insanların girdabına düşebilir ve her şeyimizden mahrum kalabiliriz.

Cüneyd-i Bağdâdî (kuddise sirruh) Hazretleri’ne nispet edilen, bir menkıbede, şöyle bir hikâye geçer; bir papaz onun huzuruna gelir ve şöyle der: “Senin peygamberin de haktır, benim peygamberim de haktır. İkimiz de dinimizin âlimleriyiz. Peki, hangimiz daha büyüğüz?” Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri o anda cevap vermez; “Yarın ikindi ezanında gel, sana cevabımı vereyim.” der. Ertesi gün papaz geldiğinde görür ki Cüneyd Hazretleri vefat etmiş, tabutu hazırlanmıştır. Bunun üzerine şaşkınlıkla, “Hani Müslüman yalan söylemezdi, hani sen bana cevap verecektin?” der. Menkıbeye göre o anda Cüneyd-i Bağdâdî Hazretleri kefeninin içinden başını kaldırarak şöyle buyurur: “Ben bu vakitte öleceğimi biliyordum. Fakat imanla mı, yoksa imansız mı öleceğimi bilmiyordum. Şükürler olsun ki imanla öldüm. Sen ise imansızsın ve ben senden iyiyim” daha sonra başını tekrar kefenin içine bırakır.

İşte bu menkıbeden anlıyoruz ki, asıl büyüklük ve hakiki makam, imanla son nefesi verince hâsıl olur. Bunun için, direk hayatta olan yol arkadaşına değil, bizi ve yol arkadaşımızı tümden yetiştiren ama dünyadan irtihal eden mürşidimize ve peygamber efendimize, yol arkadaşımızdan güç ve destek alarak murakabe yapılır. Yol arkadaşımızla kat’i surette kalbimiz bir olmalı, birbirimizi Allah için sevmeliyiz. Dolayısıyla murakabe ve bağlılık, yalnızca bizi yetiştiren yol arkadaşımızla itminanı kalple kalbimizi ısıtırak, sadece Hakk’a olmalıdır. İşte bu hâli ayet; akleden kalp olarak tanımlar. Tabi ki bunlar tasavvufi inceliklerdir. Ancak derinlerde yakutlar arayanlar, bu kelamın ne anlama geldiğini fehmeder. Gerisi geçer gider. Ve bu da ancak, akleden bir kalble gerçekleşebilir. Öylece kişi selamette kalarak rabbine mülakki olur.