ANNE BABANIN EVLAT ÜZERİNDEKİ ETKİSİ

Her insan elbette İslâm fıtratı ile doğar. Her kişi de elbette kendi çalışmasının karşılığına ulaşır. Ancak anne babası çocuğuna titizlikle yönelmişse, gelişimi de keskinleşir. Bu yönelme bencillik ve övünç ile değil, fakr ile olmalıdır. İşte bu yönelme en güçlü şekilde Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’de bulunduğu için, Hz. Fâtıma doğrudan etkilendi. Hz. Ali de daha 10 yaşından itibaren bu yönelişten nasibini aldı. Bu etki aktarımı Ehl-i Beyt’te elden ele, yani anne babadan evlada sirayet etti.

Dolayısıyla Ehl-i Beyt’in arınma süreci daha hızlı gelişti. Elbette Ehl-i Beyt olmayan insanlar içinde de arınanlar oldu. Hangi anne baba, nefsinden arınmış bir şekilde evladına şiddetle yönelirse, onun üzerinde derin bir tesir bırakır. Zira aktarımın olması için kalbin alıcı merciye doğru açık olması gerekir. Evladın kalbi en çok anne babasına karşı açık olduğu için, evlatlar da en çok anne babasından etki alır. Ancak bazı evlatlar, kalplerini ebeveynlerine karşı kapattıkları için, anne babalarından etki almaz. Nitekim Hz. Nûh’un (as) oğlu iman etmediği gibi Hz. İbrâhim’de (as) babasından etkilenmedi.

Anne baba evlat üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. Evladın kalbi, anne babanın hâlinden beslenir. Bu yüzden anne baba, çocuğuna bıraktığı en büyük miras mal değil, hâl ve ahlâktır. Fakr ile yönelme hali, yani kendini yok bilip Allah’a muhtaç olduğunu idrak ederek evlada yönelmek, saf bir tesir oluşturur. Bu tesir nesilden nesile Ehl-i Beyt’te olduğu gibi aktarıldığında, bir nur zinciri meydana gelir. İmam-ı Rabbânî (kuddise sirruh) Mektûbât’ında şöyle buyurur: “Salihlerin sohbeti öyle bir tesir eder ki, çocukları bile bundan nasiplenir. Zira Allah’ın velî kulları, bakışlarıyla dahi insanı arındırırlar.” (Mektûbât, 260. Mektup) özellikle dua ile çocuklarımızı terbiye etmeliyiz. Gece uyurken ve sabah kalkarken evladımıza dua etmeliyiz. Nitekim hadiste: “Anne babanın duası reddedilmez.” (Tirmizî, Birr 7)

İşte dua, bilinçli olarak ebeveynin evladına yönelişini ifade eder. Ayrıca sözden önce hâl ile örnek olunmalıdır. Çocuk, öğütlerden çok yaşantıdan etkilenir. Anne babanın namazdaki huzuru, evladın kalbine yansır. “Ey iman edenler! Kendinizi ve ailenizi, yakıtı insanlar ve taşlar olan ateşten koruyun.” (Tahrîm 6) Edep mirası bırakılmalı. Çocuğun yanında konuşma, yemek, selam verme gibi halleri bilinçle sergilenmelidir. Ayrıca şu ayeti de unutmayalım; “Onlardan kim iman etmezse, babasının imanından ona fayda yoktur; kim iman ederse, babasının küfrü ona zarar vermez.” (Lokman 33)

Ayrıca evlatlarımıza Ehl-i Beyt sevgisini aşılayalım. Efendimiz’in ve Ehl-i Beyt’in sevgisini anlatalım. Zira Muhammedi sevgiyle yetişen kalp, kolay kolay kötüye kaymaz. Çünü o sevgi ile çocuğun kalbi, eşerefi mahlûk olan efendimize doğru senkronize hale geçecek ve o ülvi nurdan beslenmeye başlıyacaktır. Çünkü “Kişi, sevdiğiyle beraberdir.” (Buhârî, Edeb 96) Anne baba, evladın kaderine hükmeden bir ilahî güç değildir; ama evladın hâlini besleyen en güçlü vesiledir. Ehl-i Beyt’te olduğu gibi bu hâl nur zinciri olarak elden ele aktarılabilir. Buradan bize düşen, hem kendi hâlimizi arındırmak hem de evladımıza saf bir yöneliş bırakmaktır.