102) ALLAH DOSTLARI VE AFUVV HÂLİ

Allah dostları bizim en yakınlarımızdır. Çünkü Allah en yakınımızdır. En yakınımızın dostu da bize çok yakın olur. Onlar asla menfaat için bizimle olmazlar. Çünkü Allah, menfaati için bizimle olmaz. Çünkü Allah’ın ihtiyacı yoktur. Allah dostunun da ihtiyacı yoktur. O sırf ve somdur. Zira Allah’ın menfaate ihtiyacı olmadığı gibi, Allah dostlarının da ihtiyacı yoktur. Onlar sırf … Devamını oku… 102) ALLAH DOSTLARI VE AFUVV HÂLİ

101) MUTLAK ZAT TEFEKKÜR EDİLEMEZ

Bir çok tasavvuf ekolonun hakikatten sapmasının nedenini şöyle izah edelim. Olay şu ki, hakikatten sapanlar, varlık makamlarını bir birine karıştırdıklarındandır. Zat makamını kesret alemine monte ediyorlar, öylece sapkınlık başlıyor. Tasavvufta en büyük tehlike, varlık mertebelerinin birbirine karıştırılmasıdır. Mutlak hüviyet; zatı, sıfatı, esması ve ef‘ali ile bizzat kendisidir. Yaratılış mertebeleri ise ayrı ayrı idrak edilmelidir. Zat … Devamını oku… 101) MUTLAK ZAT TEFEKKÜR EDİLEMEZ

100) AŞKIN İÇERİĞİNDEKİ HAL

Ben aşığım diyen kimse, eğer âşık olduğunu söylediği kişinin onun ayağına basmasıyla, ayağına bastığı ayağı öpmüyor ve demiyor “oh be bari âşık olduğum kişinin ayağının ağırlığı ayağımın üzerine düştü” ve bununla mutlu olmuyor ise o, aşkın ne olduğunu bilmiyordur. Aşk, sadece güzel sözler söylemek, şairane cümleler kurmak değildir. Gerçek aşk, en ufak bir incinmeyi bile … Devamını oku… 100) AŞKIN İÇERİĞİNDEKİ HAL

99) VAHİY VE İLHAM FARKI

Vahiy, Allah Teâlâ’nın yalnızca Nebiyullah ve Rasulullah olan kullarına indirdiği ilahî kelamdır. Her rasul aynı zamanda nebi iken, her nebi rasul değildir. Bu ayrım, İslam düşüncesinde önemli bir hakikati ortaya koyar. Rasul, tebliğle görevlendirilmiş elçidir; nebi ise Allah’ın vahyine muhatap olup, tebliğ sorumluluğu olmayan seçkin kuludur. İslam alimleri bu konuda derinlemesine tefekkür etmişlerdir. İbn Hazm, … Devamını oku… 99) VAHİY VE İLHAM FARKI

98) ALLAH’IN TEKLİĞİ KONUSU

Vahidiyet yani insanlardan istenilen birleme, ulûhiyet için mutlak olarak Allah’a aittir. Hem yukarıdan aşağıya hem aşağıdan yukarıya bu hakikat kesinlikle her açıdan değişmezdir. Rububiyet ve melikiyet olarak da yukarıdan aşağıya mutlak olarak Allah’ındır. Ama aşağıdan yukarıya burada vahidiyet yoktur; kesret mevcuttur. Ve kesrette faal olan Allah’ın rububiyet ve melikiyetidir. İnsanlar hangi mertebeyi birlemek zorunda olduklarını … Devamını oku… 98) ALLAH’IN TEKLİĞİ KONUSU

97) İNSAN HİÇ OLABİLİR Mİ?

Hiç” sözcüğünü kullanırken ne demek istiyoruz? Bunun anlamı üzerinde biraz tefekkür edelim. Hiç kelimesi, ilk bakışta “yokluk” manasını çağrıştırsa da, aslında insanın varlık idrakiyle doğrudan bağlantılıdır. Çünkü “hiç” dediğimizde, aslında varlığı yok sayma eğilimini dile getiriyoruz. Oysa hakikat yolcusu bilir ki, mutlak yokluk düşünülemez; zira Allah Teâlâ “el-Hayy” (diri ve hayat sahibi) ismiyle her daim … Devamını oku… 97) İNSAN HİÇ OLABİLİR Mİ?

96) RUH HÂLİNE GÖRE SÖZÜ ANLAMAK

Bir dostla veya arkadaşla sohbet ederken, onların üzerinde bulundukları ruh ve mânâ yakınlığını bilmek gerekir. Çünkü her söz, söylendiği ruh hâlinin rengini taşır. Eğer o sözün söylendiği hâli idrak etmeden dinlersek, yanlış anlar, yanlış karar veririz. Oysa ki muhatabın ruhuyla bütünleşip cevap verebilmek, hem hikmetin hem de edebin gereğidir. Bu hakikat, Kur’ân âyetlerinde de geçerlidir. … Devamını oku… 96) RUH HÂLİNE GÖRE SÖZÜ ANLAMAK

95) İNSAN ACİZ VE GÜNAHKARDIR

Acziyetini görünce şaşırıp kaldın, öyle mi? Oysaki insan zaten acizdi. Acziyetini görmen seni belki şok etti, lakin bu idrak ile artık kimseye kutsiyet vermeyeceğini öğrendin. Çünkü kul, özünde muhtaçtır; nefesi dahi emanettir. Bunu fark eden, hakikatin kapısına yaklaşır. İnsanın acziyetini fark etmesi, tasavvufta yolun en büyük başlangıcıdır. Çünkü acziyetini bilmeyen, kendi nefsini kutsar ve farkında … Devamını oku… 95) İNSAN ACİZ VE GÜNAHKARDIR

94) CÜZ’Î İRADE VE KADERİN HAKİKATİ

Öncelikle bilelim ki, “keşke” kelimesi ile şeytan kişiye arkadan saldırır ve onu anı değerlendirmekten mahrum eder. Çünkü “keşke” demek, geçmişe takılmak ve Allah’ın takdirine razı olmamaktır. Halbuki Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurmuştur: “Eğer başına bir musibet gelirse, ‘keşke böyle olmasaydı’ deme. ‘Allah’ın takdiri böyleymiş, O dilediğini yaptı’ de. Zira ‘keşke’ şeytanın … Devamını oku… 94) CÜZ’Î İRADE VE KADERİN HAKİKATİ

93) ŞİRKİN İNCE KOKUSU VE KURTULUŞUN YOLLARI

Yazanlar ve anlatanlar olmasaydı, şirkten yani Allah’a ortak koşma tehlikesinden kurtulmanın yollarını nereden öğrenecektiniz? İşte bu soru, insanın en büyük imtihanını hatırlatır. Çünkü şirk öylesine latif, öylesine ince bir kokudur ki fark edilmesi neredeyse imkânsızdır. Bundan mutlak olarak halas olmak ise aşırı bir letafet, yani ruhun incelmesi, kalbin arınması ve derin bir duyarlılık ister. Nitekim … Devamını oku… 93) ŞİRKİN İNCE KOKUSU VE KURTULUŞUN YOLLARI