204) AURANIN KORUNMA YASASI; SETR-İ AVRET

İnsanın aurasi mahremidir, o nedenle bedenini örtmelidir. Aura (enerji halesi), insanın ruhsal ve bedensel titreşim alanıdır. Bu alan, dış etkilere açık olduğu için mahremdir; çünkü ruhun zarını temsil eder. Tıpkı kalbin sırlarını herkesin önünde açmanın zarar vermesi gibi, bedenin enerji alanını da korumak gerekir. İşte örtünme, bu mahremiyetin manevi perdesidir. Bu alan, Rabb’inden aldığı nurun … Devamını oku… 204) AURANIN KORUNMA YASASI; SETR-İ AVRET

203) HU’NUN NURU VE İNSAN AYNASI

Allah Nur’un taa kendisidir dediğinizde, Allah’ı nur etmiş olursun. Bu söz, tevhit hakikatinin inceliklerinden biridir. Allah’ı “nur” olarak tanımlamak, onu yaratılmış olan bir sıfata indirgemektir. Çünkü “nur” bir vasıftır, bir tecellidir. Mutlak Zât ise vasıfla sınırlanmaz. Zira nur, O’nun yarattığı tecellîlerden biridir. O’nun Zât’ını “nur” olarak nitelemek, O’nu yarattığı bir varlığın içine hapsetmek gibidir ki … Devamını oku… 203) HU’NUN NURU VE İNSAN AYNASI

202) AŞK; AYAK İZİNDE YOK OLMAKTIR

Ben aşığım diyen kimse; eğer âşık olduğunu söylediği kişinin ayağına basmasıyla, ayağına bastığı ayağı öpmüyor ve demiyor ise; “oh be bari âşık olduğum kişinin ayağının ağırlığı ayağımın üzerine düştü” ve bununla mutlu olmuyor ise, o kişi aşkın daha ne olduğunu bilmiyordur. Gerçek aşk, benlik duygusunun tamamen eriyip yok olduğu bir hâl değil midir? Âşık, maşukunun … Devamını oku… 202) AŞK; AYAK İZİNDE YOK OLMAKTIR

201) HU’NUN NURU İLE NURLANAN İNSAN

Allah zatı ile hiç kimseden tecelli etmez; ama Allah, nuru ile yaratımını devam ettirir tüm yarattıklarıyla. Allah’ın Zât’ı mutlak, sınırsız ve hiçbir kayıt altına alınamaz olandır. Dolayısıyla Zât’ıyla herhangi bir varlıkta tecelli etmesi, o varlığa kayıtlanmak anlamına gelir ki bu muhaldir. Lakin O, nuruyla yani yaratıcı kudretinin yansımasıyla her ân yaratımına devam eder. “Allah göklerin … Devamını oku… 201) HU’NUN NURU İLE NURLANAN İNSAN

200) ALLAH SENDEN MÜNEZZEHTİR

Allah Zat’ıyla yarattıklarından münezzeh olduğu gibi, sıfatıyla, Esma’sıyla ve ef’aliyle de yarattıklarından münezzehtir. “Münezzeh” kelimesi, arınmış, benzerden uzak demektir. Allah’ın zatı gibi, Sıfatları, İsimleri (Esma) ve Fiilleri de (Ef’al); yaratılmışların zatıyla, sıfatlarıyla, esmalarıyla ve fiilleriyle kıyaslanamaz. Çünkü O; Vacibü’l-vücuddur (varlığı kendinden), mahlûkatın varlığı ise mümkündür (var olması başkasına bağlıdır). Eğer münezzeh olmasaydı, işte o zaman … Devamını oku… 200) ALLAH SENDEN MÜNEZZEHTİR

199) İLİM VE BİLİM ARASINDAKI HAKİKAT

Hakkıyla Allah diye bilmek için, bilim ile ilim farkını iyice ayırt etmek gerekir. Bilim (maddeye dair bilgi) aklın, ilim (hakikate dair bilgi) kalbin işidir. Bilim gözle görür, ilim basiretle. Bilim, eşyanın yüzünü okur; ilim, eşyanın içini. Allah’ı hakkıyla bilmek, görüneni değil, görünenin ardındaki nuru fark etmekle mümkündür. Bilim, Allah’ın yarattığını inceler; ilim, Allah’ın yarattığındaki hikmeti … Devamını oku… 199) İLİM VE BİLİM ARASINDAKI HAKİKAT

198) HAKİKATİ GÖREMEYEN ATEİSTİN PERDESİ

A’ma olan müflis diyor ki; ateist dürüsttür, Müslüman ise üçkâğıtçıdır… Bu söz, çağın büyük yanılgılarından birini özetler. Dürüstlüğü “imandan”, imanı da “görünür ibadetten” sanan gözler, özün derinliğine inmediği için hakikatin merkezinden uzaklaşır. Müflis (zarar eden) burada sadece malını değil, imanının nurunu da kaybedendir. Buradaki “a’ma” (kör) kelimesi, sadece gözün değil, kalbin körlüğünü işaret eder. Müflis … Devamını oku… 198) HAKİKATİ GÖREMEYEN ATEİSTİN PERDESİ

197) ÖZ İLMİNE YOLCULUK EYLE

Öz ilmi, insanın içsel haletiyle ilgili tüm ilimleri kapsar. Bunun herhangi bir dinle kayıtlanması da mevzubahis değildir. Çünkü öz ilmi, insanın varoluşuna yerleştirilen “ilahi nefesin bilgisi”dir. Bu bilgi, dinlerin kabuğundan değil, özden tecelli eder. Her din o özün bir rengini taşır; fakat tam nur, hak itikatla birleştiğinde görünür. Öz ilmi, insanın Rabb’inden kendisine üflenen nefha-i … Devamını oku… 197) ÖZ İLMİNE YOLCULUK EYLE

196) ÜVEYSÎLİK, MURÂKABE, TESLİMİYET ÇEMBERİ

Bir veliyi Allah’a en yakın kılan şey, onun teslimiyetindeki kemâldir. Fakat bu teslimiyet bir anda, bir hevesle oluşmaz. Teslimiyetin şıpsevdi bir yönü yoktur; o, kademeli bir olgunlaşmanın meyvesidir. Kişi, nefsinin gölgesinden sıyrıldıkça, kendi varlığını adeta yok olmuş gibi hisseder. Bu hâl, “seyreden” olarak var olduğu ama müdahil olmadığı bir makamdır. Artık karışma yoktur; şüphe kalmamıştır. … Devamını oku… 196) ÜVEYSÎLİK, MURÂKABE, TESLİMİYET ÇEMBERİ

195) HER YERDE “BEN AYNI BEN’DİR”

Katmanlar arasında değişmeyen öz hüviyetimizdir. İnsanın her an yeniden yaratıldığı gerçeği, yalnızca beden boyutuyla sınırlı değildir. Çünkü insan sadece topraktan ibaret değildir. Ruh (dalga beden) olarak, bilinç olarak ve tüm varlık biçimleriyle her an yeni bir yaratılışa muhatap olur. Fakat bu yaratılışlar birbirinden ayrı alanlarda işleyen katmanlardır. Her bir katman, kendi boyutunun değerleriyle işler; toprakta … Devamını oku… 195) HER YERDE “BEN AYNI BEN’DİR”