23) MUHAMMEDÎ OL

Sanki şu anki tüm fıkıh bilgileri sadece mezhep imamlarının görüşlerinden ibarettir. Peki, neden bizden önce yaşayan âlimlerin görüşlerini de, o âlimin tâbi olduğu mezhebin görüşü olarak kitaplara aldık? Demek ki, önceki âlimlerin kafa yorup Kur’ân ve hadisten çıkardıkları ilmin üzerine, zamanın şartlarına göre yeni ilimlere ulaşarak bir şeyler katmak, kişiyi dinden çıkarmaz. Bu, hakikatte ümmetin … Devamını oku… 23) MUHAMMEDÎ OL

22) MUHAMMEDİ OLMAK İNSANLARI GÜTMEMEKTİR

“Ey iman edenler! (Resûl’e) ‘Bizi güt!’ demeyiniz, ‘Bizi gözet!’ deyiniz ve onu dinleyiniz. İnanmayanlara acıklı bir azap vardır.” (Bakara, 2/104) Demek resul dahi çoban değildir ümmete. O sadece öğretmendir bize ve bizi gözetendir. Hani sınavda gözetmen olur ya. Öyle bir şey. Hata yaparsak uyarır. Doğru telkin eder. İnsanı en mutlu sona hazırlanmada yardımcı olur. İnsanda … Devamını oku… 22) MUHAMMEDİ OLMAK İNSANLARI GÜTMEMEKTİR

21) AMELİMİZ AZ DA OLSA DAİMİ OLSUN

“İki günü eşit olan zarardadır.” Bu nebevî hikmet, zamanın içindeki sırra işaret eder. Zira zaman, sadece akan bir ölçü değil; insanın gerçek sermayesidir. Bu sermaye, ya hakikate doğru birikerek kulun ebediyetini inşa eder ya da gafletle tüketilerek ruhu kurutur. Bu hadîs-i şerifi şöyle izah edebiliriz: Diyelim ki bugün 10 defa “Allah Allah” zikri çektin, yarın … Devamını oku… 21) AMELİMİZ AZ DA OLSA DAİMİ OLSUN

20) HU VE ABDUHU’NUN ZERAFETİ

İlmullahtaki tepe konu “Abduhu ve Resûluhû” hakikatidir. Kab-ı kavseyn hâli ve HU tecellisinin kişideki mutlak husûlü ile kişi kemaline ermiş olur.Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem), Mirac anında “kab-ı kavseyn” hâlini yaşadı. Bu hâl, kişideki tüm benliği yok eder. Ve tıpkı “HU ismiyle işaret ettiğimiz mutlak hüviyet”in, Allah ismini kendisine ayna yaparak kendisini onda seyretmesi gibi; … Devamını oku… 20) HU VE ABDUHU’NUN ZERAFETİ

19) ALLAH VE ABDULLAH İSİMLERİNİN İŞARETİ

Unutmayalım ki bütün ilimlerin başı, Allah’ı bilmektir. Allah bilinmeden hiçbir bilim dalında mutlak başarı elde edilemez. Öylece kitabın bir ucundan okur ama mutlak olarak olayın künhünde var olan mutlak ilme muttali olamaz. “HU”, yani zâtî boyutun kavranışı işin öz esasıdır. “Hu” dediğimizde zâta işaret ederiz. Zât dediğimizde ise bilmemiz gereken en önemli konu şudur: Onun … Devamını oku… 19) ALLAH VE ABDULLAH İSİMLERİNİN İŞARETİ

18) RAB VE HAK

Bir dua ile başlıyalım; “Selâm” ismi celîli hepimizde tecelli etsin. Tecelli etsin de huzurla dünyayı yaşayalım. Tecelli etsin de kabirde yalnız kalmayalım. Tecelli etsin de kıyamette darda kalmayalım. Tecelli etsin de sıratı çabuk geçelim. Tecelli etsin de cennete girerken selâm veren meleklerle buluşalım. Tecelli etsin ki hasretimiz son bulsun, özümüz Cemâlullah’a ayna olsun. Tecelli etsin … Devamını oku… 18) RAB VE HAK

17) BENCİLLİK BENLİĞİN PUTU

Ey nefsinin iddiasına aldanan, kendini var sanan aziz insan… Düşün bir an: Hangi nefes senin, hangi akış senin kontrolünde? Kalbinin atışı mı, gözünün görmesi mi senin mülkündedir? Her şeyin sahibi olan Allah, seni yokluktan varlığa çıkardı, sana benlik verdi; ama o benliği senin üstüne ilah yapmadı. Gel, nefsine sor: “Sen misin rızık veren, sen misin … Devamını oku… 17) BENCİLLİK BENLİĞİN PUTU

16) ŞERİAT VE TARİKAT

Selam ismi, ruhumuzu sardığı gibi maddemizi de sarsın. Öyle sarsın ki ruhumuzu, benliğimizi aydınlık sarsın ve derunumuz nurla buluşsun. Aziz Yunus der ki: “Şeriat, tarikat yoldur varana; hakikat, marifet ondan içeri.” Yol olmadan hedefe varılmaz. Maksadımız hakikat ve marifet ise, şeriata ve tarikata sarılmak zorundayız. Zira çoğu kişi ruh ile bedeni ayrı sanmakta, bu da … Devamını oku… 16) ŞERİAT VE TARİKAT

15) AKIL, KALP VE İDRAK

Aklımızı kalbî bir bakışla desteklediğimiz ölçüde kalbimiz de derin hassasiyetleri üstlenmeye başlar. Çünkü akıl tek başına soğuk bir çözümleyicidir; ancak kalbin nuruyla aydınlandığında hakikati sezebilir. Çünkü duygu merkezi kalbimizdir. “Gerçek şu ki, gözler kör olmaz, fakat göğüslerdeki kalpler kör olur.” (Hac, 46) Oysa akıl, kalbe indirildiğinde; yani sadece mantık değil, hikmet ve sezgiyle de çalıştığında, … Devamını oku… 15) AKIL, KALP VE İDRAK

14) RÜKÛDAN SECDEYE

İnsan rükûya eğilir ve der ki: “Allah’ım! Ben tüm kuvvelerimle, sendeki sonsuz kuvvetler önünde “eğik”im. Sana boyun eğmişim. Sen ne dilersen benden o çıkar.” Yani sen hangi terkibi, hangi oluşumu bende yaparsan, ben onu yapmak zorundayım. Lakin benden istediğim, nimete erenler gibi bir iç hamuruyla benin buluşturmandır. Yoksa “Sen varsın, ben de varım; ben sana … Devamını oku… 14) RÜKÛDAN SECDEYE