Hakka doğru yürüyüşte önemli olan varmak değil, yolda olmaktır. Zira varılacak bir mekân yoktur. Çünkü Allah, mekândan ve cihetten (yön) münezzehtir. İşte sen de sınırlara takılmadan, yönlere hapsolmadan, gönlünü Hakk’a çevirerek yürü ki yolculuğun kesintiye uğramadan sürekli terakki (manevi yükseliş) ile devam etsin.
Hak yolunun yolcusu, ulaştığını iddia ettiği anda durmaya başlar. Oysa hakikat yolculuğu, sonu görülen bir yol değil; her nefeste yeniden açılan bir ufuktur. Kul, kendisini daima muhtaç, Rabbini ise daima sonsuz görür.
Bir hacı kardeşim sordu bana:
— Hocam, hacda ne yapacağız?
Dedim ki:
— Sadece bekleyeceğiz.
Beklemekle sabrı öğreneceğiz.
Beklemekle kibri yeneceğiz.
Beklemekle yolculuğun sonsuzluğunu öğreneceğiz.
Kâbe’de bekleyeceğiz ve döneceğiz.
Arafat’ta öylece oturup bekleyeceğiz.
Dünya insanı sürekli koşturur. Hac ise kula durmayı öğretir. İnsan bazen yürüyerek değil, durarak yol alır. Çünkü bazı kapılar ayakla değil, sabırla açılır.
İnsan niçin bekler?
Birilerini bekler.
Bir alacağını bekler.
Bir vereceğini bekler.
Ama hacda öylesine bekleyeceğiz.
“Hadi gidelim” diye bir şey yok.
Beklemek…
Ve olmak…
Aslında olduğunu bile asla düşünmemek…
Nefis sürekli bir netice ister. Bir makam, bir hâl, bir işaret arar. Hak yolunun edeplerinden biri ise neticeyi değil, teslimiyeti aramaktır. Kul bekler, fakat ne beklediğini tarif edemez. Çünkü beklediği şey Rabb’inin lütfudur.
“Vechini Allah’a çevir.”
Ve öylece bekle…
İşte hacda bunu öğrenir insan.
Burada artık vechi Allah’a dönük olur.
Dünya olmuş sönük.
Boynu olmuş bükük.
Hayalleri olmuş yıkık.
Kırılan hayaller bazen ilahi rahmetin kapısıdır. Çünkü kulun kendi kurduğu planlar yıkılmadan, Allah’ın kurduğu hikmet ortaya çıkmaz. İnsan çoğu zaman kayıp zannettiği şeylerin içinde en büyük kazançlarını bulur.
Hayaller beklentiyi kamçılar.
Beklentiler kişiyi özdeki nurdan alıkoyar.
İşte özdeki öz, özdeki sır…
Yakar masivayı (Allah’tan alıkoyan her şey) artık eylemez ar (utanma ve çekinme).
Nazlı bir bebek misali bakar.
Rabbiyle akar da akar.
Kalp saflaştıkça dünya gözden küçülür. İnsan eşyanın ağırlığından kurtulup rahmetin akışına teslim olur. İşte o zaman zorlamalar azalır, teslimiyet çoğalır ve kul her hâlde Rabb’inin terbiyesini seyretmeye başlar.
İşte aziz kardeşim…
Esas olan yolda olmaktır.
Esas olan sadıklarla olmaktır.
Gerisi Lütfullah (Allah’ın lütfu) ile müyesser olur.
İnsan tek başına yürüdüğünü zanneder; fakat hakikatte yürüdüğü yolun bereketini yol arkadaşlarından alır. Sadıklarla beraber olmak, kişinin kendi gücünden daha büyük bir rahmet iklimine girmesidir.
Zira kim hangi kervanda ise, yolculukta o kervana sunulan imtiyazlardan faydalanır.
Kervandan ayrılan ise derin çöllerde yalnızlığa terk edilir.
Ve bir köşede unutulur.
Bu sebeple büyükler, “Yolu bulmaktan önce yol ehli bul” demişlerdir. Çünkü salihlerle beraberlik, nice yıllık yalnız ibadetlerden daha büyük bereketlere vesile olabilir.
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun.” (Tevbe Suresi, 119)
Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurdu: “Kişi sevdiği ile beraberdir.” (Buhârî, Edeb 96; Müslim, Birr 165)