224) NUR-İ MUHAMMEDÎ VE TEVHİDİN SAF HAKİKATİ

Nuri Muhammedî Allah değildir. Ama Allah ile kaimdir. Nur-i Muhammedî (Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in hakikat nuru), Allah’ın zatı değildir; ancak O’nun kudretiyle kaimdir. Çünkü o nur, “Ben gizli bir hazine idim, bilinmek istedim…” sırrının mazharıdır. Varlık âlemi o nurla zuhura gelmiştir ama o nur, yaratılmıştır; ezelî olan yalnız Allah’tır. Varlıklara hâşâ … Devamını oku… 224) NUR-İ MUHAMMEDÎ VE TEVHİDİN SAF HAKİKATİ

223) KUDRETİN TEŞBİHİ, SECDENİN HAKİKATİ

Kıyamette secdeye varış… Örnekten içeriğe ulaş… “Ayağın üstünden kayıp açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık hepsi güç yetiremez durumdadırlar.” (Kalem, 42) Bu ayet, kıyamet sahnesindeki ilahi dengeyi anlatır. “Ayağın üstünden kayıp açılması”, istikametin bozulmasıdır. Dünyada secdeyle Rab’ine yönelmeyenlerin, o gün güç yetiremeyişleri kalbi secdenin terkine işaret eder. Secde, ruhun teslimiyet makamıdır; orada ayak değil, … Devamını oku… 223) KUDRETİN TEŞBİHİ, SECDENİN HAKİKATİ

222) TESLİMİYET KALBİN SÜKÛNUDUR

Gönlümüzü hakka teslim edelim….Manada yükselme, hangi vesvese gelirse gelsin, ancak tek bir yönelim ve samimi bir kalple gerçekleşir. Manevî yükselişin sırrı, yönünü sadece Allah’a çevirmek ve kalbini dağınıklıktan kurtarmaktır. Çünkü kalp iki yöne bakarsa nur karanlıkla karışır, safiyet bozulur. Hak yolcusu, kalbini sadece Hakk’a teslim ettiğinde, ilahî akış gönülden gönle geçer. Zira kişi manada yükselişe … Devamını oku… 222) TESLİMİYET KALBİN SÜKÛNUDUR

221) KALPTEKİ TOHUMLARIN UYANIŞI

Kişi, bir sanal benlik sahibi olarak var edilmiştir. Bu benlik asla yok olmayacaktır. Miraç hâli dahi olsa, gene de orada var olacaktır. Çünkü seyreden birinin var olması dilenmiştir. Sanal benliğin üzerinde ise, gerçek benlik sahibi vardır. Bu “sanal benlik”, insana verilmiş olan şuur kabuğudur. Onun üzerinden seyreden, hakikatte Allah’tır; ama tecellî, kul aynasından görünür. “Seyredenin … Devamını oku… 221) KALPTEKİ TOHUMLARIN UYANIŞI

220) HAYDİ SEN DE KALEMİNİ GICIRDAT

Miraçta kader yazısını yazan kalemin gıcırdısını duyarken Efendiler Efendisi, acaba ne demek istedi? İşte o gıcırdama kulakta ve kalpte çınlanınca, ilahî ilham akmaya başlar. İlhamlar, sırdan kalbe akar da akar. İlham, kalemin gıcırtısı gibidir; yazılan kaderin yankısı insanda duyulur. Miraç’ta o sesin duyulması, kaderin Levh-i Mahfûz’dan Resûl’ün gönlüne akışını temsil eder. Kalpte duyulan her “gıcırtı”, … Devamını oku… 220) HAYDİ SEN DE KALEMİNİ GICIRDAT

219) ZÂTIN GÖLGESİNDE İNSAN; TENZİH VE TECELLİ

İnsan yoktan var edilerek sanal benlik sahibi kılınarak kendisine birimsel bir hüviyet verilmiştir. Allah insanın uhdesine ayeti kerimede izah edildiği gibi bütün isimleri yani Esma-ı Küllihayı vermiştir. Zaten o yüzden de halife olmuştur. İnsanın “yoktan var edilmesi” ifadesi, hakikatte “yokluk zannından varlık bilincine” doğuştur. Allah insanı, kendi ilmindeki hakikatlerden bir yansıma olarak yaratmış ve ona … Devamını oku… 219) ZÂTIN GÖLGESİNDE İNSAN; TENZİH VE TECELLİ

218) NEFS-İ NÂTIKA VE A‘YÂN-I SÂBİTE

Allah’ın ilminde bulunan her varlık, kendine mahsus bir istidat (yaratılıştan gelen yetenek, kapasite) ve kabiliyet (meyil, öz eğilim) taşır. Bu istidatlar, a‘yân-ı sâbite (ezelî varlık asılları, Allah’ın ilminde sabit olan hakikatler) içinde gizlenmiştir. Her varlık bu sabiteye göre yaratılır; ancak insan, diğerlerinden farklı olarak bu sabiteyi yönlendirebilme kudretiyle donatılmıştır. İnsana verilen nefs-i nâtıka, bu gizli … Devamını oku… 218) NEFS-İ NÂTIKA VE A‘YÂN-I SÂBİTE

217) NAMAZ MUHAMMEDÎ SIRRIN ZAHİR HÂLİDİR

Şu anda kıldığımız namaz, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in kıldığı namazın ta kendisidir. Namazın ruhu, şekli ve sırası Peygamber Efendimiz’den sahabelere, sahabelerden tabiîne, tabiînden de İmam-ı Âzam Ebu Hanife’ye kadar kesintisiz bir zincirle korunmuştur. Kıldığımız namaza “emevî namazı” diyenler veya namazı hafife alanlar, aslında bu zincirin dışında kalan oryantalist (Batı menşeli, saptırıcı … Devamını oku… 217) NAMAZ MUHAMMEDÎ SIRRIN ZAHİR HÂLİDİR

216) KUR’AN İLE SÜNNET İSLÂM’IN TA KENDİSİDİR

Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) sünnet-i seniyyesini hafife alanları hafifletin; rüzgârda savrulup kaybolan kül gibi artık görmeden yaşamaya bakın. Zira, sünneti hafife alanlar, ilahî mesajın ruhunu kaybedip savrulan toz tanelerine dönerler. Onlar, kendi içlerindeki hakikat nurunu kaybetmişlerdir. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in yaşam ahlakının kayıtları olan hadis-i şeriflere dil uzatanlar, İslâm’ın yüce … Devamını oku… 216) KUR’AN İLE SÜNNET İSLÂM’IN TA KENDİSİDİR

215) KİBİR İLE İMAN AYNI KALPTE BİRLEŞMEZ

Konuya şu hadis-i şerifle başlayalım: Abdullah b. Mes‘ûd’un anlattığına göre bir gün Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurdu:“Kalbinde z erre kadar kibir bulunan kimse cennete giremez.” Bunu duyan bir adam, “Ama insan elbisesinin ve ayakkabısının güzel olmasından hoşlanır!” deyince Allah Resûlü şöyle buyurdu: “Allah güzeldir, güzelliği sever. Kibir ise hakikati inkâr … Devamını oku… 215) KİBİR İLE İMAN AYNI KALPTE BİRLEŞMEZ