1251) İman fıtratın gereğidir. İçinde hayâyı da barındırır. Haya etme ve utanma fıtrattandır. Bu ise, sosyal öğreti içinde şekillenir.
1252) Sen özündeki güzelliğe ermek için çaba sarf etmediğin müddetçe, dışarıdan edindiğin çabanın tümü boşa emektir. İlim; dışarıda olanların karmaşık sistemlerini bilmekten çok, senin malın olan özündeki hakikate vakıf olmandır.
1253) Ey kul neden Allah’ın haram ettiği şeylerin peşine nefsini takarsın. Bunlar senin nefsin için zulümdür. Hem ruh için ölümdür. Haramdan arındığın kadar yükselirsin. Aşağıda kalan haramın karanlığını seyredersin. Ordakilere de ışık olmak istersin. Şeytan karanlıktır. Peşine takılan nefis karanlığa gömülmeye mahkûmdur. Her haram şeytana açılan bir penceredir.
1254) Hakikat kapılarını kendine aç. Et rabbine doğru miraç. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin yaşamını et kendine sertaç. O zaman korkunç canavarlıktan kurtulursun gezersin dere yamaç. Karanlıkta açılan bir Muhammed-i gül ol, hakkın yolu olsun sana amaç.
1255) Hakikatini unutan insan, fırsat eline geçince çok korkunç bir canavara dönüşür. Ezer, kırar, yıpratır ve yok eder.
1256) Söz ey rabbim benden çıkacak hak sesi… İnsandan fışkıran duyguların en yücesi… İnsandan insana akar en büyük hazinesi… Bu hazineye dalıp göreceğim insan hissesi…
1257) Bir çok tasavvuf ekolunun hakikatten sapmasının nedenini şöyle izah edelim. Olay şu ki, hakikatten sapanlar, varlık makamlarını birbirine karıştırdıklarındandır. Zat makamını fiiller makamına monte ediyorlar, öylece sapkınlık başlıyor. Oysa ki zat makâmının seyri, sırf kişiye özgü bir zevktir ki, asla ve asla kelimelere dökülemez. Zat makamının tefekkürü bile yasaklanmıştır. Ama gel gör ki bunu getirip tüm varlıkla özdeşleştirip tüm varlığa zatı hak diyecek kadar gözlerini kapatmışlardır. Zati makamdaki zevke erip bunu kelimeye dökenler ise, konuya meraklı insanların helakine vesile olmuşlardır. Bu günah dahi onların helak olmasına yetmiştir. Burada şunu da söyleyelim; halk arasında meşhur bir söz vardır, veli idi ama imansız öldü. İşte, zevke erdikten sonra yaşadığı bu zevki eğer bilgelik yapıp insanlığa anlatırsa, bu anlatan bakımından çok tehlikeler doğurur. Çünkü hasbelkader yaptığı riyazat ve çalışmalarla erdiği zevki, herkes yaşayacak zannı ile veya kendisini farklı göstermek maksadı ile genele anlatırsa, konuya meraklı olan kişiler, akıllarıyla olaya öylece bakmaya başlarlar. Öylece zat makamını fiiller makamına indirgeyip helak olurlar. Buna zat makamını ef’al makamına monte etmek diye tabir ediyoruz. İşte o kendini veli derecesinde görüp zevke ulaşan kişi, o kadar kişinin yolunu kaybetmesine vesile olduğu için, onların ahı onu kapsar ve imandan mahrum olarak dünyaya veda eder. Tasavvuf ilminin içeriğinin zevkleri kişiye has olup anlatmamak esastır. Anlatan ise, mahrum olmuştur. Sadece zevke giden yol izah edilir. Gayrı olamaz. İşte tasavvuftaki esas mürşid, hakikatine uzanan yolda ef’al, esma, sıfat ve zat makamlarını birbirinden ayırt edip, öz hakikatine doğru yürürken; saplantıya düşürmeden dervişi yetiştirendir. Her makamın hakkının eda edilmesi ve zat makâmı hakkında tefekkür dahi edilmemesi olayını idrak ettirmektir. Zaten gerekli çalışmayı yapıp manasına doğru yolculuk yapanlar, sonsuz zevke de ereceklerdir. Tarihte yaşayan onca veli, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize kulak verdikleri için veli oldular. Ama tarihin derinliğinden günümüze kendisini ergen çocuk gibi gelişmiş zanneden bir çok kişi de, onca bilgisine rağmen yanıldı. Zati zevk hallerini herkes yaşayabilecekmiş gibi avamın içine saçtı. Öylece milletin helakine vesile olduğu için de, kaybederek dünyayı terk etti. Bu yanlış anlaşılmalar ile bir çok batıl tarikat ve meşrep oluştu. Herbiri ilim ehli nazarında tarihin tozlu raflarına terk edildi.
1258) Hu… Nazarınla nazar edindim… Mananı mezar edindim. Ruhunu yaver edindim… Öylece kalbimi mest eyledim.
1259) Hocandan aldığın dersi hemen anladım deyip hocanı küçümseme. Zira hocan ders verecek kıvama gelene kadar çok işlemden geçti. Dersini al ve mütalaa ile iyice pekiştir. Mütalaa edilmeyen derse dalamazsın. Sonra dersini partnerinle müzakere et. Müzakereni kargalar ile dahi yap. Hatta hatta kargalar bile sana ders verir. Oysaki sen; kargalara gülersin.
1260) Her hale hamd edebilmek için her halin sahibi olana teslim bir kalple uyanman gerek. Yoksa hamd hamd deyip durursun.
1261) Çevrendeki herkes seni terk edip yalnız kalsan da, sakın ha hak olandan taviz verme. Çünkü halk fani ama hak baki…
1262) Hüzün kişi için en büyük nimettir. Kalbin rabbe duyduğu hasrettendir. Hüznün varsa mutluluk seni bekliyor demektir.
1263) Bizzat yaşamını görmediğin hakikati inkâr etme. Müslüman’ım deyip Allah’ın nişanelerine dil uzatan, okun yaydan çıktığı gibi İslam’dan çıkar. İslam’ın nişanelerini Allah, Kur’anda zikrederek değerli kılmıştır. İşte Kur’an ayetlerini inkâr edenler, bir şey elde edemezler. Tüm amelleri ise, boşa gitmiştir.
1264) Tüm varlık içsel bir bağ ile birbirine fısıldar. O yüzden uzaklar olur kısa, kalp olur haberdar. Mekân ve zaman tây olur, kalpler olur bahtiyar. İşte bu haber ile gönül lezzet dolar, ey hakka adanan yar.
1265) Hu der gönül rahmanın rahmetinden… Secdeye kapanır Allah’ın azametinden.
1266) Her insan dünyaya teşrif etti tek… Her an rabbiyle yüz yüzedir teke tek.
1267) Hakkın kükreyen sesini halkın dokunuşuna göre seslendiren hakkın kulları ile bir nefes vermen bile şifadır.
1268) Ya hu… Başım eğem sana… Baş değdi kaşa… Nokta oldu ulu orta… Yaşa yaşlanır damla… Damla eğdi başı sana… Sığdı kalıba… Pişer işte… Hu deyu… İşte ne güzel bir rüya… Bazı rüyalar çok güzel olur. Kişiye kendisini buldurur…
1269) Haramda olmaz gözüm… Çünkü hakkın nefesidir sözüm… Hem onunladır ve ondandır benim yüzüm.
1270) Bakıyorum hak fermanına… İşte çıktığında o ferman… Olursun bana derman… Olmayacak hayâm… Dolanacağım etrafında her an… Üryan olup ihram giyip sende olacağım… Yorulduğumda seni haneme konuk alacam… Etmeyeceğim heyecan… Hakla süzüleceğim her an.
1271) Hakikat bizim pazarımız… Zahir oldu mezarımız… Mezar olmadan ceset kaybolmaz, biliriz.
1272) Rahmandan bekler hikmeti… Rahimden içer şerbeti… Öylece mest olsun can, oluşur yakin ve terk eder garabeti.
1273) Allah her şeyi bir hikmetle yaratmıştır. İçinde olduğun oluşun hikmetini sez. Sakın tökezlenme.
1274) Rahmeti Rahman’a yüz çevirip gayrına sırt dönen hak erlerine yerden semaya selam olsun. O Selam’da rahmet bizleri de bulsun…
1275) Hakikati hissetmek için ne kitaplar okudun, ne yollardan geçtin, ama olmadı… Hakikati hissetmeyi isterken mal, can ve evlatların sınavlarıyla ne yangınlara ne ateşlere düştün ama isyandan alıkoyamadın kendini. Oysaki zikirle tümü önüne gelecekti. Bul artık özüne indireceğin zikrin gerçeğini. Hemhal ol özüne götürecek zikrinle. Sonra bak aynaya ve gör sevgilinin yüzünü yüreğinin derinliğinde.
1276) Hülya ve seraplara doğru fikirleri kanatlandırmak için de zikir şarttır. Kalbin fikre kapanırsa, seraplara güler, hülyaları teper olursun. Evet nefsim… Düşlerin daim olsun. Fikirlerin dirilsin. Öylece kalbin hikmete amade olsun.
1277) Allah hiçbir şeyi boşuna yaratmamış… Hatta hatta serap bile insana gayret katarmış. İşte Hacer anne… Serap ona zemzemi sundu. İşte seraplar da boşuna değilmiş. Hülyanın gücüne güç katarmış. Kişinin emeline merhem olurmuş. Hülyadan hülyaya uçuşurken, serap serap oldu tepeler. Tepeden hülyaya erince ise, ayağının altından su fışkırır İsmail’in.
1278) Yazarım hakka nazar ederek… Yüzündeki tebessüme odaklanarak… Kalbin muhabbetini yaşayarak… Her an halka hak hak diye haykırarak…
1279) Hak erleri hiçbir zaman hakkın sevmediği ve bu hak söylemi istikametinde halkın hoşlanmadığı bir söylemde veya eylemde bulunmaz.
1280) Hakkın cemalini seyir ederken uğradım virane olmuş bir şehre. Baktım orada köşesine çekilmiş virane bir çehre. O şahsın çehresinde seyir ettim kendimi, öylece dolaştım tüm feleğimi. Feleğimde dolaşırken ve meleğim de yüzerken sundum bir tas çorba, iç dedim, ol bana ayna. Feleğim seni sundu Kâbe’m, hu deyip etrafında döndü. Dönerken mest olup hakka hamd etti.
1281) Hayat bulsun matemin… Tekvin bulsun hatemin… İlimle dolsun batının… Nurlansın tüm her bir yerin…
1282) Huyumuz; karışımızdan gelen haykırışın hak haykırışı olmasını görmemizdir. Geleni severiz. Gideni üzmeyiz. Çünkü tümü bizi bize sunan ilahi nağmelerdir.
1283) Her an yeni şan oluşur sen ile… Her yeni şan oluşur kün ile… Kuldaki kün oluşur isteği ile… Ama sendeki istek ise, onun hükmü ile.
1284) Hakikat ilmi, şeriat ilminin işaret ettiği yaşamın iç yüzünü öğrenmektir. Şeriat ilminin yaşamını terk ediş değildir.
1285) Çoğu “hayr”de şer, çoğu “şer”de hayr gizlenmiştir. Bunu anladığında, içinde bulunduğu anın kıymetini bilerek gereğini yaparsın.
1286) İşleri o kadar yoğun ki, hakikatine uzanan yolu terk ediyor. Demek daha önemli işleri olmalı… Acaba daha önemli işleri ne olabilir?
1287) Her kafadan bir ses… İnsanlar gerçeğin peşinde etmedi pes.. Zalim diyor sesini kes… Sakın etme pes… Sen de hak yolunda rüzgâr gibi es.
1288) Hakka riayet et ki haktan mahrum olmayasın ey nefsim…
1289) Her söylenen sözün yüzü başka bir tarafa bakar. Bakan tarafı görmeden, sözlenen söze anlam vermeye kalkmak; hedef olan manaya vardırmaz.
1290) Yanarak değil özlemle iste, hak önüne koyacaktır.
1291) Kim hakikate ererse sadece kendinedir bu doğru yolu bulmuş oluşu; kim de saparsa (hakikatten) yalnızca kendi nefsi aleyhine sapmış olur! Hiç kimse, bir başkasının yaptığı yanlışların yükünü taşımaz! Biz bir Rasûl oluşturup (bâ’s edip) onunla uyarmadıkça azap yaşatmayız!.. (İsra 15) Demekti elimizde irade vardır. İnsana irade verilmemiştir diyenler, insanlığı sömürmek isteyenlerin ta kendileridir. Daha Allah ne desin bize…
1292) Milleti hor görmek, öze yönelene yakışmaz. “Öz” duru ve sakindir, kendini sanma havas.
1293) Veli sensin ey Allah kulu. Allah esmasını kendinde keşfet ve veliyi gör…
1294) Hüzün hali çökünce… Yolun başı gözükmüştür.
1295) Her ferd sofrasını hazırlar ve üzerine oturur. Cömert olan konu komşuyu da davet eder.
1296) Hakikatinin derununa inmek için bazen helal olandan bile feragat etmek gerek.
1297) Hayat işte… Seni limon gibi sıkmak için avuca aldıklarında, ver eline robotu direk parçalasın. Çünkü sıkmak sıkar ruhu…
1298) Her insan ayrı güzel… Hepsiyle hep olmayan ne anlasın huşudan.
1299) Hayvan olarak gördüğün varlık, varlığın sıfır noktasında olup kendi terkibi oranında fenafillâh halini yaşar.
1300) Olayın aslından mahrum olanlar… Hakla tecelli edeni halktan zannederler… Halktan tecelli edeni de hak zannederler…
1301) Her zaman muhatabın dediğine ve şahitlerin şahadetlerine göre hüküm verme. Bazen de kendini onun yerine bırak ve ona göre hüküm ver. Buna hukukun ruhu denir.
1302) Allah yazısı oturur tene… Artık o adına der ene… Hakkın hükmüyle var oldun, bunu bilsene…
1303) Ruküdan kalkınca deriz ya… Hamd edenin hamdını Allah duyar. Çünkü Allah’a boyun eymişliğini fiilen yapmış ve ona teslimiyeti bilfiil yaşamış, öylece de Allah’ın yaratım planıyla bütünleşip hamdın içinde bir nefes olmuşuz.
1304) Çok muazzam bir sır. Al sana besmele sırrı. Bakmak, Allah iradesini yöneltme eylemi ile gerçekleşir. Tüm manaları böyle tefekkür et. Halifeydik yaa…
1305) Dünyevi çıkarlar manevi ilimle ilimlenmeye mani olur. Gizli ilimlerin menbağı insanın ta kendisidir. Aramayın başka yerde başka hazine.
1306) “Kul (HU)’vellahu ahad” ile “Allahu la ilahe illa(HU)” ayetlerinde ki (HU)ların arasındaki en büyük fark, yaratılış sırrını ihtiva eder.
1307) “HU”, mutlak zata işaret etmek üzere kullanılan bir edattır ki; artık direk zat ile özdeşleşmiş bir isim gibi olmuştur. Allah ismi ise, mutlak zat kendisini yarattığı mahlukatına Allah olarak tanıtmıştır. Yani biz, mutlak zatı Allah olarak tanırız. öylece isim ve sıfatlarına uzanırız kendi açımızdan. Gayrı bir halde onu tanıyamayız. O subhandır tüm bilinenlerden, ama tüm bilinenler de onun bize tanıttığı kendi sıfat ve efalinin sonucu olan yaratımının zuhuru olan kesret aleminden. Yaratımı olan kesret ise, onun nurundan. Onun nuru ise onun veçhinden.
1308) İnsan halifedir… Kendisini rüzgara bırakmamalıdır… Su gibi olacaksın… Yerdeki toprağı besleyeceksin. Bulut gibi havada dolaşırsan, bir rüzgarla dağılırsın.
1309) Hakkına razı olacaksın, ama hakkı ayakta tutacaksın.
1310) Heplikte ve varlıkta seyir varken, hiçliğe duyulan merakı anlamış değilim.
1311) Her hayvan doğada doğal bir halde serbestçe yaşamalıdır. İnsan saf ve som bir sevgiyle hayvanata yöneldiğinde, işte o zaman tüm hayvanlar; insan için tam bir dost olur ve sahip oldukları melekûttan nasiplerini akseder.
1312) Hayvanlar ne güzel ya… İşte fena hali onların mutlak fıtratlarını riyasız olarak sergilemeleridir. Karşılıksız sevgidir onların her anı. Lakin acıktıklarında ise, kendilerine verilen izin dâhilinde avlanırlar. Hadlerini aşarlarsa, onlar da cezalanır. Boynuzlu koyunun boynuzsuz koyuna vurmuş olduğu boynuzun hakkını boynuzsuz koyuna ödemesi, bizim bu sözlerimize en büyük delildir.
1313) Hakkı hakkına ulaştırmak, yolumuzun yegâne amacıdır. Manada yol alanlardan iki bilgi kırıntısı edinip Şeriat-ı Garra-yı Muhammediyeye dil uzatıp, hakikatin şeriatı ayrıdır diyenleri hayretle seyrediyorum. Sanki Şeriat-ı Garra-yı Muhammediyenin gizli kapaklı bölmeleri var. Ya hu o her şeyi açıklayıp gitti. Sen derindeki mana ve yönelimi buldun diye Şeriat-ı Garra-yı Muhammediye yön mü değiştirdi? Hangi makam ve konumda olursan ol, Şeriat-ı Garra-yı Muhammediye senden sakıt olmaz. Senin yönelimin ve manan hem huşun değişir. Ama fiillerden herhangi bir şey sakıt olmaz. Olur diyen, aldanmış ve şeytana düdük olmuştur.
1314) İnsanların en hayırlısı hidayet bulanlardır. Gerisi zayıf koyunlara konan sinekler gibidir.
1315) Karar verirken hafızaya ilk çakan fikir en isabetli olan fikirdir. Sonrakilere vehim karışır.
1316) Çirkin bir haram dahi Müslümanlar arasında karşılık bulsun diye adı inceltilerek ve heyecanlı bir ses tonuyla söyleniyor ki çekici olsun. Sen hak yoluna çağırırken neden itici oluyorsun. Unutma ki Allah rahmetiyle kuşatmıştır.
1317) Hayırdır yaa… Hristiyanlar tek İsa’yı Allah’a oğul etmişken… Olayın cahili olan çakma tasavvuf ehli, bunun ismini değiştirerek herkesi ona oğul etti. Allah ıslah eylesin. Unutma ki; Allah, Subhânehu ve Taeladir.
1318) Hakikatimize iki yönden bakarız. Birincisi, üflenen ve şeffaf olan ruhumuzu yani benlik merkezimize birimsellik hüvesi veren mahalli tanımak… İkincisi, rububiyet alanımız olan terkipsel faaliyetimizi nimete erenler gibi yoluna koymak. Öylece üflenen ruh yani nefsimizi şekillendiren hüviyet; en güzel şekilde konumlansın ki, her iki cihanda mutlu eylesin.
1319) Hakikatinden uzaklaşan… Başka yerlerde yüzükoyun sürünür. Her yolun seyir güzergâhında senle sendekinin kesiştiği yer, senin için sadece bir basamaktır. Ve hakikatine açılan bir nefestir. Basamağa takılmadan ve kendini hapsetmeden yürümeye devam et. Ama geçtiğin her bir basamağı da söküp atma. Geriye döndüğünde sana lazım olacaktır. Yoksa geriye döndüğünde yol yordam göremeyecek, kendini sekr halinden ve cezbeden çıkaramayacaksın. Aklın gidecek ve meczup olarak ölümü beklemek zorunda kalacaksın.
1320) İşin hakikati; tek dost Allah’tır. Allah bir insanı kendi dostluğuna ulaştırmak istediğinde, kalbi sırf kendi ile olan başka bir insanı sebep eder. Saf ve katıksız dost, Allah’ın bizzat kişiye hediye ettiği yol arkadaşıdır. Yani sen saf ve katıksız bir nazara ulaştığında, senin için gerekli dostu bizzat Allah seçer ve sana takdim eder.
1321) Hayvanseverlik, her hayvanın hakkını vermektir. Yoksa her gördüğü hayvanı alıp koklayıp salyalarını kendisine bulaştırmak değildir. İnsan hassastır, her salyayı bünyesine alamaz. Örneğin bal arısının salyası şifa iken, akrebin salyası zehirdir.
1322) Bazıları şöyle derler, hadisler peygamberden 200 yıl sonra yazılmış… 200 yıl hadis yokta İslam yaşanmamış mı? Dikkat ederseniz hadisleri sahabeler nakletmiş tabiine. Tabiin de etba-ı tabiine nakletmiş… Ağızdan ağza nakledip sımsıkı sarılmışlar dini İslam-ı mubine… Mesafe açılınca o mübarek insanlar dediler ki; ağızdan ağıza peygamber yaşamını aktarıyoruz da ilerde kaybolabilir. Karar verip tümünü kayıt altına alıyorlar. Hangi hadisi kim kimden rivayet etmişse, tümünü tek tek yazdılar. Allah tümünden razı olsun. Sonsuz güzellikler onları bulsun. Evet, hadisler ve sünnetler 200 yıl vardı ve ağızdan ağıza nakille geldi. Zaten buna göre Müslümanlar namazını niyazını, dinin fıkıh kurallarını uyguladı. Yoksa sırf Mushaf ile yaşam yolunda uygulanacak hükümlerin teferruatını bilemezsin ki… Yürüyen Kur’an olmalı ki, hayat tarzı anlaşılsın.
1323) Hak yolcusuyla oturup hasbıhal ederek bir fincan kahve içmek, kırk yıl hatırı olur deyip canı canına hibe etmek, Allah ile olup halkta hakkı seyir edip hakla mest olmak, ne güzel tecellidir.
1324) Hakiki hatip, senin duygusal sinirlerine dokunup ağlatan veya güldüren değil, seni sana tanıtan hikmet ehli âlimlerdir.
1325) Her anlatan hakkı anlatmaz. İneğe tapmayı anlatan rahip öyle bir duygusallıkla anlatır ki, dinleyenler ineğin idrarını hürmetle içer. Her tatlı tatlı konuşup dilini eğip büken kişinin kalbinin âlim olduğunu mu sandın? İlim derundan derununa iner. O da ancak, mutlak iman ile elde edilir.
1326) “Hu” der gönüller… Bir de bakarsın açılmış sümbüller… İşte onlar Muhammed-i nura nazar ederler… Muhammed-i nura nazar etmeyen ise, kendisinden bahseder..
1327) Her an canlı ve diri ol… Hakkı halkla gör kul ol… Kaim ve daim hakka bul yol… Hakikatine uzasın sendeki kol…
1328) Hu adıyla işaret edilen mutlak zat ol demiş olmuş. Tesadüfün eli yaratımda olamaz.
1329) Her insan hata eder. Hatasının farkına varıp tövbe edene ne mutlu. Ama hatasında inat eden ise, en mutsuz olandır.
1330) El Hâdi isminin açığa çıkması ile hidayet veya El Mudil isminin kapanması ile dalalet oluşmaz. Tüm Esma-i Hüsna’daki isimler; kompleks olarak kişide nimete eren kimseler gibi zuhuru ile hidayet, kapanması ile dalalet oluşur. Tüm isimler ruhta ayrı, bedende ayrı tecelli eder. Aradaki bağı da, iman melekesi oluşturur.
1331) Hayvanlar sahip oldukları meleki kuvvelerini tam ve net kullanırlar ve insanlara ilham kaynağı olurlar.
1332) Haram ve helal arasına kesin olarak engel koymayan kişi, rabbinin adıyla okumamıştır. Rabbinin adıyla okumayandan da bir cacık olmaz.
1333) Hayatında bir tek veli yetiştiremeyen veya hatta hatta yetiştirdiğinin seyrini dahi seyir edemeyen kişi, kendisini kandırmasın.
1334) Hakikatten sapıtıp, öylece yazıp kendisini anlamakta müstağni görene; eyvallah diyeceksin ki sen de rotandan kaymayasın…
1335) Hediyeleşmek muhabbeti arttırır. Hediyeleşmek ile sadakayı karıştırmayalım. Allah Resulü hediyeyi alır, ama sadakayı almazdı. Aldığı hediyenin de en az misli bir hediye, hediyeyi takdim edene sunarlardı.
1336) Okuduğumu hediye edeyim de nedir… Hediye etmek bile karşılık beklemektir. Sen karşılıksız amelde bulun.
1337) Okuduğunu hediye etme olayının bir başka yönü… Okunan dualar ve ayetler illaki birilerine hediye edilmeli midir? Kişi ancak kazandığını hediye eder. İşte ortada bir şey yoksa, hediye edilecek bir şey de olmayacaktır. Zaten ayet ve hadislere bakarsak, birbirine dua etmek vardır. Bir şeyi okuyup birine postalamak yoktur. Çünkü zaten yaptığımız tüm ameller, bizi kendi hakikatimize yakınlaştırmak içindir. Amelimizi yaparız ve orada yaptığımızı da unuturuz. Çünkü yaptığı amelleri unutmayan ve hep göz önüne getiren kişinin ameline ucub karışır ve işlediği amel, onu özüne yakınlaştırmaz. İşte onun için yaptığımız her amel, hakikatimizi oluşturan öz cevherimize erip, özümüzdeki güzellikleri yaşam alanımızda seyir etmek üzere, bize sunulan prensiplerdir. Farz edilen tüm ameller, Allah’ın koyduğu tüm farzlar, yasak edilen tüm haramlar, Kur’an okuma, zikir çekme, sadaka verme vs her amel öyle. İşte tüm gaye özümüzdeki hakikatlere ermek içindir. Eren kişiye de ermiş derler. Ama bizler anne babamıza ve tüm iman ehline dua etmek üzere Allah’tan emir almışız. İşte bu dua dahi bencillikten kurtulup sırf ve som olmaya dönüktür. Tüm mesele egoluktan kurtulup Allah’ın cemaline dönmeye matuftur.
1338) Biri çok yakınlıktan dolayı senle sarmaş dolaş olmuşsa, sakın ona bulunmaz hint kumaşı oldun deme. Çünkü senle sen olmuştur.
1339) Kendini bulunmaz hint kumaşı olarak gören birini görürsen, sen ona acemi terzi ol ve hepsini bölük pürçük et.
1340) Hangi fikir veya düşünce veya zikir! Seni bir insana köle ediyorsa, hızlıca oradan uzaklaş. Hangi fikir veya düşünce veya zikir! Senin benliğini veya kişiliğini pasifleştiriyorsa, sessizce oradan uzaklaş. Hangi fikir veya düşünce veya zikir! Senin gözüne farzları ufaltıyorsa, sessizce oradan uzaklaş. Hangi fikir veya düşünce veya zikir! Senin gözünde bir haramı küçültüyorsa, hızlıca oradan uzaklaş. Hangi fikir veya düşünce veya zikir! Senin iradene ipotek koyuyorsa, hızlıca oradan uzaklaş.
1341) Hak yolundan sapana Hak olmaz yar… Kış olur üzerine yağar kar.
1342) Hakikatini unutan ineği tavaf eder… İhtiyacını kendi gibi aciz ineğe arz eder… Kendine apaçık zulmedip yazık eder… Sonsuzluğu kendine zindan eder.
1343) Tohum toprağın bağrında karanlıkta büyür. Bebek karanlıkta oluşur. Sırlar karanlıkta vuslata dönüşür. Her bir kişinin öz halleri onunla rabbi arasında olmak zorundadır. Yoksa zede alır. Zede alan yumurta civciv olmaz. Yumurta içi asla hava almamalı, yoksa civciv oluşmaz. Onun için edindiğimiz sırları asla ve asla kimseye sunmadan hakka doğru urucumuzu tamamlamalıyız. Küpte bir sıçanı barındırmayıp açıp bakana sonsuz ve sınırsız hakikat sırları açılmaz.
1344) Hayatında dengeyi tutturabilirsen, yaşamına giren her taşı tutturabilirsin. Taşın yedi yüzü vardır ki; ördüğü duvarına oturtamayan ustasına küfredermiş derdi büyükler. Olay mecazmışta yeni anladık galiba…
1345) Her amel sonucu oluşan bir hormon vardır. Manevi hasletleri terk edip gerekli hormonların oluşmasından mahrum olan, bu hormonları madde üzerinden temin etmeye başlar. Madde üzerinden mutluluk hormonlarını edinmeye çalışanlar, nihayetinde toslar. Mana üzerinden gerekli hormonlarını faal edenler ise sonsuz sevgi ile senkronize olur. Bu da sonsuz huzura yol açar. Nitekim ayet der ki, Kalpler ancak Allah zikriyle tatmin olur. Demek ki başka tatmin olamaz. Tatmin olan varsa, o tatmin sadece sahte mutluluklardır.
1346) Yanındaki kişiden utanıp diz üstünden inmeyen hayâ âleminden sıyrılıp, ayak ayaküstüne atarak sohbet edildiğinde, sohbetteki öz tecelli kaybolup gitti. Zira hayâ imandandır.
1347) Uykusu kaçıp Hakka ve irfana kanat çırpan rahmani kullara ne mutlu… Selam ve rahmet onları kuşatır… Nur ve ilim onlara açılır… Adalet ve yakin onlara cadde olur… Kesafet onları terk eder… Ğaliz bir bulaşma onlarda kalmaz… Abdestleri tamamlanır… Namazları huzur olmaya hazırdır… İşte onlar ölümsüzler…
1348) Zaten her hayvan diye gördüğün, aşk halinde yaşar ve fena bulmuştur rabbisinde. Sen huşu ehli olmak için nefes al.
1349) Halkın nazarıyla mest olursan, Hakkı rüyanda bile göremezsin.
1350) Hakkın nazarı seni mest eylesin. Bu mest oluş tüm masivayı unuttursun. Masiva dünyanda oldukça, sen oradasın.
1351) Uydur uydur söyle ve “bir hadis” yaz altında… Öylece kendi saçmalıklarını ekle. Hu’nun tüm özelliklerini kendinde bulmakta ne… İlerde hu yaparlar. Güya artık başka kavram kesmez.
1352) Hakkın rızası dışında bir istek veya arzu ile kimseyle bir arada olunmamalıdır. Yoksa kişi mahzun olup geri kalır.
1353) Heplik veya hiçlik olayı yani kişinin ulaşacağı hakikatin özü şu ki… Hiçliği/fenayı yani varlığının sınırlılığını anlayıp, hep/baki ile varlığını kuşatan yani hudutsuz ilim sahibi ile kaim olduğu gerçeğini idraktir.
1354) Hep olmaya geldik, hiç olmaya değil… Hiç olacakmış tövbe tövbe…
1355) Kişinin hocasının hakkı elbette tartılmaz ve tartışılmazdır. Ama hiçbir insana kutsiyet verilemez. Her insan eşit olarak mes’uldur.
1356) Nimete erenlerin kulluğunu yaşamadıkça, her gördüğünün hak üzere olduğunu veya haktan geldiğini bilmek seni kurtarmaz.
1357) Madem ki hakkı hatırlatacaksın… O zaman keskin bir şekilde hak ile batılı ayırarak belirteceksin.
1358) Diyor ki bir arkadaş, fikirlerin keskindir. O şundandır… Çünkü hak ile batıl keskin çizgilerle birbirinden ayrılmıştır.
1359) Aşırı iyi hammaddeyi markalar alıp dokur ve üzerinden reklamını yapar.
1360) Düşük kaliteli hammaddenin alıcı ustası pek bulunmaz. Ancak kalfaya teslim edip dokundururlar.
1361) Sen zikir ile hammaddeni kaliteli et. Bak bakalım o zaman ustanın dokunuşuna.
1362) Ürünün kaliteli olması için hammaddesi kaliteli olmadır.
1363) Hammaddesi olmayan fabrika zaten ürün üretemez.
1364) Allah’tan izin alamayan kişilerin kalplerine dokunamazsın. Allah’tan izin çıkması için de, kişi hammaddesini tedarik etmelidir.
1365) Bize olayın hikmetini açıklamak düşüyor. Olayın işleyiş hikmetinin anlatımı ise sömürücülerin işine gelmiyor. Ama Allah hikmetle vaaz edin diyor.
1366) Arştan ferşe insanda yerleşse… İnsan daha da geniş kalır.
1367) Resûlullah sallellahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Kıyamet gününde, haklar sahiplerine mutlaka verilecektir. Hatta boynuzsuz koyun için, boynuzlu koyundan kısas alınacaktır.” (Müslim, Birr 60. Tirmizî, Kıyâmet 2)… Eğer fena bulup kavramı halk dilinde anlaşıldığı gibi yok oluş olsaydı… Hakkını alsa ne olur, almaz ise ne olur. Demek ki yaşam devam edecek…
1368) Ruhlarına hainlik işlenen ve zulümde had tanımayan esfel olan kişiler; sağır olarak yaratılan zebaniler tarafından toplanıp, nara attıkları halde nara atılacaklardır. Acıyanları da asla olmayacaktır.
1369) Huzurun kaynağı olan hızırınla kaynak olamıyorsan, bir kaynakçıya görün.
1370) Huzurunda konuştuğunda, için huzur dolup coşkusu iliklerinde titriyorsa, o hızırındır.
1371) Hızırın sana gelir de, sen hızırın verdiği huzurdan dahi habersiz hızırını elinin tersiyle itersin.
1372) Bazen hayret edersin… Maymundan geldiğini söyleyen maymunun torunu, Adem neslinden gelene dil uzatabiliyor.
1373) Hani gaye sırf ilimdi ve kimsenin ne iş çevirdiği kimseyi bağlamıyordu. Kendi bacağından asılıp kokusu rahatsız etmedikçe karışılmazdı. Yok efendim, bunlar hepsi sadece hikayelerde olur.
1374) Bizzat hakikatine şahit olmadığın lafı alıp sahiplenip dağıtmaktan daha büyük bir hezeyan göremiyorum.
1375) Hak yolun savunucuları olan İslam araştırmacıları ve titiz âlimler; “Cümmel esâbi” diye de isimlendirilen “Ebced” hesabına veya diğer adıyla “Cifr” hesabına şiddetle karşı çıkmışlardır. Örneğin, İbn Hacer el-Askalânî, buna itimat etmenin caiz olmadığını söyler. İbn Abbâs’ın da, bu hesabı sihir cümlesinden saydığı nakledilmektedir. Bizde kesinlikle bu hesaplamaların insan üzerinde uygulanışına şiddetle karşıyız.
1376) Belki “bir” vakitten sonra artık insanın buluşması geliyor. İşte buluşma hasreti kalbi yakıp kavurduğunda, merhalene ulaşmışsın demektir. Sonrası ise, kalbine inmektir. Hâsılatı ise, mutlak ganimettir. Ganimet ise, Allah ve resulünündür. İstediği gibi payidar ettirir. Olayı bilmeyenin gözü ise, savaştaki birkaç ganimettedir. Bu ise, dünyevilikten öte değildir. Sıyrıl ve er…
1377) Hata yapmışsa ak saçlı bilge, kara saçlı öğrenci yapıştığı taassubundan ötürü yapılan hatayı fark etmezse, aklına şaşarım. Zira aklı hipnoz olmuş ve kendisini ellere teslim etmiştir.
1378) “Yeryüzünde yürüyen hiçbir hayvan ve iki kanadıyla uçan hiçbir kuş yoktur ki, sizin gibi birer ümmet olmasınlar. Biz kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmamışızdır, sonra hepsi Rablerinin huzurunda toplanırlar.” (En’am süresi 38)” Hayvanlar da başka bir âlemde ve kendi evrelerinde, yaşamları sonsuza dek devam edecektir. Allah, hayvanlar da sizin gibi bir ümmettir der ayette. Demek ki onların da bizim gibi sonsuz hayatları vardır. Olmasaydı, bir hayvan kendisine yapılan iyiliği unuturdu. Hâlbuki yıllar geçse de unutmuyor.
1379) Sakın ha hiç bir hayvana sakın zulüm etme. Yoksa kıyamet günü ondan utanırsın…
1380) Hayvanların da fena dairesinde sonsuzluğa kadar yaşayacak olmaları, onları da bekleyen bir mükâfat makamı olacağına işarettir. Ama ne olduğu bize bildirilmemiştir.
1381) Hayvanlar fena dairesinde yer alır. İnsanlar ise beka dairesinde yer alır. İkisi de sonsuza dek var olacaktır.
1382) Bazı sözleri anlaman için; söyleyenin gözüyle bakman, eliyle tutman, kulağıyla duyman hem ayağıyla yürümen gerekir. Yani empati yapman gerekir. İşte hadis-i kutsi tam da bunu ifade eder. Sen de götürüp hululcülüğe monte etmişsin… Öylece Allah’ı getirip insan ile perçinleştirmişsin. Ve buna da vahdet demişsin. Oysaki Allah; Subhanehu ve tealadır.
1383) Birini hatalı görüp Kur’an ve sünnet ışığında hatasını yüzüne söylemiyorsan ve söylemeye de gücün yetiyorsa, işte o zaman ya müfterisin ya da düşman.
1384) Hacivat Karagöz oyununu çok severdim okuldayken. Kitabını okurdum gülerdim kütüphanede. Daha sonra fark oluştu ki; hayat öyle bir oyunmuş meğer. Kendi hayat oyunuma güler oldum…
1385) Hakikatin “ben”cesi ve “sen”cesi olmaz. Hak birdir ve hakikat hastır. Lakin rabbe giden yollar nefislerin adedincedir. Yolun ise “ben”cesi ve “sen”cesi olur. O da kişiyi bağlar.
1386) Her an yeni bir şan… Her şan yeni bir han… Her han yeni bir can… Her can veriyor yeni bir kan…
1387) Hakikat ve marifet yağın yağının yağıdır. Göremezsin kelamla.
1388) Hadis’e inanmayan inanmasın, ben inanırım. Bu hadis zayıf olabilir demem. Şöyle derim; aklım zayıf ki şu hadisi anlamıyor.
1389) Bazısına hakikati sözle anlatırsın, bazısına da resimle. Yazıyı bilmeyen için, görselliğinden dolayı resim daha etkili olur. İşte TV ve internet çıkmadan önce, büyüklerimiz eskilerin masallarını anlatırken; sözleri resimlendirerek ve öylece bize bizdekini hikaye ederek, bizim bilinç altımıza resmederlerdi. Üzerinde saatlerce minik aklımızla düşünür ve kendimizi masallardaki kahramanların yerine koyarak ve öylece masalı kendimize uyarlayarak, düşünce perspektifimizi genişletirdik. Öylece masaldaki kıssanın hayali hep hayalimizde canlanırdı. Şimdi ise, tümü unutuldu.
1390) Allah’ın senin için her yarattığında illâki bir hayr vardır. Hatta hatta kabaran nefsini dizginleştirmek için, bazen ehven-i şerde dahi sana bir kolaylık verip, büyük günaha girmekten seni alıkoyabilir. Tüm mesele, içsel fıtratının vaziyetine nazaran; seni kıvamda veya kıvama yakın tutup helak olmanı önlemeye matuf olarak, bir yaşamı rabbin senin önüne sergiler.
1391) Kişi kendisini hidayete götürücü melekelerini banlarsa, bu defa kişiyi dalalete götürücü melekeler devreye girer ve kişinin dalalete varması için önüne bir sürü enstrüman koyar. Ve der ki şu şu nedenle iman etmem. Aslında haklıdır… Çünkü hidayete götürücü melekeler banlı ve kendisine gerekli enstrüman akımı gelmiyor. Dalalete götürücü esma kuvveleri iş başındadır ve kişi nimete erenlerin yolundan uzaklaşmıştır. Ama her halükarda insan Allah’a kuldur. Çünkü ister hidayete götürücü olsun, ister dalalete götürücü olsun, tüm melekelerin sahibi Allah’tır. Hem Allah’a göre sadece kuvveleri vardır. Hidayet veya dalalet bizim ile alakalıdır. Sen istersin, senin istemene matuf olarak, gerekli olan kuvveler; iyi veya kötü bakılmaksızın sana akar. Hem hidayet ve dalalet kuvveleri de bize göredir. Bazı varlıklarda bize göre dalalet olan, ona göre zevktir. Bize göre hidayet olan, onlar için dalalettir. Örneğin senin ıssız bir gecede yolunu şaşırman senin için dalalet olduğu halde, seni çaresiz halde bulan aç bir kurt için, senin delaletin onun için hidayet olmuş ve aç olan kurt karnını doyurmuştur. Olay ancak geniş bir perspektifle anlaşılır. Kısır döngü olan sokak kavramları ile bu muhteşem olay anlaşılmaz.
1392) Var kardeşim var… Kabir cenneti veya cehennemi, kıyamet, mizan, hesap, sırat, cehennem ve cennet hem lika’… Evet, kardeşim tümü hak.
1393) Yaşanan tüm güzelliklere şükür edip külfetlere sabır ile yaklaşırsak, Hamd edenlerden oluruz.
1394) İnsanlığa haktan bir pencere olanı kirletmeye teşebbüs edersen, attığın kir sana geri döner. Çünkü hak, kir tutmaz…
1395) Hilm kişiyi merkeplikten kurtarır ve emrine burağı sundurur.
1396) Hakikate yönlendirici söz bitince; zoraki konuşup saçmalamak yerine, sükut etmek altındır. İşte altın olan sükut bu sükuttur.
1397) Bazı hokkabazlar, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin günaha meyilli olduğunu zannederek, dalalet ehline ortak olurlar. Aslında günahın ne olduğunun farkında değiller. Sözün nereye dayandığının şuurunda değiller. Lak lak lak ederek kendilerine en üst perdeden arkadaş arıyorlar.
1398) İyi ki kulun iradesi bir noktada bitiyor. İyi ki Hakkın rahmeti kulunu sarıyor. İyi ki nankörler cezasını buluyor. İyi ki mü’min sırtını hakka dayıyor. Ve sadece Allah’ın isteği tecelli ediyor.
1399) Bizim ile arandaki hendeklerin mekânsal olduğunu sanma ey dost… Sakın ha…
1400) Her bir günah bizimle Allah arasında bir hendektir. Hele hendeklerin su dolması… Hiç sorma…
1401) Kendimizi hakka teslim ederken çok dikkatli olmalıyız. Çünkü kendimi hakka teslim edeyim derken halka teslim olabiliriz. Çünkü şeytan çok sinsidir. Sağdan, soldan, önden, arkadan vs saldırır. Başaramazsa vücutta kanın dolaştığı damarlarda dolaşarak, yani insana haram yedirip o haramdan oluşan kanı damarlarda dolaştırarak, kişiye insanların ahlarını yönelterek saptırır. Çünkü her yediğimiz haram lokma, birilerinin hakkının gaspıdır.
1402) Hiç yeşertmeyi ummadığımız kuru toprakta yeşerir çiçekler. Hak yolunda nihayete eren için çok olur dikenler. Tümünü aşar bilenler. Dikene katlanamayanlar gerisin geri giderler.
1403) Hayalin ne olduğunu bir anlasak… Hayale gelenden vazgeçer doğruya odaklanırdık… Ama ne yazık ki, hep hayali gerçek zannederek tükeniyoruz.
1404) Hayal, gerçek yaşamda karşılığı olmayan ama musavvire güçle gerçek sanılan her bir olgudur.
1405) Hayâdandır Allah kullarına dil uzatmamak. Hayâdır insanı insana eder dayanak. Hayâdır insanlığın yüzünde görünen dudak. Hayâdır gelin misali yüzümüzdeki duvak.
1406) Hediye verene hediye vererek açığını gider. Yoksa aldığın kadar nurundan verirsin.
1407) Hakka doğru yol alıp hızla arınmaya yol tutan kişi gariban olarak yaşamaya geçer. Bir yükselir bir perdelenir. Bu topluma ayak uydurmak babında ona verilen bir ihsan olur. Çünkü hep zirve bilinçte yaşasa, toplumda yaşaması imkânsız olurdu. Bu da elbette Allah lütfudur. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize bazen öyle haller olurdu ki şöyle derdi, “ya bilal kalk ezan oku nidası” bilincin dünyamıza inmesi içindi. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimiz, her an miraç halini yaşasaydı, bize ne verebilirdi ki. Aramıza nüzul edip dünyamızla bize seslenişi lazımdı.
1408) Bazı bilgileri edineni erbap sanma. Her laf söyleyene de kanma. Sonra haline yanma. Hedefinden gayrisine de bakma. İşte o zaman yol yürümüş olursun.
1409) Hamd; bandı geriye sarıp, ilk noktaya nazar edip, o nokta itibariyle tekrar varoşlara bakıştır. Aslında hakkıyla hamd eden, Allah ismi aynasında kendi yüzüne bakana nasip olur.
1410) Esas Allah erenleri, berzah denilen iki deniz arasında durup, bir Allah’ın vechine bakar bir de yaşam platformunda yer alan mahlukata bakar. İkisinin de hakkını vererek ilahi huşu ile anını kayda alarak akar.
1411) His şu dur ki; şekerin tadını aldığın gibi ilmin tadını aldığın zaman, hissetmişsin demektir. Dostun dostu özlediği gibi…
1412) Hissetmediğin ilim, senin için bilimden öteye geçmemiştir.
1413) “HU هو” İsmi a’zam dir. Mutlak hüviyete işaret eder. Lakin gündelik zikir kelimesi değildir. Zaten yapılan tüm esma zikirlerinin zımnında “HU هو” zikri yatar. “HU هو” isim zamiri ile sadece O’na işaret ederiz. Gerisini bilemeyiz.
1414) Sana hitabını ulaştırması için kimi seçeceğine sadece “HU هو” karar verir. Sana düşen sadece, Allah’ın likası için tüm benliğinle istekte bulunmandır. Bu durumda “HU هو”, sana mutlak icabet edecektir.
1415) “HU هو”, mutlak muammaya işarettir. Buna hiçbir beşer zihni muttali olamaz.
1416) Murşid derken gözün birini aramasın. “HU هو”nun kişiye seslenişi, kişiye murşidtir. Bazen insandan, bazen hayvandan, bazen taştan ve hatta bazen senden sana seslenir murşid. Murşid; kişiyi hakka yönelten herhangi bir gedik dahi olabilir.
1417) Halkı an ki, hakkı bulasın. Hakkı bul ki Rahman’a kavuşasın. Rahman’a kavuş ki ulûhiyeti hissedesin. Ulûhiyeti hisset ki Vahidiyyet ile tanışasın. Vahidiyyet ile tanış ki ehadiyyeti tadasın. Ehadiyyeti tat ki tatsız renksiz ve kokusuz olasın. Ve ötesi… işte mutlak gayb.
1418) Niçin uzandığını bilmediğin eli geri çevirme. Belki “HU هو”, o elle sana yeni tecelliler yaşatacak. Bak sonuna seyreyle. Nimete şükreyle. Külfete sabreyle. Öylece hamdın içeriği ile buluşarak seyrini tamam eyle.
1419) Kadın hayatın tadı ve tuzudur. Kadın özünü tanımışsa, erkeğe en büyük nimettir. Özle buluşmak en büyük ziynettir. Arama başka huru-l iyn; buna ulaşan kadın, evinin huru-l iyni olur.
1420) Hakka vuslat bulan kullar raks eder huzurda, her daim yeni bir tecelli ile…
1421) Hud süresinden öğrendik ki; kimsenin kimseye faydası yoktur. Ne babanın oğla, ne de oğlun babaya. Velev ki peygamber babası veya çocuğu veya eşi olsun. Kişi öz nefsinde uyanıp iman etmedikçe… İman edip el uzatır ise, işte o zaman şefaat kapısı açılır.
1422) Son insanlık devresinde haniflikle ilk tanışan Hz. İbrahim aleyhisselamdır. Haniflik inancı unutulmuştu. Hz. İbrahim aleyhisselam oturdu ve düşünmeye başladı. Ben neyim? İnsanların tapındıkları şeyler ne olabilir? Bu tapınma neden? Putlarda ne biçim güç olabilir? Göğe bakar gök cisimlerini inceler. Acaba onlarda bağımsız bir güç var mı diye irdeler. Ve şu kanıya varır ki; gayrı hiçbir ilah yok, sadece ALLAH. Veçhini Allah’a çevirir. Hz. İbrahim aleyhisselam; insanlığın kalıntılarına uzanabildiği tarihin, ilk peygamberidir. Önceki devirler ise, bilimsel olarak tam karanlık devirlerdir. Haklarında; kutsal kitaplarda verilen bilgiler dışında, bilimsel olarak uzanılacak bir tarif mevcut değildir.
1423) Hoşuna gidince kabul eden, hoşuna gitmediği anda isyan edenin daha çok çekeceği vardır.
1424) Eriyen mumdan ibret al. Ondan bir nefes al. Kibriti çaktın mı fitiline, emirle dersin ki; fenaya yol al. Mum gibi erimeyen, Doğasıyla bütünleşir mi? Suyu toprağa… Ateşi havaya… karışır mı?
1425) Hayat sonsuz… Bir var oldun, pir var oldun… Ölümü öldürdün… Gelecek ya Cennet olacak veya cehennem… Cennet sonsuz mutluluk… Cehennem sonsuz azap… Özgürsün, hayatını dizayn etmeye…
1426) Birbirimizle huzurdayız. Başka huzur arama… Huzursuz olursun…
1427) Gerçekten hayat çok kısa. Günler saniyeler gibi geçmekte… Tüm hayat bir film şeridi gibi hayalde canlanırken… Kabir ve ötesinin korku ve heyecanı sarmada insanı…
1428) Hayat tüm zımbırtısıyla sürüp gidiyor. Zımbırtısız hayat bize de nasip olsun dilerim. Allah’a ermeye çalışmanın dışındaki tüm uğraşma, zımbırtıyla meşguliyettir.
1429) Mutluluk bir kinayedir, kişiden kişiye vesiledir. Uzandığı rahmeti ilahidir. Gıdası sadakattır. Namzeti hidayettir. Perdesi külfettir. Perdesini kaldırana yüzü ayinedir. Her zaman bakiredir. Eren için zaman ve mekan durmuştur. Ermeyen ise hasretini çekmektedir.
1430) Haram edilen herhangi bir gıda, sağlığa zararlıdır dediğimizde, kişi derki; bunca yıldır yiyorum ve içiyorum ama bana hiç bir şey olmadı, hem de ecel birdir değişmez. Sağlık derken hemen aklımıza beden sağlığı geliyor. Ruh sağlığı aklımızın ucundan bile geçmiyor. Ruh sağlığı derken de aklımıza delilik derecisini ölçen ruh sağlığı derekesi geliyor. Ruh derken, maksadın ölüm ötesi hayatta bineğimiz olan ve inşasının şu andaki et kemik bedenle olduğu hiç aklımızın ucuna bile gelmiyor. Haram edilen herhangi bir gıda; bedenden açığa çıkan nurun ruha yüklenmesine engel oluyor. Öylece ruhun derinliğine nüfuz etmekten kişi mahrum kalıyor.
1431) İlmi-HAL ve akaitten bilgi paylaşmak başka, gönülden dem vurmak bambaşkadır. Anımsatacağımız konu herkesin bilmesi gereken akaid ve ilmi-HAL konusu olmalıdır. Allah’ı hakkıyla tanımak ve tasarrufunu anlamak her insana farzdır.
1432) Tüm renkleriyle bir bahçeyiz. Tadı ve kokusuyla değişik ama özüyle aynı olan, “HU هو”’dan gelmeyiz. Dönüşümüz “HU هو”’yadır.
1433) Biz ve hidayet… Nasıl ki şifa veren Allah ise, Doktor şifaya kavuşman için yapman gerekeni sana öğretiyorsa, yani senin sağlık ilmine ve gereklerine ulaşman için şefaat ediyorlarsa… Resul ve evliyalar da kişinin hidayete ermesi için gerekli olan ilmi verirler, yani şefaat ederler. Nasıl ki, Şafi yalnızca Allah ise, aynen öyle de Hadi sadece Allah’tır.
1434) Amel için ilim öğrenilmeli… Yoksa edinilen öğrenimler fantezi cinsten olur. Öylesine hobi olarak hayatımızın bir esprisi olarak kalır… Uygulamak için öğrenilmeyen her “bilgi” “ilim” değil, belki fantezidir. İlim haldir. Hal olmayan bilgiden hayır gelmez.
1435) Hakk’a teslimiyet ilk işimiz olmalı, tıpkı ölünün gassale teslimiyeti gibi. Faraza ölü gassalin işine karışırsa, gassal korkup onu terk eder. Hak’ta öyle… Teslimiyet inmediğinde kalbimize, hakkın kalpteki rahmet seli kişiyi terk eder.
1436) Bazen, bazı hüzünleri içinde hissedersin. İşte bu durumlarda farkında olmayarak size sevgiyle yönelen bir gönlü incitmişsinizdir de farkına bile varamamışsınızdır. İşte böyle durumlarda, son 24 saat gözden geçirilmeli ve iletişimde olduğu kişiler ve onların hassasiyetleri elden geçirilmelidir. Sebebiyet verdiği hüzünler olmuşsa, nefsine gurur yapmayarak direkt özür dilenmelidir. Öylece kişinin kalbi rahatlar ve ruhu yeniden şen bulur.
1437) Israr eden ısrarına elbette muttali olur… Sen Hakta ısrar et de alayımsı hareket etmeyi terk et. Öğrenmek isteyen ısrar eder… Samimi olan ısrar eder… Benimsemek isteyen ısrar eder… Sahiplenmek isteyen ısrar eder… Hobilerime bir hobi daha eklensin diyen alay eder… Alayı kendine eder… Hayatını kumar masasında kaybeder.
1438) Sezgine baksana… Arıya ilham eden Allah insana etmez mi? Öğrendiğimiz şeylerin yüzde biri okuyarak ve dinleyerek ise, diğeri sezgi iledir. Ama gelen sezgileri de tahlil etmeyi unutma, zira şeytan araya burnunu sokar.
1439) Bütün hayvanlar mülhime nefis mertebesinde yaşarlar. Mülhimede ilham başlar. Çünkü ilham olmasaydı, onların yaşamaları mümkün olamazdı. Baksanıza ayetlere… Arıya vahiy ettim der… Yani mülhimeye ulaşamazsak hayvandan düşük bir şekilde dünyayı terk edeceğiz. Çok korkunç… Bir üstü mütmainne… İşte insanlığa açılan ilk kapı bu kapıdır.
1440) Gönlümüze sayısız kilit vurulmuş. Bazısını da biz eklemişiz. Kurtulmak için de bir çalışma yapmıyoruz. Dolayısıyla zamanımızın çoğu nefsi emmareden ilham ile geçiyor da, hiç farkında değiliz.
1441) Nefsini tanıyıp yaptığın ıslah kadar, nefsinin kötülük ilhamından arınırsın. Arınma had safhaya ulaştığında artık, nefsin iyilikleri emreder olur. Bunun başlangıcı nefsi mülhime ile başlar ve kâmile/safiye de ise doruğa ulaşır. Burası ise, daha yeni işin başıdır.
1442) Allah’ın ilmi, cehli barındırmayan tek ilimdir. Onu bilmek ise, bilme içermeyen mutlak bir cehldir ki; ilim ehlinin vardığı son nokta, işte burasıdır. Burası mutlak ilme kavuşmadır ki, ötesi berisi oluşmamıştır. Bu nokta peygamberlerde vahiy olarak ortaya çıkıyorken, gerisi tüm halkta ilham şeklinde tezahür eder.
1443) Sen sezersin sana lazım olanı… Sen sezersin senden olanı… Sen sezersin senden sana hitap edeni… Kalbin alır ilhamı… Öylece uzanır sana hakkın dilberi… Öylece senden sana zuhur eder hakkın rehberi… Öylece hissedilip hissedersin Rahman’ın mülkündeki her bir katreyi…
1444) İlminle amel et ki mürşidini bulasın. İlmiyle amel etmeyen insanın, Hz Âdem’e secde etmeyenden ne farkı var ki? Kitap yüklü eşek misali…
1445) İman gittiğinde kişiyi karanlık kaplar. İmanın olmadığı ve nefsin en kabardığı an, kişinin yapmadığı kötülük kalmaz. Bu havaya kapılmadan yaşamak için nefsine ruhu tanıt. Ruhu nefse öncü yap ve hizmetine sun. Öylece yükseldikçe yüksel.
1446) İrade konusunu hakkıyla anlamak, ancak tüm benliği ile hakka yönelene nasip olur. Diğerleri sözünü yapar ki, bu da yasaklanmıştır.
1447) Allah ilmiyle seni kuşatmıştır. Allah kuşatması ilimle olur. Zaten ilim tüm manalara ferman olur. Deruni bilgiler ilimsiz zayıf olur. İlim ise, illa bir kapıdan olur.
1448) İlim en büyük mürşittir. Hayatta en hakiki mürşit ilim ise, ilim ile bilimin arasındaki farkı fark etmemişsen, suçu kendinde ara.
1449) İlimi kolay mı sandın ey talip. İlmi yazılardan okunan sanma. O yazılara sığmayacak kadar kocadır. Çünkü ilim asla yazılamaz. Yazılan ise, ilme uzanan yol işaretleridir.
1450) Bizler Anadolu ahalisi olarak; kültürümüzü İslam’a değil, İslam ile kültürümüzü yoğurmuşuz. İslam bizim harcımız olmuş ve rengârenk olan coğrafyamızı İslam ile tek ve ayrılmaz bir bütün yapmışız.
1451) İslam bir bütündür… Yani İslam bütünüyle İslam’dır. Zahiri ile Batını ile Evveli ile Ahiri ile… Şu grup şunu yapsın… Bu da bunu yapsın… Birbirini tamamlasın diyen İslam’dan uzaktır. Hatta hatta İslam’ı gruplara bölen ziyandadır. İslam tektir ve muhatabı ferttir. Fertlerin cemiyeti ile de toplum oluşur. Toplumun şekli ise, ferdin inancına göre şekillenir. Dolayısıyla fert değişmedikçe toplum da değişmez.
1452) İçsel sükûnu elden bırakma ki huzurun daim olsun. İçsel sükûn deccal cehennemi gibi gözükürken, dışsallığımızdaki kargaşa âlemi, deccalın cenneti gibi yansır. Hâlbuki durum tam zıttıdır.
1453) Hayatını içten fetheden seni kazanır… Gerisi ise seni kaybeder.
1454) Dışarından gelen işgal eder hayatı ve tattırır mematı… İçten gelen ise, doldurur hayatı… Çehrene diktirir haydan hayat alan anıtı.
1455) İlham alırsın kurttan kuştan. Ama nefsini unutmuşsun daha ilk baştan. Oysaki en büyük ilham, nefsinin derunundan… Aynı ilhamı nefsin de sana her an alır Rahman’dan…
1456) İnsan çok tatlıdır. İnsan çok tatlıdır vallaha. İnsanı sevmeyen çatlasın kininden. Ki saçmasın zehrini başka kişilere hasedinden.
1457) Düşenin elinden tut. Tüm prensiplerinin üzerini çizip batağa doğru sürüklenen birinin elinden tutmak, en iyi iş olsa gerek. Bir insanın hayatının kararmasına vesile olan ise, hiçbir âlemde iflah olamaz. Bir gencin elinden tutmak ve eğitip dine millete hayırlı bir insan yapma imkânı varken, bunu tepen vebalinden kurtulamaz. Elinden bırakılan ve batağa düşen kişinin iki eli kıyamet günü onu günah batağına terk edenin yakasında olacaktır. Allah’ın da hakkı üzerinde mahfuz kalacaktır. Ya kendi teperse, işte o zaman mesuliyet bitmiştir.
1458) Kişide oluşan olağan üstü işler Allah’ın ikramıdır. İkram sahibi de, dışarıdan keramet sahibi diye bilinir. Sana ikram edilince, sakın ola ki ikrama takılma… Yoksa ikram sahibinden mahrum kalırsın.
1459) İmanını yaşa ey kardeş. Tüm yarattığı düzenini ümmül kitap olarak yazan Rabb, kitabını yazan yazar gibi eserini takdim eder. Yazarın elçisi ise kitaptan insanlığı ilgilendiren kısımları insanlığa sunar. Akıl böyle bir şeyin olmasını kabul eder. Ama özünü kavrayamaz. İşte burada gönül ve kalp devreye girer ve kişinin gerekli olan şeyleri yapması için gerekli olan adımları anımsatır. Kişi resule iman edip gerekli olan adımları uygularsa kurtulur. Eğer boş verir uygulamazsa, sadece inancı ona ne verir ki… Bir hiç… Ve kendine yazık eder. Yani iman, amel etmeye matuftur. Yoksa iman, kuru bir elfaz olarak kalır ki, kişiye katacağı bir merhale de olmayacaktır. Zira ayetler, iman ve salih ameli her zaman birlikte zikreder.
1460) Muazzamdır insan. Leb demeden leblebiyi anlar insan. İnsan bazı anlarda bazen anlamamazlıktan gelir. Çünkü canı konuşmak istememiştir.
1461) İlmi hal edinen kul der ki; gönül oldu ayna gönlümüze… Hal olsun ilim tüm hissimize… Hisleşmeyen ilmi at denize… Yesin bir balık yük olmasın bize.
1462) Bil ki tek huzur islam’da… Güya meditasyon kişinin iç âlemine huzur veriyormuş, insana içten içe huzur doğurtuyormuş, hem de insanı tanrısıyla buluşturuyormuş. Ya hu ya men hu hu… İslamla şereflenip Allah demek ne kadar da zormuş. Temiz ecdadın torunu, çağdaşlık adı altında gidip putperestliğin ibadeti olan bir sapıklıktan medet umuyor olmuş. Yazık ki ne yazık, günümüz gençliği dininden bihaber olmuş ve mededi ahrette kendisinden kabul edilmeyecek yollarda arar olmuş.
1463) İnsanlar inanç bakımından ikiye ayrılır. Birincisi; kesin inanarak yaşayan. Bu inançla bakanlar ne olursa olsun kararlı davranır. İyi veya kötü… İkincisi ise, beyne beyne yaşayan… Kesin inancı yok. Kim güçlüyse ondan yana davranır. Bunlar en zavallı insanlardır.
1464) Okumak… Bilmek… Sonra yanlışı doğruyu fark etmek… Doğruyu uygulayıp yanlıştan uzak durmak… Evet bunlar AKIL işidir. İMAN İSE BAMBAŞKADIR…
1465) İlaç bilgisi hastaya yaramaz, O ilacı kullanmadıkça… Hiçbir ilim kişiyi arındırmaz, ilim ile sessiz ve sözsüz bir dokunuş ile bütünleşmedikçe.
1466) Gerçekten mananın tadını hissetmek istiyorsak, hep iyi olalım. Sürekli iyilik edersek, saygınlığımız ortaya çıkar. Bize yapılan kötülüğe karşı da iyilik edersek, insani kişiliğimiz kıvamına ulaşmış olur.
1467) İslam öylesine bir hobi veya eğlence aracı değil, yegâne olan yaşam şehrinin adıdır.
1468) İlmi ararken arı gibi olmak için, gerçekten arı gibi olmak lazım…Şifa ile zehri iyice tanımak lazım. Yoksa farkına varmadan zehri alıp zehirlenebiliriz.
1469) Ağlayarak gittiğin evin hatıraları kalır düşlerinde…
1470) İlme kulak verip ilimle bütünleşen dostlarla konuştuğun her kelime cana candır. Ama ilimden yoksun olanın sohbeti ise, soğan ve sarımsak kokusu gibidir…
1471) Çimenler ve yeşillikler toprağın süsüdür. Hem toprağın örtüsüdür. Ne zaman ki insan kadem bastı bu süslü toprağa… Işıldadı toprak. Çünkü toprağın yerleşkesi insan meşalesidir.
1472) Ey nefsim… İyilik yap ama kendini yaptığın amellere kaptırma. Kendini yaptığına kaptıranın semeresi ucub olur. Ucub yaptığın tüm ameli yakar. Çünkü yaptığına bencillik katar. Yaptığın saf ve som olmalıdır.
1473) İman ruhsal bir teslimiyettir ki, zaten iman hareketlere otomatik olarak akseder. İslam ise, hareketlere otomatik olarak akseden fiilsel teslimiyete denir. Her mü’min müslümdür, ama her müslüm mü’min değildir. Zira iman etmeden de iman edilesi fiiller gösteriş için veya taklidi bir vecihle işlenebilir.
1474) Taassup insanı kör eder. Fışkıran Allah’ın ilim çeşmelerinden mahrum eder.
1475) İlim mu’minin yitiğidir. Çıkış mahalline bakmaksızın akan ilimden faydalan. Ama teraziyi de unutma… Zira teraziyi doğru tutmayı Allah emreder. Terazi ise, Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin taa kendisidir.
1476) Kendinden rivayet ettiğin senindir. Eğer ki bir ilim ehlinden istifade edip kendinde aynı ilmi buluyorsan, o ilim de senindir. Zaten tüm ilim erbabının yazdıkları eserler, işte bu hakikate matuf olarak yazıldı.
1477) İlim hava atmak için değil, huzura ermek için okunulur. Hava atmak için okuyan nahoş sesler çıkarır, çevresindekiler rahatsız olur.
1478) Elbette kişi ulaştığı manevi havayı, hava atmak için deklare etmez. Çünkü hava atan hava alır. Eline bir şey geçmeden, ucub ve kibir içinde olduğu yere yığılır. Ama kapasitesi olup da uyanamayan kişi kavramları bilmeden nasıl uyanacak? Onun için Kur’anı Kerim der ki; hikmetle vaaz et.
1479) Naklettiğin bilgi unutulduğu içinse, sen de fayda görürsün karşındaki de… Ama amacın; ezberleyerek naklettiğin bilgiler ile çevrene hava atmak ise, ne sen fayda görürsün ne de naklettiğin… Çünkü onunla pişmemiş ve tadına varmamışsın…
1480) İslam bizden; tüm ırk ve kabilelerin birbirleriyle tanışmasını, gücü olan ile güçsüz olanın birbirleriyle tanışıp el uzatmasını, tek aile olup hep birlikte Allah’a ermek için tek bir duvar gibi olmamızı ister.
1481) Herkes kendi iç âlemini yansıtır. Herkes sapıttı diyen kendi sapıtmış… Herkes Namazdan uzaklaştı diyen kendi uzaklaşmış… Herkes Kur’andan uzaklaştı diyen kendi uzaklaşmış… Yani biz âleme kendimiz kadar bakarız.
1482) Deccal ilme bulaşan kişilere tek tek dalıyor. Sen Hak’sın diyerek Hak’tan mahrum ediyor. Oysaki hak olarak hak üzere yaratılmıştık, ama EL Hak değildik. Farkı fark et, öylece içinde bulunduğun durumun hakkı eda et.
1483) İlim, Allah sıfatıdır ve değişmez doğrudur. Bilim ise, aklın ilimden tespit ettiği kadarıdır.
1484) Bilgi odur ki, insanı hakka erdire. Hakka erdirmeyen bilgi, bilgi değil ilgidir.
1485) İlgi ile beğeni kardeştirler. Nasıl ki beğeni de aşk doğamaz. İlgiden de bilgi doğamaz. İlahi muhabbetten hasıl olan aşk ve yaşam alanına dokunan bilgiyi birleştirmeden ilme ulaşılamaz.
1486) İslam düşmanları; ümmet arasında ilahi ilme vakıf olup muhabbetüllahı yayanları tekfir edip sapık (hakikatten sapmış) ilan ederler. İlimsiz olup sözde cihada çağıranları da; işte budur islâm deyip, müslümanları terör gibi gösterirler. Bakın çevrenize ve şahit olun.
1487) İslam; kavram olarak Selam kelimesinden türemiş olup, kulun dünya ve ahiretinde, emniyyet ve güvenini tesis etmek için nazil olmuştur. Es Selam Esma-i hüsnadan olup Allah’ın bir ismidir.
1488) Hz. İsa aleyhisselam Allah ilminde öyle yoğruldu ki, rububiyet makamındaki teşbihin en üst versiyonunu yaşadı. Öylece tenzihin üst versiyonunu yaşayan kavmini uyardı ve kendi kendilerine kaim olmadıklarını onlara anımsattı. İşte bunu anlayamayan cahil ve cühelalar da, ona hâşâ Allah’ın oğlu dedi. Oysaki sadece Allah’a kuldu…
1489) İki kelime öğrendik diye allame mi olduk. İhlâs ile amel olmadıktan sonra allame olsak ne yazar.
1490) Bir inşaat bir anda inşa edilemez. Ama bir anda toz duman edilebilir. İnsanlıkta da öyledir.
1491) İnsan perdeye yansıyan objelerden öyle bir objedir ki, tümevarım olayı ile gelen ışık zerreciklerini değiştirme fırsatı kendisine verilmiştir. İşte budur insan farkı…
1492) İlim vermek ipucu vermekle olur. Yoksa herşey tüm teferruatıyla anlatılsa, ehil olmayan, insanlığın başına bela olur. İpucu verildiğinde ise ehil olan alacağını alır. Ehil olmayan ise, kendisine göre anlam verip işin aslından daha değişik bir şey alır. Öylece olay örtülüp gider.
1493) Birbirimizle sınavdayız. Hergün ayrı imtihandayız. Hayat ya tatlı tatlı gülümser veya acı acı ısırır. Tüm mesele arınışa göre verilen şerbettendi. Kul ise ödül ve ceza sandı. Oysaki kendi ruhunun sahip olduğuna kendisini ayna eylemişti. İşte buna, her gördüğün aslında sensin denilmiştir. Yani karşıda gördüğün kişi elbette vardır ama senin içsel fonksiyonunu sana canlandırmıştır. Yoksa karşındaki kişi yoktur ama sen onu oluşturuyorsun, anlamında değildir.
1494) İlim malumu var eder. Sonra kendindeki ilim ile var ettiği malum, onun ilmini seyr eder. Malum, sonlu ve ilmin tezahürü kadar iken; ilmin seyri ise sonsuz ve düşlemediği daha birçok manada seyri uzar gider.
1495) İlim maluma tabidir diyenler vardır. Bu panteist görüşüdür. Oysaki malum ilme tabidir ki, bu da vahdettir. Zira malum olmayan zaten mutlak zattır ki, bilinmesi muhaldir. Bilinen ise, ilme tabi olarak varlıkla şereflenir.
1496) İslam dünya siyaseti için değil, belki nefsi ıslah için açıklanmıştır. Nefsini ıslah etmeyen ne hisseder ki ne versin. Serap peşinde koşar geçer. Nefsi emmarenin çirkefliğine aldanıp, nefsini terbiye etmeyip, nefsinde İslam’ın güzelliklerini yaşayamayanlar, zannederler ki dünyada ismi İslam olan bir yönetim olsa mutlu olacaklardır. Aldanıyorlar… Resulullah (sav) nübüvvetten üç yıl sonra tebliğ yapmaya başladı. Önce nefsinde uyguladı. Çünkü nefsini tanımayan ne tanıtır ki. Sonra on yıl Mekke’de tebliğ etti. Dini en güzel şekilde nefislerinde uygulamaları için, bazı arkadaşlarını dahi Habeşistan’a yolladı. Ortalıkta hiç de İslam adında siyasi bir devlet yoktu. Peygamberimizden (sav) otuz yıl sonra gene de İslam, sinelere çekildi. Amel eden kurtuldu. Gerisi kendisini oyalayıp durdu.
1497) İslam’daki tefrikanın son bulması mı? Komik bir istektir bu. Çünkü herkes yolundan memnun ve hak olduğunu sanıyor. Bu kıyamete kadar sürer ve hüküm Allah’a aittir. İslam anlayışını yok etmek için, Kabil ile Habil’den şimdiye kadar hak ile batıl mücadelesi sürmüştür. Aynı oyunlar milyondan fazla yıldır kılık değiştirerek sürüp geldi. O oyunları çevirenler gittiler. Şimdi ise torunları iş başındadır Onlarda gidecek. Ama İslam baki kalacaktır. Çünkü İslam Allah’ın dinidir. Allah bakidir.
1498) İslâm Selamettir. Herkese yağmur gibi yağmaktır. Taş yağmuru kabul etmezse, yağmurun suçu nedir? Yağmur suyu çeker gider başka mekânlara. Kimseyi incitmeden…
1499) İnsanı inciten insanlıktan nasibini almamıştır. Velev ki ben iman ehliyim desin. Velev ki Allah’u ekber desin. Velev ki kılıcının ucuna Kur’an sayfası geçirmiş olsun. Çünkü yeryüzündeki ve gökyüzündeki en kutsal varlık insandır.
1500) İnsan müthiş bir varlıktır. Güçlü olan nasıl olur da güçsüzü ezer veya sömürür. Sömüren nasıl olur da yatağında rahat uyur. Kişi karşısındaki kişinin hakkına tecavüz etmedikçe, kutsaldır ve inancı ile âmeli kendisinedir. Eğer ki kişi, insanlık haklarına tecavüz ederse, iman etmişim demesinin hiçbir ehemmiyeti yoktur.