MURAKABE NASIL OLUR?

Esas olan sadıklarla olmak… Çünkü insan, kiminle oturup kalkıyorsa zamanla onun rengine boyanır. Kalp, yanında durduğu şeyi sever; sevdiği şeyi düşünür; düşündüğü şeyin hâline bürünür. İşte bundan dolayı insanın zihninde bir manevi meclis kurması gerekir. İçinde sevdiği birkaç veli olsun… Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz olsun… Hz. Ebubekir olsun… Seyyid Abdulkadir Geylani olsun… İmam Rabbani olsun… Abdullah Dihlevi olsun… Ve gönlüne Allah’ı hatırlatan kim varsa, onları zihninde diri tutsun. Çünkü insan, zihninde kimi büyütüyorsa aslında ona doğru yürüyordur.

Kalbinde onlarla sohbet et… Bir mesele yaşadığında, “Bu durumda Hz. Ebubekir olsa nasıl davranırdı?” diye düşün. “İmam Rabbani bu fitneye nasıl bakardı?” diye tefekkür et. “Abdulkadir Geylani’nin huzurunda olsaydım bu sözü söyleyebilir miydim?” diye kendini tart. İşte o zaman insanın içinde görünmeyen bir edep doğmaya başlar. Çünkü murakabe, yalnızca göz kapatıp sessizce oturmak değildir; murakabe, zihnini Hak dostlarının hâliyle terbiye etmektir.

Bak bir genç futbolu seviyorsa, zihninde hep tuttuğu takımın oyuncularını yaşatır. Onlarla kalkar, onlarla yatar. Attığı gole sevinir, mağlubiyetine üzülür. Sürekli onları izlediği için zamanla yürüyüşü bile onlara benzemeye başlar. Çünkü insan zihninde neyi çoğaltırsa, ruhu ona doğru şekillenir. İşte aynen bunun gibi, biz de zihnimizde bir manevi takım kuralım. Öyle bir takım ki, insanı Allah’a yaklaştırsın… Kalbi dünyaya değil, ahirete bağlasın… Nefsi kabartmasın, ruhu diriltsin…

Yakinen bil ki, bunun sana katacağı yolu başka hiçbir şeyde bulamazsın. Çünkü insanın iç dünyasını en çok şekillendiren şey, sürekli düşündüğü ve gönlünde taşıdığı kimselerdir. Bu yüzden sadıklarla beraber olmak sadece bedenle olmaz; bazen insan bir veliyi hiç görmeden de onunla beraber olabilir. Çünkü beraberlik, önce zihinde başlar. Kalbin kimi seviyorsa, aslında onun meclisindedir.

İşte buna murakabe derler… Yani gönlü dağınıklıktan kurtarıp salihlerin huzuruna bağlamak… Kalbi nefsin ve dünyanın gürültüsünden çekip, sadıkların iklimine oturtmak… Ayette de bunun için şöyle buyrulur:

“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun.” (Tevbe Suresi, 119)

Sadıklarla beraber olmak sadece aynı ortamda bulunmak değildir. Onların ahlakını düşünmek, hâllerini tefekkür etmek, yürüdükleri yola gönülden bağlanmaktır. Çünkü kalp, beraber olduğu şeyi zamanla kendine kıble edinir. Bu yüzden zihnini neyle doldurduğuna dikkat et. Zira gönlünde kimi büyütüyorsan, ahirette de onunla beraber olursun.

“Kişi sevdiği ile beraberdir.” (Buhârî, Edeb 96; Müslim, Birr 165)

Bu yüzden gönlünü sadıklara bağla… Çünkü insan tek başına kalınca nefsinin sesi çoğalır; fakat salihlerin hayali bile kalpte bir edep meydana getirir. Nice insanlar vardır ki bir mürşidin sadece ismini anarak gözyaşı döker. Çünkü mesele beden değil, gönülden bağ kurabilmektir. Kalp kimi çok anıyorsa, fark etmeden onun hâlinden pay almaya başlar.