244) EZELÎ SIRLARA DALIP CEVHERLERE ULAŞALIM

Öncelikle bilelim ki; nesyen mensiyyâ (tamamen unutulmuş, yokluğa karışmış hâl) denilen ve perdenin tümüyle kalkıp kişiliğin yok edildiği alan, mutlak olarak kişi için asla ve asla ebeden oluşmayacaktır. Çünkü varlık, var edilmiştir ve her biriyle ayrı bir seyir oluşmaktadır. İnsan, mutlak yoklukta yok olamayandır; çünkü Allah’ın “kün” (ol) emriyle varlık tecelli ettiğinde, o varlığın sırrı … Devamını oku… 244) EZELÎ SIRLARA DALIP CEVHERLERE ULAŞALIM

243) ALLAH’TAN AFFINI DİLEYEN AFFA KAVUŞUR

Enes (radiyallahu anh) anlatıyor: Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyuruyor ki: “Allah-u Teâlâ buyurdu: Ey Âdemoğlu! Sen Bana dua ettiğin ve Ben’den affımı umduğun sürece, işlediğin günahlar ne kadar çok olursa olsun, onların büyüklüğüne bakmadan seni bağışlarım. Ey Âdemoğlu! Günahların gökyüzünü kaplayacak kadar çok olsa da, sonra Ben’den affımı dilesen, seni affederim. … Devamını oku… 243) ALLAH’TAN AFFINI DİLEYEN AFFA KAVUŞUR

242) MANA YOLCULUĞUNDAKİ SON DURAK

Terki terk denilen, kişinin Hakk’a teveccüh edip Hak’la huzur bulup kalbinden mâsivâyı (Allah’tan gayrı her şeyi) terk ettiğinin bile farkına varamayış olayı, eğer kalp güçlenirse, kişi bunun semerelerini yaşar. Yoksa sadece lafını edip kendini tatmin eder. “Terki terk”, yani “terki bile terk etmek”, benliğin tüm farkındalık iddialarını dahi bırakma halidir. Bu hâl, ancak kalbin Allah’a … Devamını oku… 242) MANA YOLCULUĞUNDAKİ SON DURAK

241) RABB-İ HASS İLE RABBÜ’L ERBÂB FARKI

Bunu bir örnekle izah edelim: Bir ressam tarafından çizilen yüz tane ayrı tablo düşünün. Her birinin üzerindeki renkler aynı renklerdir, ama çizimleri birbirinden farklıdır. Bu örnekte olduğu gibi, “tecellî” hakikatin güzel bir remzidir. Allah’ın kudreti (kuvveti) tek olduğu hâlde, her varlıkta farklı tezahür eder. Aynı ilahî nur, her gönülde farklı renklerle parlar. Bu farklılık “çoklukta … Devamını oku… 241) RABB-İ HASS İLE RABBÜ’L ERBÂB FARKI

240) AŞK KURNAZLIĞINDAN İLAHİ TEVEDDÜDE

İslam, aşkı değil teveddüdü yani Allah için sevmeyi ve sevilmeyi emreder. Çünkü aşkta akıl askıya alınır ve kişi dengesizleşir. İslam’da sevgi, teveddüd (Allah için sevmek) olarak tanımlanır. “Aşk” kavramı, aklın sınırlarını aşarak kişiyi ölçüsüzlüğe sürükleyebilir. Hâlbuki Allah için sevmek, ölçü, denge ve hikmettir. “Allah, iman edenlerin sevgisini artırır.” (Meryem, 96) Yani aşk, İslami bir kavram … Devamını oku… 240) AŞK KURNAZLIĞINDAN İLAHİ TEVEDDÜDE

239) ALLAH’IN ZÂTINI İYİ TANI

Yaratılmışlar ile Allah’ın mutlak Zâtı arasında ne teşbih (benzetme) ne de tenzih (uzaklaştırma) söz konusudur. Çünkü zaten varlıklar, Zât kokusu bile almamışlardır. Ayrıca Zât bakımından ne sıfat, ne esmâ, ne de ef‘âl (fiiller) kokusu bile almamışlardır. Esas bilinmesi gereken, mutlak Zât’ın aşkınlığıdır. Allah’ın Zâtı, hiçbir şeyle kıyaslanamaz. Teşbih, Zât’ı mahlûka benzetmektir; tenzih ise onu yalnızca … Devamını oku… 239) ALLAH’IN ZÂTINI İYİ TANI

238) AYNI YUMURTA İKİZLERİYİZ

Bizde bir gelenek var Orta Asya’dan ve Orta Doğu’dan… Bu gelenek uzanır ta tüm sinelerimize… Manevî zincirin kadim köklerine kada inelim… Orta Asya, Türk-İslam kültürünün beşiği; Orta Doğu ise İslam’ın doğduğu merkezdir. “Sinelerimize kadar uzanan gelenek”, aslında Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’den taşan Nuri Muhammedi’nin gönüllerimize kadar ulaşmasını temsil eder. İşte bu … Devamını oku… 238) AYNI YUMURTA İKİZLERİYİZ

237) HEPLİK VE HİÇLİK KAVRAMLARININ ARDI

Benliği kaldırmak ayrı bir şey, benliği güçlendirerek Allah’ın desteğine ulaşmak ise apayrı şeydir. Tasavvufta “fenâ” ile “bekâ” arasındaki farkın özüdür. Benliği kaldırmak, nefsin fâniliğini yaşamak; benliği güçlendirmek ise, o benliği Allah’a hizmet edecek kıvama ulaştırmaktır. Nefsi yok etmek değil, Rabbânî bir istikamete sokmaktır. Burada “benlik” kavramı, nefsi kastediyor; ancak olumsuz anlamda değil. Kişinin varlığını, kimliğini, … Devamını oku… 237) HEPLİK VE HİÇLİK KAVRAMLARININ ARDI

236) GİZLİ HAZİNE VE ALLAH’IN SEYRİNE YOLCULUK

Allah insandan insanla seyir mi ediyor? Bu sual, varlığın hakikatine dair derin bir kapıdır. “Seyir” kelimesi burada hem Hakk’ın mahlukta tecellî edişini, hem de kulun Hakk’a doğru yürüyüşünü ifade eder. Allah’ın “insandan seyir etmesi” ifadesi zahiren hulûl vehmini çağrıştırsa da, hakikatte kastedilen Allah’ın fiillerinin mahlukta görünmesi, yani tecellî-i ilâhîdir. Çünkü “seyreden” mahluk değil, seyri yaratandır. … Devamını oku… 236) GİZLİ HAZİNE VE ALLAH’IN SEYRİNE YOLCULUK

235) KUANTUM İLE TASAVVUF ARASINDAKİ FARK

Konuya Nur suresinin 35. Ayeti ile Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizden rivayet edilen ve halk arasında meşhur olan, şu hadisi şerif ile başlayalım. Tasavvufta “nur” kavramı, Zât’ın kendi Zât’ında belirmesidir. Nur Suresi 35. ayet, varlığın kaynağını değil, varlığın bilinmesini anlatır. Çünkü Allah Teâlâ’nın “Nur” oluşu, O’nun zatî bir sıfatıdır; yaratılmışlara yansıyan, O’nun … Devamını oku… 235) KUANTUM İLE TASAVVUF ARASINDAKİ FARK