MELEKUT ÂLEMİNDEN IŞILTILAR

Melekût âlemi, her ortamın bünyesine göre şekillenir. Melekût, yani eşyanın iç yüzü ve ruh âlemi, bulunduğu ortamın mahiyetine göre görünüm kazanır. Ve tümünün hükmü Allah’ın kudret elindedir. Ayette bu hususa “Her şeyin melekûtu O’nun elindedir.” (Yâsîn, 36/83) şeklinde işaret edilir.

Maddi plandan bir örnekle bunu biraz somutlaştıralım… Allah’ın kudret ilmindeki melekeler; maddi planın gerisinde ve uygun yerlerde, maddeyi ortaya çıkaracak atomlar şeklinde şekillenir. Dolayısıyla maddî âlemin en küçük yapı taşı olan atomlar bile melekûtun bir yansımasıdır. Aynı melekeler, uygun makamda hücre olarak canlıya yaşam olur. Hücreler, melekûtun maddi planda var eylediği canlılık olarak oluşan yaratım tecellisi şeklinde vücut elde eder. Aynı şekilde uygun yerlerde bakteri şeklinde gözükür. Görünüşte basit olan bakteriler bile melekût hakikatinin bir tezahürüdür. Baksanıza ayete… “Şüphesiz Allah, sivrisineği ve onun da ötesinde olanı misal vermekten çekinmez.” (Bakara, 2/26).

Aynı melekût, uygun yerlerde çeşit çeşit bitki şeklini alır. Bitkilerin çeşitliliği, melekût âleminin renkliliğidir. Ayette, “Yeryüzünde sizin için türlü türlü ürünler bitiren O’dur.” (Nahl, 16/13) buyrularak yaratım hakikatine dönmemiz bizden istenilmiştir. Aynı şekilde melekût, uygun ortamların rengine göre değişik hayvanlar suretiyle gözükür. Hayvanların çeşitliliği de melekûtun farklı suretleridir.

Tıpkı bunun gibi bize var olduğu bildirilen cin boyutu veya melek boyutu dahi aynı şekilde vücut almıştır. Ve her biri kendi bünyesinde bir ölçü ve hikmetle peydahlanmıştır. İşte bu hakikati ayette “O, her şeyi yaratmış ve ona bir ölçü takdir etmiştir.” (Furkân, 25/2) şeklinde bildirerek bu ölçülü yaratılışı bize anlatır.

İşte melekût bazen cin şeklini alır. Bazen de insan… Evet, melekûtun bir başka tezahürü cinlerdir. Bir başka tezahürü de insan… Tümü, melekût hakikatinin birer kıvamlanmış suretleridir. “Andolsun biz insanı en güzel biçimde yarattık.” (Tîn, 95/4). “Cinleri de dumansız ateşten yarattık.” (Rahmân, 55/15). Ayetleri, insanın ve cinin şekillendirilmiş yönünü bildirir. Şekillenen babamız Âdem’i ne de çabuk unuttuk. İnsan, kendi melekût kökenini ve Hz. Âdem’in yaratılış sırrını unuttuğunda asıl hakikatten uzaklaşır. Kur’an’da “Andolsun biz sizi yarattık, sonra size şekil verdik.” (A‘râf, 7/11) buyrularak bu süreç anlatılmıştır.

Aynı melekût bazen yıldız, bazen de gezegen… Kâinatın gök cisimleri dahi melekût hakikatinin yansımalarıdır. Ayetteki “Güneşi ışıklı, ayı aydınlık kılan O’dur.” (Yûnus, 10/5) ifadesiyle yaratım tecellisinin türlü türlü kıvamlandırılması bize izah edilmiştir. Aynı melekût, bazen su bazen de toprak… Su ve toprak da melekût âleminin farklı suretleridir. Evet, her şeyin öz cevheri melekûttur, melekût… Varlığın kaynağı, zahirden öte olan melekût âlemidir. Kur’an’da “Her şeyin melekûtu O’nun elindedir.” (Yâsîn, 36/83) bu hakikat tekrar vurgulanır. Yani melekût âleminin hakikati Allah’ın kudretindedir. “Her şeyin mülkü elinde olan Allah’ın şanı yücedir.” (Mülk, 67/1) ayeti de bunu bildirir.

Zaten imanın ikinci şartı meleklere iman değil mi? Melekler, melekût âleminin şahitleridir. İmanın ikinci şartı, aslında melekût hakikatine iman etmeyi de içerir. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Meleklere iman etmedikçe iman etmiş olmazsınız.” buyurmuştur.

Melekûtu anlamak, her şeyin anahtarıdır. Çünkü melekût, eşyanın iç yüzüdür. Onu anlayan, hakikatin anahtarını bulur. Kur’an’da “Böylece İbrahim’e göklerin ve yerin melekûtunu gösterdik ki kesin inananlardan olsun.” (En‘âm, 6/75) buyrulmuştur. Ama gözle gördüğün melek değil, gördüğündür. Görülen suret melek değil, melekûtun tezahürüdür. Buradaki incelik, melekûtun zâhir ile karıştırılmamasıdır. Kur’an’da “Siz onları görmeseniz de onlar sizi görürler.” (A‘râf, 7/27) buyrularak meleklerin görünmezliği açıklanır. Farkı fark etmek işin başı, temel esası sayılır. Hakikat yolunda ilk adım, melekût ile zâhiri ayırabilmektir. Bu idrak, kişinin basiretini açar.