283) HAKKA TESLİMİYET SENİ SANA TANITIR

Manada yükselme, hangi vesvese gelirse gelsin, ancak tek bir yönelim ve samimi bir kalple gerçekleşir. Hak yolunda yükselmenin şartı, samimiyet ve yönünü tek kılmaktır. Kalbin birden fazla yöne dönmesi, yükselişi engeller. Gerçek yükselme, yönünü yalnızca Allah’a çevirmektir. “Kim Rabbine yönelirse, O onunla beraberdir.” (Bakara 115)

Zira kişi her manada yükselişe geçince, şeytan vesvese verir ve ona fısıldar ki, ya daha hızlı bir şekilde yükselten başka yol varsa… Vesvese, kalbin dikkatini dağıtmak için şeytanın attığı ince bir gölgedir. “Daha hızlı yol var” düşüncesi, aceleciliğin tuzağıdır. Oysa Hak yolunda hız değil, sabır esastır. “Şeytan sizi Allah’ın affıyla kandırmasın.” (Lokman 33)

İşte bu noktada şeytan insanın kalbini teslimiyet yolunda sekteye uğratır. Teslimiyetin düşmanı, şüphedir. Şeytan şüpheyle kalbe girer, teslimiyeti zedeler. Kalp emin olmadıkça, yolcu ilerleyemez. “Şeytan onlara vesvese verir, Allah ise güven indirir.” (Tevbe 26)

Verdiği vesveseler ile kişinin en zaaf noktası olan hızlıca yükseleyim veya keramet sahibi olayım ve manevi gücüm çoğalsın hevesiyle insanı üzerinde olduğu çalışmadan uzaklaştırmak ister. Manevî yolda keramet arzusu, en gizli tuzaktır. Keramet, amaç değil yan üründür. Kişi Hakk’a değil keramete yönelirse, kendi nefsine tapar. “İhlâs, Hakk’ın rızasını gözetmektir; halkın nazarını değil.” (Hikmet sözü)

Kişi mana yolunda yükselmek isterse, Kur’an ve sünnet yolunda üzerinde yürüdüğü vecihte tümüyle teslim ve sarsılmaz bir şekilde yürümelidir. Hak yolunun haritası Kur’an’dır; rehberi Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’dir. Bu iki çizgiden çıkan, kendi nefsine teslim olur. “Kim Resûl’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisâ 80)

İnsan ancak bencillik yani sahiplik duygusundan arındığı kadar yükselişe geçer. Teslimiyetin özü, benliği terk etmektir. “Benim” duygusu azaldıkça, insan Hakk’a yaklaşır. Çünkü hakikat, sahip olmada değil, bırakmadadır. “Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter.” (Talak 3)

Bu yükseliş dünya makamları gibi somut bir yükseliş değil, bunun zıttı olarak soyut bir vazgeçişle gerçekleşir. Ruhun yükselişi, bedenin değil, kalbin hafiflemesidir. Vazgeçiş, kanat olur. Her bıraktığın bağ, seni biraz daha yukarı taşır. “Dünya sevgisi her hatanın başıdır.” (Hadis, Beyhakî)

Ben yükseleyim derken gözümüzde dünya makamları canlandığı için, maddi olarak somut bir sahiplik gibi, manevi makamları da böylece bir sahiplik sandık. Manevî sahiplik yoktur; çünkü manevî olan yalnızca Allah’a aittir. İnsan “ben oldum” dediğinde, aslında “ben düştüm” der fark etmeden. “Nefsini temize çıkarma; kimin takvâ sahibi olduğunu en iyi Allah bilir.” (Necm 32)

Çünkü manevi dünya kıyasını, maddi dünyaya göre dizayn edildiğini hayal ederiz. İnsan, görünmeyeni görünene kıyasladıkça yanılsamaya düşer. Manevî âlem, madde ölçüsüne sığmaz. Orada değer, vazgeçişledir. “Onlar, Allah’ın rızasını ticaret zannederler; oysa Allah’ın lütfu ticaretten üstündür.” (Cuma 10 mânâsı)

Bu yolda az yeteneği olanlar ise, bu kıyastan dolayı sahip olmayı maddi makamlar gibi sandığından, bunun yollarına seferber olmaya başlar. Yeteneği az olanın hevesi çok olur; hevesli ama teslim olmayan, nefsine esir olur. Hakikat, yetenekte değil, teslimiyettedir. “Allah katında en üstün olanınız, takvâca en ileri olanınızdır.” (Hucurât 13)

İşte bu noktada hemen istismarcılar devreye girip, manada yükselme heyecanının ne olduğunu bilmeyen işin başındakileri kapanlarına kaptırıp öylece sömürmeye başlarlar. Her hak yolun kenarında, menfaat yolcuları vardır. Arayan, aradığını bulmadan evvel rehberini bulmalıdır; yoksa yol, tuzak olur. “Doğru yolu bırakıp, sapıklığı rehber edinenler için büyük azap vardır.” (A’râf 30)

Bunun tarihte birçok örneği mevcuttur. Bahaîlikten haşhaşilere, kadiyanilikten cebriyelere ve tahihten günümüze etkilerini devam ettiren veya tarihin kirli sayfalarında terk edilen birçok akım türedi ve türemeye devam ediyordur. Tarih boyunca hakikati sahiplenmek isteyen gruplar, aslında benliği sahiplenmiştir. Hakikat, sahip olunmaz; yaşanır. “Dinlerini parça parça edenlerle senin bir alakan yoktur.” (En’âm 159)

Oysaki olay vahiy çerçevesinde, Allah’ın vahyine uygun ve peygamberlerin yaşam tarzına göre olmalıydı ki, Allah indinde değeri olsun. Hakikat, sadece vahyin çizdiği yoldadır. Vahyin dışındaki her yol, nefsi yücelten bir yoldur. “Bu benim dosdoğru yolumdur; ona uyun.” (En’âm 153)

İşte sırat-ı müstakimden ayrılıp sahipleneyim hevesiyle yetenekli insanlar, olayın simsarları ve cambazları tarafından nimete erenlerin yolundan uzaklaştırılıp bir kaç zahiri veya nari boyutunun zevkiyle kandırılıp özüne gitmekten mahrum ederler. Sırat-ı müstakim, istikamet yoludur; istikamet, kerametlerden üstündür. Hak yolda olanın alameti, istikrardır; şaşmaz, sarsılmaz. “Allah, doğru olanlarla beraberdir.” (Tevbe 119)

İşte ey aziz kul, bil ki yol Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in yoludur. Her hakikat, O’nun nurundan doğmuştur. Yol, sadece O’nun izidir; başka hiçbir iz, hedefe varmaz. “Andolsun, Resûlullah’ta sizin için en güzel örnek vardır.” (Ahzâb 21)

Onun sünnet-i seniyyesinin önderliğinde olmayan her öğreti de, bilelim ki şeytanın fısıldamasının dışında bir şey değildir. Sünnet, Hak nurunun yeryüzündeki kalıbıdır. Sünnetsiz maneviyat, kandili olmayan bir ışıktır. “Kim benim sünnetimden yüz çevirirse, benden değildir.” (Hadis, Buhârî)

İşte mana yolunda kişi yol arkadaşına güvenmek zorundadır. Yoksa kalbi tatmin olmadan daldan dala uçarak günlerini mühürler. Müridin kalbi, mürşide güvenle açılır. Güven olmazsa, bilgi akar ama marifet doğmaz. “Ruhbanlarınız arasında Rab edinmeyin.” (Tevbe 31) çünkü rehberlik Hakk’a götürmelidir, kişiye değil.

İşte kuyuya inen kişi, kuyu başındaki arkadaşına güvenmesi gerekir. Bu mecaz, tasavvufun özüdür: Kuyu, benliktir; inen, saliktir; ipi tutan, mürşiddir. Güven yoksa düşersin. “Allah’a ve Resûlü’ne sımsıkı sarılın.” (Âl-i İmrân 103)

Acaba beni kuyu dibinde bırakır veya kuyuya inmek için ipimi tutacak gücü var mıdır gibi vesveselere takılmadan tam bir teslimiyetle kuyuya inmelidir. Vesvese, teslimiyetin düşmanıdır. Güven varsa, ip sağlamdır. Kuyu karanlık görünür ama sonunda nur vardır. “Korkmayın, üzülmeyin; Allah sizinle beraberdir.” (Tevbe 40)

Eğer arkadaşına güvenmezse, ipini beline bağlamaz ve onun ipiyle de kuyuya inmez. Kalpten bağlanmayan, yola inmez. Hakikat ipi, kalbe bağlanır; sadece dile değil. İşte mana yolundaki yol arkadaşına da tam güvenmeli ve öylece kuyuya inmelidir. Teslimiyet, hem Allah’a hem Allah’a götüren dostadır. Dost, sadece rehber değil; Hakk’ın tecellîsidir.

Anka kuşu olamayacak ve Kaf Dağı’na da çıkamayacaktır. Anka, fenânın sembolüdür; Kaf Dağı ise marifetin zirvesi. Şüpheyle uçan, kanatsızdır. Zaten acabaları varsa, hiçbir gelişim de sağlamayacaktır. Zira kalbi tatmin olmadığı için daldan dala uçacak ve aynı ağaç içinde gezinip duracaktır. Şüphe, ruhun zinciridir. Kalbi tatmin olmayan, her dalı tutar ama hiçbirinde kök salamaz. “Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle tatmin olur.” (Ra’d 28)

İşte yol arkadaşını dinlemek için ve tam dinlemede ram olmak için de yol arkadaşına güvenmek şarttır. Dinlemek, teslimiyetin kulağıdır. Ram olmak, kalbi secdeye indirmektir. İşte sadece yol arkadaşını sevmek yetmez, kendini tümüyle onun pınarına girmesi için kalbine direktif verecek ve daha hayırlı bir dal fikrinden de uzaklaşacak ki, şeytanın kendisine yaptığı saldırıları yok etsin. Sevgi, rehberin nuruna açılan kapıdır; ama teslimiyet o kapıdan girmektir. Sevmeden bağlanılmaz; güvenmeden yükselinmez.

Evet dinlemek lazımdır. Aslında tam güven olsa, başka aramaya da çıkmaz ve yükseliş başlar. Arayış, teslimiyetle biter. Çünkü bulan artık aramaz; bulduğunda durur. “Rabbini zikret; huzuru oradadır.” (Ra’d 28) Bakalım sahabe hayatına, hangi sahabe daha önce ne biliyordu? Bilgiyle değil, teslimiyetle yücelmişlerdi. Onların ilmi, Resûl’ün nurundan yansıyan teslimiyetti.

Onlar Peygamberimize (sallallahu aleyhi ve sellem) tam teslim oldular ve yükseldiler. Teslimiyet, sahabenin sırrıdır. Onlar, Hakk’a Resûl vasıtasıyla ulaştılar. Teslimiyet, bilginin değil sevginin eseridir.

İsimleri de sahabe yani arkadaş idi. Yani Peygamberimize arkadaş idiler ve tam teslim idiler. Öylece yükseldiler. “Sahabe” kelimesi bile teslimiyetin nişanıdır. Dostluğun en yücesi, Hakk dostluğudur.

Yoksa her biri bir yıldız olan o sahabeler hiçbir ansiklopedi okumadı veya hiçbir mecmua hatmetmedi. Onların kitabı Resûl’dü. Onlar yazıyı değil, nuru okudular.

Sadece Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize teslim olup onun gösterdiği yolda durmadan çalıştılar. Gerçek ilim, teslimiyetin içinden doğar. İtaat, bilgiden üstündür; çünkü bilgi bazen şüphe getirir, teslimiyet asla.

Esas işte mesele teslimiyettedir. Çünkü güvensizlik teslimiyeti yıkar. Güven, imanın nurudur. Güvensizlik başladığında iman sarsılır. “Müminler, Allah’a güvenirler.” (Tevbe 51)

Teslimiyet ise kişiyi yükseltir. Çünkü teslim olan, Hakk’ın akışına karışır. Direnç gösteren, kendi çemberinde döner. “Kim Allah’a teslim olursa, dosdoğru yolu bulmuştur.” (Lukman 22)

İşin içine başka arayışlar girdi mi, zihin dağılır ve artık odaklanma bitmiştir. Hak yolda bir tek hedef vardır: Allah rızası. İkincisi olursa, kalp ikiye bölünür.

Evet aziz kardeşim, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize tam bir itminân-ı kalp ile teslim olalım. İtminân, kalbin sükûnetidir. Kalp sükûn bulunca, iman derinleşir. “Ey huzura ermiş nefis, Rabbine dön.” (Fecr 27)

Sakın ha başka da bir yol aramayalım. Çünkü yol tektir. Başka yollar, aynı menzile değil, benliğe çıkar. Yoksa yolda kalırız. Yolda kalmak, yönünü kaybetmektir. Teslimiyet, pusuladır. Kim Allah’a teslim olursa, kaybolmaz.

Teslimiyet, benliği çözmenin sırrıdır. Şüphe, şeytanın vesvese ipidir; kesmezsen kalbini sarar. Güvenmek, mürşide değil Hakk’a bağlanmaktır; mürşid sadece aynadır. Hak yolunda sabır, kerametlerden üstündür. Teslimiyet, sana seni tanıtır; çünkü sen Hakk’a yöneldikçe, Hakk senden görünür.

Kalbini bir yöne çevir: Allah’a. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in sünnetini terk etme; o, sırat-ı müstakimdir. Mürşidine güven; çünkü kuyuya yalnız inen düşer. Keramet arama; ihlâs ara. Teslimiyetin en büyük alameti, huzurdur. Şüphe geldiğinde zikre sarıl. Hak yolda yürürken yönünü değiştirirsen, kaybolursun; sabit ol.

Hakka teslimiyet, seni sana tanıtır; çünkü kendini bilmek, Hakk’a teslim olmakla mümkündür.
Teslimiyet, benliğinin büründüğü bencilliği siler; geriye yalnız “HU” kalır.