İlahi nura bakan özsel sızıntıdır. İnsan, yalnızca bedeniyle değil; içinde taşıdığı latif (ince ve nuranî) bir akışla başkasına yönelir. İşte o akış, ruhun derinlerinden gelen bir sızıntı gibidir. İki insan, birbirinde o ilahî nura bakan sızıntıyı hissettiğinde bağlanırlar. Çünkü bağ dediğimiz şey, sadece sözle, sadece bakışla kurulmaz; özün özle tanışmasıyla kurulur.
O sızıntıyı birbirinde hissedenler bağlanırlar. Birbirlerine baktıklarında yalnız yüz görmezler; içlerinden geçen bir hâli, bir titreşimi, bir yakınlığı hissederler. Bu yüzden bazı insanlar bir ömür yan yana olsa bile bağ kuramaz; bazıları ise kısa bir anda bile birbirinin içine değmiş gibi hisseder. Çünkü bağ, zamanla değil; özün temas etmesiyle doğar.
Sızıntı kapanınca ise hâl değişir. Önce bir burukluk iner. İnsan bunun adını çoğu zaman koyamaz ama kalbinin içinde ince bir soğuma hisseder. Sonra donukluk başlar. Sözler eskisi gibi akmaz, bakışlar eskisi gibi derinleşmez. Çünkü o özsel akış, yani ilahî nura açılan pencere daralmıştır.
Donukluk artınca kesafet iner. Kesafet; ruhun inceliğinin üzerine çöken ağırlıktır. Kalp ağırlaşır, ilişki sıradanlaşır, iki insanın arasında bir perde oluşur. İşte çoğu bağ bu noktada kırılır; insanlar sebebi dışarıda arar ama asıl sebep içteki akışın daralmasıdır.
Fakat sabır edenler için bu hâl son değildir. Sabır ederlerse bu kabzdan sonra bast oluşur. Tasavvufta kabz; daralma hâlidir. Bast ise genişleme… Yani kalp bazen daralır ki yeniden genişlemeyi öğrenebilsin. İki insan bu daralma zamanında birbirini terk etmez, sabırla beklerse; o sızıntı yeniden açılır, nur yeniden akmaya başlar.
Sabır yoksa ise kabzda kaybolurlar. Daralma hâlini son zannederler ve yollarını ayırırlar. Oysa çoğu zaman insanın terk ettiği şey, aslında biraz sabırla yeniden doğacak olan bir bağdır.
Bu yüzden erenler demiştir ki: Her hâl gelip geçicidir; baki olan sabırdır. Kabz da gelir, bast da gelir. Gece de olur, sabah da olur. Mesele hâlin değişmesi değil; insanın o hâlin içinde nasıl durduğudur.
İşte bu yüzden denilmiştir ki:
Her hâl ve şartta sabreden derviş, muradına ermiştir. Çünkü sabır, bağın bekçisidir. Sabır olan yerde nur yeniden sızar, kalpler yeniden birbirini bulur. Sabır olmayan yerde ise en güçlü bağ bile zamanla çözülür.