HU İSİM ZAMİRİYLE İŞARET ETTİĞİMİZ HÜVİYET

“HU isim zamiriyle işaret ettiğimiz mutlak hüviyet” için hiçbir sıfat yoktur. Çünkü sıfat, mevsufu sıfat dâhilinde kayıt altına alır; mutlak Zât ise hiçbir kayıtla sınırlanamaz. Lakin tüm sıfatları “HU isim zamiriyle işaret ettiğimiz mutlak hüviyet” ol emriyle ortaya koyar. Zira “O’nun benzeri hiçbir şey yoktur.” (Şûrâ 11) Düşünsenize; “bizce” sıfatsız, esmasız ve hatta tüm kavramların düştüğü ve sadece HU yani O diyeceğimiz mutlak Zat… Bu hâl, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in duasında da yansımıştır: “Allah’ım, eşyayı bize olduğu gibi göster.” İşte O’nu tanımak için önce bunu hafızamızda oturtalım. Sonra; “HU isim zamiriyle işaret ettiğimiz mutlak hüviyet” istedi ki; öz hazinesini, yani kendi öz hüviyetinde olan ve hiçbir mana olarak seyri oluşmayan kendi hüviyetindeki ahvalından istediği kadarıyla seyr etsin. Bunun farkına biz; “gizli hazine” olarak bilinen şu söze dayanır: “Ben gizli bir hazine idim; bilinmekliği sevdim, mahlûkatı yarattım ki bilineyim.”

Sonra; hüviyetinde asla manaya dönüşmeyen ve salt kendi olan tüm özelliklerinin seyrini oluşturmak için Allah adını seçti. İmam-ı Rabbânî der ki: “Allah ismi, bütün isimlerin toplamıdır; Zât’ın ilk aynasıdır.” Bu ismin bünyesinde seyri oluşan tüm manalar bir birleriyle etkileşim haline girdi ve sayısız âlemi oluşturmak için bir zati seyr vechi oluştu. Kur’an’da bu hakikate işaret edilir: “Allah, her şeyin yaratıcısıdır.” (Zümer, 62) “HU isim zamiriyle işaret ettiğimiz mutlak hüviyet” bu etkileşimlerin hiçbirisi asla olamaz. Çünkü: “Her şey yok olucudur, yalnızca O’nun Zâtı bâkîdir.” (Kasas, 88) Çünkü O, kendi öz hüviyetinde Allah ismini varlığına ayna yaptı. Aynada görülen şey asla şeyin kendisi değildir. Ama görünen de ondan gayri değildir. Sonra; Allah ismiyle işaret edilen ayna ile “HU isim zamiriyle işaret ettiğimiz mutlak hüviyet” kendisini bir tutam nurun içeriğiyle var eylediği âlemlerinde seyr ettirmeye başladı.

Şimdi düşünelim; Allah ismiyle bilinen ayna, tüm isimlerin bileşimi olarak zerreden kürreye bir etkileşim ve oluşum içinde “HU isim zamiriyle işaret ettiğimiz mutlak hüviyet”e seyr mahalli olarak; yarattığı tüm âlemlerinde, her biri âlemin sahip olduğu rububiyet alanının içeriğine göre seyir ettirdi. Bu yapının her bir noktası “HU isim zamiriyle işaret ettiğimiz mutlak hüviyet”e eşit mesafededir. Çünkü: “O, sizinle beraberdir, nerede olursanız olun.” (Hadîd 4)

Allah yapıyor dediğimizde; hangi noktada bir oluşum oluyursa olsun işi yapan Allah’tır. Çünkü tüm seyr alanını bir okyanus gibi düşünsek, okyanusun her noktasına da okyanus denir. Bu hakikate dair efendimiz şöyle buyurmuştur: “Allah güzeldir, güzelliği sever.” Varlıkta gördüğümüz her güzellik O’nun fiilinin bir cilvesidir. Şu noktaya dikkat edelim; Allah ismiyle işaret ettiğimiz, “HU isim zamiriyle işaret ettiğimiz mutlak hüviyet”in seyrin oluşması için ortaya çıkardığı tüm öz manalar veya bu seyr sonucu yaratarak meydana getirdiği herhangi bir nokta, asla ve asla “HU isim zamiriyle işaret ettiğimiz mutlak hüviyet” değildir. İmam-ı Rabbânî bu konuda der ki: “Tecellî, aynanın hakikati değildir; fakat aynanın dışında da değildir.”

Ama “HU adıyla işaret ettiğimiz mutlak hüviyet”in seyri dâhilindedir. Ama O, yani Allah ismi ile tanıdığımız mutlak Zat, yarattıkları ile birliktelik oluşturacak şekilde tümel bir içerik değildir. Zira tüm yaratılanlar, onun bir tutam nuruyla nurlanarak varlık planıyla yerindelik elde etmişlerdir. Kur’an bunu şu ifadeyle özetler: “Allah, göklerin ve yerin nurudur.” (Nûr, 35). Âlem, Hak değildir; ama Hakk’ın nurundan başka da bir şey de değildir. Dolayısıyla Allah, tümünden münezzeh olarak kendi öz manalarını seyrine sunarken, tüm yarattıklarını da nurundan nurlandırarak kendi sahip olduğu öz seyrindeki mana özellikleri ile üzerlerine istediği şekilde bir ünsiyet kendilerine kazandırmıştır. Öylece her varlık ünsiyetleri oranında Allah’ın vechine nazar ederek varlıklarının içeriklerinin hakkını eda eder. İşte bu hakkı eda etmeye de varlığın kendi tesbihi denilmiştir. İşte inan ise, tüm bu tesnihleri syrecek bir hüviyetle donatılarak yaratılarak yeryüzünde Allah halifesi olarak yer edinerek, zati seyr zevk haline ulaştırılarak kendisine ülvi bir konum kazandırılımıştır. İşte bunun farkındalığına ermek, insan için en büyük şereftir.