85) AŞKIN GERÇEĞİ

Allah aşkı nasıl olacak? İnsana olan aşk nasıl olacak? Aşkı kalbimize koyan Allah değil mi? Evet, aşk yaratılmıştır ve yaratılan bir haslettir; kimse bunu inkâr edemez. O hâlde bu aşk neyin nesidir, nerede, nasıl ve nereye kadar kullanılmalıdır? Çünkü hem Allah’ı severken hem eşimizi hem çocuklarımızı sevmekle mükellefiz. İşte burada mesele, aşkın mahiyetini doğru anlamaktır.

Aşk ile sevgi ve muhabbetin içerikleri birbiriyle aynı değildir. Evlendikten sonraki sevgi, artık aşk değil; teveddüdtür. Yani karşılıklı dönen ilahî muhabbet… Bunun çıkış noktası da Allah’ın “el-Vedûd” ismidir. Nitekim Vedûd esmasının tecellisi hem varlığı hem aileyi hem toplumu ayakta tutar. Köyü ayakta tutar, halkı birleştirir, ülke yapar, ümmet yapar. Yani sevgi ve bağlılık, Allah’ın Vedûd isminin tezahüründen doğar.

Aşk ise daha çok tek yönlüdür ve genelde tasavvuf yolunda yeni başlayanlarda görülür. Nefsi mutmainne mertebesine gelindiğinde, aşk yerini huşu ve huzura bırakır. Artık kalp Rabbü’l-âleminin deveran eden sevgisini doğrudan hisseder. Bunun tadı bambaşkadır; aşk ile alakası yoktur. Çünkü aşk, nefsi levvâme mertebesinde başlar, nefsi mülhime mertebesinde zirveye çıkar; nefsi mutmainnede ise aşkın ateşi diner, yerine huzur ve istikrar gelir.

Tasavvuf yolunda aşk, kulun Rabbine yönelmesini sağlar; ama kişi aşkı bir gaye olarak görüp onda donakalırsa, bu aşk kişiyi ziyana sürükler. Çünkü aşk, kişiyi amelde yoğunlaştırıp mutmainnenin kapısını açtırmak içindir. Eğer amaç unutulursa, aşk kişiyi hayal dünyasına hapseder.

İnsanlar arasındaki aşk da böyledir. Bir genç kız ile bir delikanlı birbirine âşık olur; bu aşk onları evliliğe götürür. Evlilikten sonra ise aşk biter, yerini karşılıklı muhabbet ve vefaya bırakır. Artık bu aşk değil, teveddüd olur. Çünkü evlilik, aşkın meyvesidir; ama sürdürülebilir olan muhabbet ve Allah’ın Vedûd isminin yansımasıdır.

Eğer âşık olanlar kavuşmazsa, aşk onları deli eder. Leylâ ile Mecnun hikâyesi işte budur. Kays, Leylâ’ya kavuşamadığı için “Mecnun” yani deli oldu. Çünkü kavuşmadı; kavuşsaydı zaten aşkı da sönecek, muhabbet başlayacaktı.

Allah aşkı da böyledir. Eğer aşk çalışmayla mutmainneye götürmezse, derviş deli divane olur; ama derin huşu ve huzura erişemez. Oysa maksat, huşu ve huzur kapısına ulaşmaktır. Bunun için bulunduğumuz her makamın hakkını vermek, bir üst basamağa öyle çıkmak gerekir. Çünkü içinde bulunduğu hâlin hakkını vermeyen, ilerleyemez.

Nice Allah dostları vardır ki, aşk mertebesine takılmadan doğrudan mutmainneye adım atmış, huşu ve huzurun kapısını açmıştır. Çünkü aşk kimi zaman gözü boyar, kişiyi orada dondurur. Bu yüzden güçlü bir elin, mürşidin müdahalesiyle aşk mertebesinden alınması gerekebilir.

Âcizane tavsiyemiz şudur: Kalbimizi aşkın gölgesinde değil, huşu ve huzurun merkezinde sabitleyelim. Aşkı küçümsemeyelim ama onda oyalanmayalım. Çünkü aşk başlangıçtır; gayeyse huşu, huzur ve marifettir. Çalışma ve gayret bizden, tevfik Allah’tandır.

“Ya Rabbi! Kalplerimizi sırf aşkın dalgalanmasında oyalanmaktan muhafaza eyle. Aşkı bize huşuya götüren bir kıvılcım kıl. Huşuyu bize marifetle bütünleşen bir nur kıl. Amelimizi aşkın ateşiyle değil, huşunun idrakiyle istikrar üzere kıl. Kalplerimizi ilimle besle, muhabbetle yoğur ve marifetle kemale erdir. Bizi, aşkı akleden kalp ile huşuya taşıyan kullarından eyle.”

Yorum yapın