234) UYANIŞ YANİ MELEKELERİN AÇILIŞI

Kapı ansızın açılır. Ama açmak için de, zihnin hazır olması gerekir. Kapının ansızın açılması, manevî uyanışın beklenmedik bir anda gelmesini temsil eder. Fakat bu “ansızlık”, aslında yıllarca süren bir hazırlığın sonucudur. Zihin, ilahî tecellîyi idrak edecek dengeye ulaşmadıkça kapı açılmaz. “Allah, dilediğine hikmeti verir; hikmet verilen kimseye çok hayır verilmiştir.” (Bakara, 269) ayeti, bu hazırlığın … Devamını oku… 234) UYANIŞ YANİ MELEKELERİN AÇILIŞI

233) YARATILIŞI İYİCE İDRAK EYLE…

Bilelim ki… Hakikati talep, bilmekle başlar; “bilmek” yönü tayin eder, kalbi istikamete sokar. Bireyi ve bireyin her bir bölümünü oluşturan şeyler, Allah’ın esmâsı değildir. Varlık, esmânın bizzat kendisi değil; esmânın kudretinden tecellî gören birer “eser”dir. Zât ile eser karıştırılmaz. Allah, nurundan bir tutamıyla var eylediği Nuri Muhammedî ile, arştan ferşe tüm her bir varlığı dizayn … Devamını oku… 233) YARATILIŞI İYİCE İDRAK EYLE…

232) BÜRÜNMENE SAHİP ÇIK EY NEFSİM…

Bürünme, Nuri Muhammedî olarak sunulan nurun bürünüşüdür. Bürünme, ilahi nurun yaratılış âleminde görünür hâle gelmesidir. Nuri Muhammedî, “Ol” emrinin ilk tecellisidir; varlık ondan yansır. “O, göklerin ve yerin nurudur.” (Nûr, 35) Yoksa hâşâ Allah’ın bürünüşü değildir. Allah Teâlâ şekilden, biçimden, suretten münezzehtir. Hiçbir şeye bürünmez, zira O, yaratılanın ötesindedir. “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” (Şûrâ, … Devamını oku… 232) BÜRÜNMENE SAHİP ÇIK EY NEFSİM…

231) NE OLUR UYAN EY NEFSİM…

Ey nefsim… Zalim nefsim… Uslanmayan nefsim… Artık kurtuldun ve hakikati buldun! Öyle mi? Ey nefsim… Sen kendini tatmin ederek hayr içre olduğunu mu sanırsın? Öylece Allah’ın boyasıyla boyandığını mı zan edersin? Sen kendini bahri basitte ve sonsuz deryada sanıp kendini yüceltirken, Allah’ın diğer kullarını kirli suda boğulmuş addederek arınacağını mı vehmedersin? Allah’ın veren eli olmayı … Devamını oku… 231) NE OLUR UYAN EY NEFSİM…

230) YARATILIŞTAKİ EL ESMA-ÜL HÜSNA MÜHRÜ

Esma-ül Hüsna ile işaret edilen içeriklerin yani kuvvelerin dokundurma ile yani tabiri caizse ressamın fırça darbeleriyle yaratılan âlem, bünyesinde tüm bu isimlerle yöneltilmiş kuvvelerin cariliği söz konusudur. Âlem, Allah’ın isimlerinin tecelli alanıdır. Her varlık, bir ismin gölgesini taşır. “O her şeyi bir ölçüyle yaratmıştır.” (Kamer, 49) Esma, yaratılışın kalıbı, kudretin mührüdür. İşte oluşan bu carilik … Devamını oku… 230) YARATILIŞTAKİ EL ESMA-ÜL HÜSNA MÜHRÜ

229) ALLAH’IN MÜNEZZEHİYETİ VE MAHİYYETİ

Bizde olduğu gibi; Mutlak hüviyeti itibariyle; Allah görülmez, Allah duyulmaz, Allah hissedilmez. Allah’ın teni, rengi yoktur. Allah’ın eli, ayağı yoktur. Allah’ın gözü, kulağı yoktur. Allah’ın saçı, başı yoktur. Allah’ın ağzı, dili yoktur. Allah’ın vücudu, metabolizması, organları yoktur. Allah yemez, içmez; Allah yatmaz, uyumaz; Allah nefes alıp vermez, öksürmez, aksırmaz, hasta olmaz, ölmez. Allah doğmamış, doğurmamıştır. … Devamını oku… 229) ALLAH’IN MÜNEZZEHİYETİ VE MAHİYYETİ

228) ALLAH’A İMAN EDEN MAHRUM KALMAZ

Tanrı/ilah olarak dahi Allah’ı bilen mahrum bırakılmamıştır. İnsan, ister yüzeysel ister derin farkındalıkla bilsin, Allah’ı “ilah” olarak kabul ediyorsa, bu yöneliş bile rahmet kapısını aralar. “Kim Allah’a yönelirse, Allah da ona yönelir.” (Şûrâ, 13) Her fark ediş, hidayetin kıvılcımıdır. Bunun en büyük delili Nass Sûresidir. “De ki: Sığınırım insanların Rabb’ine, Melik’ine, İlah’ına.” (Nâs, 1–3) ayeti, … Devamını oku… 228) ALLAH’A İMAN EDEN MAHRUM KALMAZ

227) FEHMEDENLER DÜNYADAN ÖLMEK İSTEMEZLER

Şu kudsî hadisi şerifi az açalım… “Allah Teâlâ Hazretleri şöyle ferman buyurdu: ‘Kim benim veli kuluma düşmanlık ederse ben de ona harp ilan ederim. Kulumu bana yaklaştıran şeyler arasında en çok hoşuma gideni, ona farz kıldığım (aynî veya kifâye) şeyleri eda etmesidir. Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşmaya devam eder, sonunda sevgime erer. Onu bir sevdim … Devamını oku… 227) FEHMEDENLER DÜNYADAN ÖLMEK İSTEMEZLER

226) HER SÜKÛT, O’NA DÖNÜŞÜN YANKISIDIR

Mana yolunda yürüyen salik (hakikat yolcusu), bazen “daha kısa bir yol var mı?” diye düşünür. Oysa bu yolun en kısa hali, “durmak”tır. Çünkü durmak, dışın değil iç’in yöneldiği bir eylemdir. Duran kalp, aslında Rabb’ine teslim olmuştur. Dış hareketlerin değil, iç sessizliğin derinliğinde bir yürüyüş başlar. “Durmak”, şeytanın en sevmediği haldir. Çünkü insan durduğunda kalbiyle baş … Devamını oku… 226) HER SÜKÛT, O’NA DÖNÜŞÜN YANKISIDIR

225) ŞİRKTEN ARIN HAKLA NEFES VER

Konuya Hucurat suresinin 14. ayeti ile başlayalım: “Bedeviler ‘Biz de iman ettik’ derler. De ki: ‘Siz iman etmediniz; ancak İslam olduk deyin.’ İman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah’a ve Resulü’ne itaat ederseniz, O sizin amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmeyecektir. Şüphesiz Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir.” Bu ayet, kalben iman ile zahiren İslam olmanın farkına işaret … Devamını oku… 225) ŞİRKTEN ARIN HAKLA NEFES VER