MİRAS BÖLÜŞÜMÜNDE ADALET

Kur’an-ı Kerim’de yazan kadına 1, erkeğe 2 pay mirasın bizim anlamadığımız bir detayı var mı? Neden kadına az verilmeli sizce?

Şunun için: Kadın verilen payı sadece nefsine harcar. Eşine, çocuklarına vs. kimseye verme zorunluluğu yoktur ve kimsenin hayatını idame ettirme borcu onun boynunda değildir. Hatta kendisinin geçimini sağlama yükümlülüğü dahi yoktur; eşi ona bakmak zorundadır. Kadın, eşine ikram ederse eder; etmezse asla vebal altına girmez.

Ama erkek öyle değildir. Bakmakla yükümlü olduğu eşi, anne-babası, dede ve nenesi gibi kişiler vardır. Yani onun omzuna yüklenen nafaka (geçindirme sorumluluğu) vardır. Bu yüzden burada mesele “kadına az verilmesi” değil, yük ile payın dengelenmesidir. Yükü fazla olana pay fazla, yükü az olana pay ona göre verilmiştir.

Dolayısıyla kadına mirastan erkeğin yarısı vadedilmiştir. Eğer miras dağıtımında Allah’ın emri doğrultusunda adaletsiz bir paylaşım yapılırsa, ayet gereği bunun cezası çok çetindir. Çünkü bu mesele sadece mal meselesi değil; Allah’ın koyduğu ölçüye teslim olup olmama meselesidir. Kul kendi aklına göre taksim yapmaya kalkarsa, hikmeti değil nefsini merkeze almış olur. Oysa kimin kime daha faydalı olacağını kul bilemez; bunu en iyi bilen Allah’tır. Bu yüzden taksim O’na aittir.

Bununla birlikte kişi hayattayken malını dağıtmak isterse, işte orada ölçü değişir. O zaman adalet, eşitlik olarak tecelli eder. Yani baba, “Ben hayattayken malımı bölüşeyim” derse, evlatları arasında eşit vermek zorundadır. Çünkü henüz ilâhî taksim devreye girmemiştir; kul kendi eliyle tasarrufta bulunmaktadır. Bu noktada yapılan adaletsizlik, doğrudan kul hakkına girer.

Eğer kişi “Ben Allah’ın adaletine teslimim” derse, o zaman malını bölmez; ölümünden sonra miras, Allah’ın taksimi üzere paylaştırılır. En selametli yol da budur. Çünkü kul nefsine göre paylaştırdığında ya birini kayırır ya birini mahrum eder. Ama Allah’ın taksiminde ne eksik vardır ne fazla.

Şayet baba hayattayken adaletsiz bir dağıtım yaptıysa ve vefat ettiyse, artık geriye dönük yapılacak bir şey kalmaz. O, kendi günahını sırtlanmış olarak gider. Malı haksız alan da zahiren kazançlı gibi görünse de hakikatte ağır bir mesuliyet yüklenmiştir. Çünkü kuldan kaçırılan hak, Allah’tan kaçmaz.

Bu noktada “alan zevkle yer mi?” denirse; hayır, yiyemez. Belki zahiren yer gibi görünür ama o lokma boğazdan geçerken huzur vermez. Çünkü içinde başkasının hakkı vardır. Hak yenilen yerde bereket olmaz; bereketin olmadığı yerde de huzur olmaz.

Gizli yapılan paylaşımlara gelince; İslam’da gizli taksim olmaz. Şahit (tanık) olmalıdır. Şahit yoksa bu tür paylaşımlar geçerli bir hüccet (delil) taşımaz ve miras hukuku devreye girer. Hele ki kız evlatları mahrum etmek için gizli gizli yapılan taksimler, en ağır veballerden biridir. Çünkü bu, sadece mal paylaşımı değil; Allah’ın kuluna verdiği hakkı gasbetmektir.

Allah’ın kullarına ihanet edeni, Allah bırakmaz. Bu dünyada da ahirette de huzur bulamaz. Zaten çoğu zaman bu tür gizli paylaşımlar, kız evlatları dışlamak için yapılır. Oysa İslam, kadını mirastan mahrum eden cahiliye anlayışını kaldırmış ve ona farz (kesin) pay vermiştir.

Nisâ Suresi 7. Ayet:

“Ana-babanın ve akrabaların bıraktıklarından erkekler için bir pay vardır; ana-babanın ve akrabaların bıraktıklarından kadınlar için de bir pay vardır. Bu, az olsun çok olsun, farz kılınmış bir paydır.” (Nisâ, 4/7)

Hani İslam’ı kabul etmiştik… Gerçekten Allah’a teslim olmak yürek ister. Çünkü İslam, sadece dil ile söylenen bir söz değil; nefsin hoşuna gitmeyeni de kabul etmektir.

İslam nefsi tezkiye eder. Bu tezkiye hem enfusî (kişinin iç dünyasına dair) hem de afakî (dış dünyaya yansıyan) alanlarda gerçekleşir. Namaz, zikir, sabır gibi ameller enfusîdir. Miras, alışveriş, kul hakkı gibi meseleler ise afakîdir. İşte miras, afakî ameller içindedir.

Kul, bu alanlarda Allah’ın hükmüne teslim olmadıkça nefsi asla tezkiye olmaz. Çünkü nefis en çok malda kendini gösterir. Mal söz konusu olduğunda hakka teslim olan, gerçekten teslim olmuş demektir.

Buyurun miras ayetleri…

Nisâ Suresi 11. Ayet:

“Allah size, çocuklarınız hakkında erkeğe, iki dişinin payı kadar (miras vermenizi) emreder. Eğer çocuklar ikiden fazla kadın ise, bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer tek kız ise, yarısı onundur. Ölenin çocuğu varsa, anne ve babasından her birine altıda bir düşer. Eğer çocuğu yoksa ve anne-babası ona varis oluyorsa, annesine üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, annesine altıda bir düşer. (Bütün bu paylar) ölenin yapmış olduğu vasiyet yerine getirildikten ve borcu ödendikten sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan hangisinin size fayda bakımından daha yakın olduğunu bilemezsiniz. Bunlar Allah tarafından konulmuş farzlardır. Şüphesiz Allah bilendir, hikmet sahibidir.” (Nisâ, 4/11)

Nisâ Suresi 12. Ayet:

“Eşlerinizin, çocukları yoksa bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. (Bu paylar) yaptıkları vasiyet yerine getirildikten ve borçları ödendikten sonradır. Sizin de çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri eşlerinizindir. Eğer çocuğunuz varsa, bırktığınızın sekizde biri onlarındır. (Bu paylar da) yaptığınız vasiyet yerine getirildikten ve borç ödendikten sonradır. Eğer bir erkek ya da kadının, ana-babası ve çocuğu bulunmaz da bir erkek veya kız kardeşi bulunursa, her birine altıda bir düşer. Eğer onlar birden fazla iseler, o zaman üçte bire ortaktırlar. (Bu da) yapılan vasiyet yerine getirildikten ve borç ödendikten sonradır; zarar verme kastı olmaksızın. Bu, Allah’tan bir emirdir. Allah her şeyi bilendir, halîmdir.” (Nisâ, 4/12)

Nisâ Suresi 13. Ayet:

“Bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Kim Allah’a ve Resûlüne itaat ederse, Allah onu içinden ırmaklar akan cennetlere koyar; orada ebedî kalırlar. İşte büyük kurtuluş budur.” (Nisâ, 4/13)

Nisâ Suresi 14. Ayet:

“Kim Allah’a ve Resûlüne karşı gelir ve O’nun sınırlarını aşarsa, Allah onu içinde ebedî kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azap vardır.” (Nisâ, 4/14)

Allah yolunda daim eylesin.