MÜRŞİDİN ELİNDEN TUTMAK VE NEFSİN SESİNİ SUSTURMAK

Kalbini saf eyle.
Ruhunu hazır eyle.
Şüphe ve vesveselere mahal verme.
Elbette vesvese gelecek. Çünkü şeytanın işi budur. Kalbe yaklaşır, içine söz bırakır, korku bırakır, şüphe bırakır. Nefis ise o sözlere kulak kabartır. İşte yolun en mühim noktası burada başlar. Vesvesenin gelmesi değil, ona teslim olup olmaman önemlidir. Çünkü insanın içinde konuşan iki ses vardır. Biri nefsin sesi, diğeri ise hakikati isteyen BEN noktasıdır. İşte o BEN noktası, Rabb’ine yönelmek isteyen öz varlığındır. Ayak diretecek olan da odur. Dimdik duracak olan da odur.

Nefsin hoşuna giden her şey hakikat değildir. Şeytan vesvese verir, nefis ondan lezzet alır. Ama içindeki hakikati isteyen öz, bundan huzursuz olur. İşte o huzursuz olan yer, senin hâlâ diri olan tarafındır. Esas olan da odur. Gerisi gelir geçer. Düşünceler gelir geçer, vesveseler gelir geçer, korkular gelir geçer. Ama Allah’a yönelen o öz nokta dimdik kaldıkça kul yıkılmaz.

Mürşidin vazifesi de tam burada başlar. Çünkü insan bazen kendi iç seslerini ayırt edemez. Nefsin sesini ilham sanar, vesveseyi hakikat sanar, hevayı maneviyat zanneder. İşte mürşid, yolun karanlık yerlerini bilen kişidir. Daha önce geçtiği için seni de geçirir. Senin göremediğin çukuru görür. Düşeceğin yeri fark eder. O yüzden yolda tek başına hüküm vermek değil, el tutmak gerekir.

Zikirlere eman verme.
Nefsin gazıyla yüklenme.
Şeytan bazen soldan değil, sağdan yaklaşır. İbadeti bile aşırılıkla yaptırır. Sonra da bir anda terk ettirir. İşte nice insan bu yüzden başladı ama devam edemedi. Gücünü aşan yük, nefsi kırmaz; aksine yorar ve kaçırır. O yüzden bu yol ölçü yoludur. Az ama devamlı olan amel, nefsi terbiye eder. Bir anda coşup sonra bırakmak ise nefsi daha da azdırır.

Bu yüzden verilen kadarını oku.
Kendi kendine artırma yapma.
Çünkü mürşid bazen sana zikir değil, denge verir. Sen zikri çoğaltmayı marifet sanırsın ama mürşid senin taşıyacağın kadarını verir. Çünkü hedef çok yapmak değil, dönüşmektir. Nefsin sesi zamanla BEN noktasıyla aynı hizaya gelsin diyedir bütün bu tedbirler. Biiznillah bir zaman sonra nefis de teslim olmaya başlar. Şeytan ise konuşacak kapı bulamaz hâle gelir.

İçsel hallerini herkese anlatma.
Çünkü mana ehlinin sırrı, Allah ile kul arasındadır. Her gönül aynı yükü taşımaz. Her kul aynı hâli anlamaz. Bazısı inkâr eder, bazısı nazar eder, bazısı da yanlış yönlendirir. O yüzden hâllerini ehline aç. Seni taşıyacak olana anlat. Çünkü yolda tedbir almak gerekir.

Bizde mesele rüya değil, yaşanan hâlin değişmesidir.
Kalbin yumuşaması, huzurun artması, vesvesenin azalması, zikrin içte yer etmesi, merhametin çoğalması, dünya yükünün hafiflemesi… İşte bunlar yolun işaretleridir. Çünkü hakiki yol insanı bağıran değil, sakinleşen bir hâle götürür. Sertleştiren değil, yumuşatan bir hâle götürür.

Bu yol uzun bir yoldur.
Karanlık yerleri vardır.
İnişi vardır, çıkışı vardır.
İnsan bazen yorulur, bazen şaşırır, bazen tökezler. İşte bu yüzden el tutmak gerekir. Dünyada gözü görmeyeni biri nasıl tutup götürüyorsa, manada da önceden geçenin elinden tutmak gerekir. Çünkü yolu bilenle yürümek, yolu tek başına aramaktan daha selametlidir.

Allah buluşturduysa bir hikmeti vardır.
Kul bazen yıllarca arar ama bir kapının önüne gelmeden huzur bulamaz. Sonra Allah bir vesile açar, gönlü gönülle buluşturur. İşte o vakit yavaş yavaş içteki yük hafiflemeye başlar. Çünkü insan yalnız yürürken zorlanır ama hakikat ehliyle yürüyünce ayağı sağlam basar.

Biiznillah el ele en güzele…
Adım adım…
Sakin sakin…
Yüklenmeden…
Savrulmadan…
Hak’ka doğru yürümek…
İşte mesele budur.