Yıllar süren çalışmamız sonucu vahdet anlayışında şu sonuca vardık.
Tasavvuf lisanını kullansam da, varlığı panteizme müncer kılan bir telakkiyi kabul etmem. Zira benim nazarımda birlik, mevcudatın birbirine karışması yahut ilâhî zât içinde eriyip kaybolması değildir.
Birlik, bilakis bütün kesretin, mutlak ve aşkın olan Allah’ın kudreti altında kendi hududu, mahiyeti ve mertebesi üzere kaim olmasıdır. Bu itibarla yaratılış da Hak’tan kopan parçaların taşması değil; O’nun ezelî ilmi, iradesi ve kudretiyle varlıkların ayrı ayrı taayyün etmesidir.
Allah bütün varlığı, zâtından bir şey eksilterek yahut kendi hakikatini parçalara ayırarak değil, kudretinin ve emrinin tecellîsi olan bir tutam nur ile yaratmıştır.
Bu sebeple âlem, ilâhî zâtın bölünmüş parçalarından ibaret değildir; bilakis ilâhî kudretin tecellîleriyle zuhura gelmiş bir varlık düzenidir. Buradaki nur, zâttan kopmuş bir cevher değil; yaratmayı mümkün kılan ilâhî tecellînin remzi ve işaretidir.
Bundan dolayı mevcudatın aslı, ilâhî hakikate ortak olmak değil; ilâhî emirle vücut bulmuş olmaktır.
Benim anlayışımda aşkınlık, Allah’ı âlemden bütünüyle uzaklaştıran soğuk bir tenzih de değildir.
Hak, mahlûkatına benzemez; hiçbir şeye hulûl etmez, hiçbir surette varlıklarla karışmaz. Ne var ki O, ilmiyle her şeyi kuşatır, kudretiyle her şeyi ayakta tutar, tasarrufuyla her an yaratışını sürdürür.
Bu yüzden O’nun aşkınlığı uzaklık manasına gelmez; bilakis benzersizlik içinde kuşatıcılık, tenzih içinde yakınlık manası taşır.
Şu hâlde kesret, birliğin bozulması değildir; birlik de kesretin inkârı değildir.
Çokluk, bir olan Rabbin sonsuz hikmetinin görünüşüdür. Her varlık O’ndan bağımsız olmadığı gibi, O’nunla özdeş de değildir. Ne tam bir ayrılık vardır ne de özleri birbirine karıştıran bir birleşme.
Hak ile halk arasındaki nisbet, hulûl ve ittihad nisbeti değil; yaratıcı ile yaratılmış, kayyum olan ile kaim kılınan arasındaki nisbetidir.
Bu sebeple benim metafizik anlayışım, ne panteizmin karışımcı birliğine ne de katı bir uzaklık fikrine dayanır.
Benim aradığım şey, mutlak aşkınlık ile mutlak hâkimiyeti, ilâhî tenzih ile ilâhî kuşatıcılığı, birlik ile çokluğu aynı hakikat dairesinde yerli yerine koyan bir idraktir. Çünkü Allah birdir; fakat bu birlik, âlemi yok sayan bir yutma değil, âlemi kendi ölçüsü içinde var eden, tutan ve kuşatan mutlak bir birliktir.