EMANET VE SAHİPLENME DUYGUSU

İnsanoğlunda çoğunlukla güçlü bir sahiplenme duygusu vardır. “Eşim, çocuğum, evim, arabam, malım, mülküm…” der ve her şeyi kendisine ait görme eğilimindedir. Oysaki her şeyin mutlak sahibi Allah’tır ve her şey bize Allah’tan emanettir. Emanet, istendiğinde hiçbir sahiplenme duygusu taşımadan geri verilebilendir.

Bu bakış açısıyla her bir canlıyı ve eşyayı emanet bilmek gerekir. Onları sahiplenmeden, sadece Allah adına sevmek gerekir. Çünkü aksi hâlde kaybettiğimizde, kendimizi kaybedecek kadar sarsılırız. Elbette insan olduğumuz için üzülmemek imkânsızdır. Ancak önemli olan, en kısa sürede kendimize gelip: “Veren O, alan O.” diyebilmektir. Çünkü her şeyin başlangıcı da, sonu da, hakiki maliki de Allah’tır.

Hakikatte “emanet” kavramı, sadece dünyevî mal ve evlatlarla sınırlı değildir. İnsan, kendi canını ve ruhunu da Allah’tan bir emanet bilmelidir. Çünkü insanın kendi varlığı dahi kendisinin değildir. Nitekim Hak dostları, başlarına bir musibet geldiğinde tevekkül ile teslim olur, eşyaya ve canlılara aşırı bağlılıktan uzak kalırlardı. Bir şeyi senden alındığında üzülmen, onun sende kaldığında sevinmenden ileri gelir. Eğer hakikatte onu sahibinden bilseydin, alınırken de sevinirdin.

Bu hakikati pekiştirmek için Kur’an ve sünnetten ölçülere bakalım: Ayet-i kerimede Allah şöyle buyurur: “Göklerin ve yerin mülkü Allah’ındır. Allah, her şeye kadirdir.” (Âl-i İmrân, 189) Başka bir ayette Allah şöyle buyurur: “Şüphesiz biz Allah’a aidiz ve şüphesiz O’na döneceğiz.” (Bakara, 156) Bir başka ayet-i kerimede Allah şöyle buyurur: “Sizde bulunan her nimet, Allah’tandır.” (Nahl, 53)

Hadis-i şerifte ise şöyle buyurur Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Dünya malına karşı zahid ol ki Allah seni sevsin; insanların ellerindekine karşı zahid ol ki insanlar seni sevsin.” (İbn Mâce, Zühd, 1) Başka bir hadis-i şerifte buyurmuştur: “Allah’ın verdiğine razı olan, en zengin kimsedir.” (Tirmizî, Zühd, 34)

Esas olan ise günlük hayatta sergileyiştir. Malı, evladı, hatta nefesi bile “emanet” bilerek sevmektir. İşte o zaman kaybettiğinde isyana değil, sabra yönelir.“Veren de O, alan da O.” diyerek kalbi huzura kavuşur. Sevgiyi sahiplenme değil, teslimiyet üzerinden yaşam nasip olur.

Öylece bizde husule gelir tüm maişet. İşte bu maişet bizim için en büyük rahmet. Zira böylece bizde oluşur ülvi ünsiyet. İşte bu ünsiyet ile eda edilir bizdeki emanet. Yoksa emanete olur ihanet ve kişi yaşar ebedi mahrumiyet.