Kur’an-ı Kerim’de Hz. İbrahim (aleyhisselâm)’ın babasından “Ebi” ifadesiyle söz edilir. Arapçada “Ebu” kelimesi her ne kadar “baba” manasında kullanılsa da, bazen amca yahut ata manasına da gelebilmektedir. Bu yüzden ulema arasında ihtilaf doğmuştur. Bazı âlimler Hz. İbrahim’in öz babasının inkârcı olmadığını, “Âzer”in ise onun amcası olduğunu ifade etmişlerdir. Hakikatini elbette Allah bilir.
Zira Nur-i Muhammedî, yaratılışın ilk sebebidir. O nur hangi sulpte bulunmuşsa, şirk ile birleşmemiştir. Bu yüzden, peygamber nurunun taşındığı her baba ve anne sulbünün şirkten korunmuştur. Bu anlayış, “nurda küfre izin yoktur” şeklinde özetlenebilir. Hz. İbrahim’in babası konusunda farklı görüşler olsa da, bu nur hakikatiyle meseleye bakıldığında, onun imanla küfür arasında farklı merhaleler yaşadığı düşünülebilir.
Kanaatimize göre olay şöyle gelişti… Hz. İbrahim (aleyhisselâm) daha babasının sulbündeyken, Âzer inkârcı değildi. Ondan ayrıldıktan sonra inkâra saptı. Çünkü peygamber nuru onun yanında iken, bu nura küfür karışmadı. O nur ayrıldıktan sonra inkâra meyletti. Bu kanaatimi destekleyen işaretlerden biri, Nur-i Muhammedî’nin (Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in nuru) bulunduğu sulpte küfre izin vermemesidir.
Nitekim Hz. Abdullah, Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) babası, bu nur kendisindeyken bir kadının teklifini reddetmişti. O nur, validemiz Hz. Âmine’ye intikal ettikten sonra; aynı kadına Abdullah evlenme teklifi ettiğinde, “Artık o nur sende yok” diyerek geri çevirmişti. İşte bu hadise, Muhammed-i nurun bulunduğu kişide bir muhafaza, bir korunma oluşturduğuna işaret etmektedir.
Ayrıca hadis kitaplarında geçen bir rivayette bir sahabi, Resûlullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem): “Ya Resûlallah, benim anne babam nerededir?” diye sorunca, Peygamberimiz: “Benim de annen babam, senin de annen baban ateştedir” buyurmuştur (Müslim, İman, 347).
Buradan anlaşılan şudur ki, eğer iman etmiş olsalardı, ateşte olmaları mümkün olmazdı. Lakin Allah Teâlâ’nın kudreti sonsuzdur. Dilediğini diriltir, dilediğini iman ettirir, sonra tekrar vefat ettirir. Nitekim bazı rivayetlerde Hz. Peygamber’in anne ve babasının biiznillah diriltildiği, iman ettikleri ve tekrar vefat ettikleri zikredilmiştir. Bu olay; Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz’in anne babasına has bir lütuftur.
Burada asıl olan şudur: Nur hangi sulpte bulunmuşsa, o nur şirk ile birleşmemiştir. Çünkü Allah’ın nuru şirkle bir arada olmaz. O nur onlardayken haniftiler. Nur ayrıldıktan sonra ise, imtihanın sırrı gereği inkâra düşmeleri mümkün olmuştur. Bu yüzden denilebilir ki, nur onlardayken hanif, nur ayrıldıktan sonra ise inkâr ile yüzleşen hâle gelmişlerdir.
Hakikatini Allah bilir. Bizim ilmimiz sınırlıdır. Allah Teâlâ ise Mülkün Sahibi’dir ve dilediğini dilediği şekilde yapar. Kur’an’da buyrulduğu gibi: “Allah yaptığından sorgulanmaz, fakat onlar sorgulanır.” (Enbiyâ 21/23)