2- ÂL-İ İMRÂN SURESİ (111-

ÂL-İ İMRÂN 116. AYET
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ

OKUNUŞU: İnne-lleżîne keferû len tuġniye ‘anhum emvâluhum velâ evlâduhum mina(A)llâhi şey-â(en)(s) veulâ-ike ashâbu-nnâr(i)(c) hum fîhâ ḣâlidûn(e).

ÖZ BAKIŞ: Lakin o kimseler ki, küfürde kalmak için diretirler, yani mutlak olarak doğru olan hakikati örterek gizleyenler; kesinlikle evlatlarından veya mallarından onları Allah’a karşı hiçbir şey kurtarmayacaktır. İşte onlar ateşin arkadaşıdırlar. İşte onlar ateşin içinde ebedî olarak kalacaklardır.

ÂL-İ İMRÂN 117. AYET
مَثَلُ مَا يُنْفِقُونَ ف۪ي هٰذِهِ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا كَمَثَلِ ر۪يحٍ ف۪يهَا صِرٌّ اَصَابَتْ حَرْثَ قَوْمٍ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ فَاَهْلَكَتْهُۜ وَمَا ظَلَمَهُمُ اللّٰهُ وَلٰكِنْ اَنْفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

OKUNUŞU: Meśelu mâ yunfikûne fî hâżihi-lhayâti-ddunyâ kemeśeli rîhin fîhâ sirrun asâbet harśe kavmin zalemû enfusehum feehleket(hu)(c) vemâ zalemehumu(A)llâhu velâkin enfusehum yazlimûn(e).

ÖZ BAKIŞ: Allah’a iman etmeyip mutlak hakikati örtenlerin örneği şuna benzer; şu dünya hayatındaki tüm harcamaları, içinde dondurucu bir soğukluğun bulunduğu bir rüzgârın, nefislerine zulmeden bir kavmin ekinine rastlayıp tüm ekinlerini helak etmesine benzer. Allah kimseye zulmetmez. Lakin iman etmeyerek küfürde diretenler; kendi nefislerine zulmederek kendilerini nefislerinin karanlıklarında bırakırlar.

ÂL-İ İMRÂN 118. AYET
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَتَّخِذُوا بِطَانَةً مِنْ دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالًاۜ وَدُّوا مَا عَنِتُّمْۚ قَدْ بَدَتِ الْبَغْضَٓاءُ مِنْ اَفْوَاهِهِمْۚ وَمَا تُخْف۪ي صُدُورُهُمْ اَكْبَرُۜ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ الْاٰيَاتِ اِنْ كُنْتُمْ تَعْقِلُونَ

OKUNUŞU: Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tetteḣiżû bitâneten min dûnikum lâ ye/lûnekum ḣabâlen veddû mâ ‘anittum kad bedeti-lbaġdâu min efvâhihim vemâ tuḣfî sudûruhum ekber(u)(c) kad beyyennâ lekumu al-âyât(i)(s) in kuntum ta’kilûn(e).

ÖZ BAKIŞ: Ey nazil olan ilahî vahye iman eden kişiler; sizin gibi nazil olan vahye iman edenlerin dışında, hiç kimseyi sakın dost edinmeyin. Sizin gibi nazil olan vahye iman etmeyenleri dost edinirseniz, onlar sizin imanınızı bozmak için ne gerekiyorsa onu yapmaktan geri durmazlar. Onlar, sizin sıkıntıya düşmenizi isterler. Doğrusu onlar, sizin için ağızlarında öfke taşırlar. Lakin onların göğüslerinde sizin için sakladıkları öfke çok daha büyüktür. Eğer ki içinde bulunduğunuz ahvâlleri düşünürseniz; sizin için ayetlerimizi apaçık açıkladığımızı görürsünüz. Yani sizin, apaçık bir şekilde imanınızı rahatça yaşamanız için; yani size tüm delilleriyle, rahatça imanınızı koruyarak yaşamanız için yaratılış fıtratını açıkça beyan ediyoruz.

ÂL-İ İMRÂN 119. AYET
هَٓا اَنْتُمْ اُو۬لَٓاءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلَا يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِالْكِتَابِ كُلِّه۪ۚ وَاِذَا لَقُوكُمْ قَالُٓوا اٰمَنَّاۗ وَاِذَا خَلَوْا عَضُّوا عَلَيْكُمُ الْاَنَامِلَ مِنَ الْغَيْظِۜ قُلْ مُوتُوا بِغَيْظِكُمْۜ اِنَّ اللّٰهَ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

OKUNUŞU: Hâ entum ulâ-i tuhibbûnehum velâ yuhibbûnekum vetu/minûne bilkitâbi kullihi ve-iżâ lekûkum kâlû âmennâ ve-iżâ ḣalev ‘addû ‘aleykumu-l-enâmile mine-lġayz(i)(c) kul mûtû biġayzikum(k) inna(A)llâhe ‘alîmun biżâti-ssudûr(i).

ÖZ BAKIŞ: İşte ey nazil olan vahye iman eden ve tüm insanları Allah’ın emaneti görenler; siz öyle kimselersiniz ki tüm insanlığı seversiniz ve kimseyi dışlamazsınız; lakin nazil ettiğimiz vahye iman etmeyenler sizi sevmezler. Sizler kitabın tümüyle bütünleşik yaşarsınız. Lakin nazil olan vahye iman etmeyenler sizin gibi düşünmezler ve kitabın içeriği ile bütünleşik yaşamazlar. Onlar sizinle karşılaştıklarında, “Biz de sizin gibi düşünürüz ve beraberiz” derler. Lakin size sırtları dönünce, size olan nefretlerinden dolayı parmaklarını ısırırlar. Onlara de ki; kininizde ölün. Kesinlikle Allah, göğüslerde olanı aynıyla bilmektedir.

ÂL-İ İMRÂN 120. AYET
اِنْ تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْۘ وَاِنْ تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا بِهَاۜ وَاِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔاۜ اِنَّ اللّٰهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُح۪يطٌ۟

OKUNUŞU: İn temseskum hasenetun tesu/hum ve-in tusibkum seyyi-etun yefrahû bihâ(s) ve-in tasbirû vetettekû lâ yadurrukum keyduhum şey-â(en)(c) inna(A)llâhe bimâ ya’melûne muhît(un).

ÖZ BAKIŞ: Nazil ettiğimiz vahye iman etmeyenler; size bir iyilik dokununca tasalanırlar. Size bir kötülük dokununca ise bununla mutluluk duyarlar. Eğer ki sabreder ve size söylediğimiz gibi kendinizi korumaya alırsanız; onların kurduğu hiçbir tuzak size zarar veremez. Muhakkak ki Allah; onların yapacakları tüm fiilleri kuşatmıştır.

KONU BURADA BİTTİ…

ÂL-İ İMRÂN 121. AYET
وَاِذْ غَدَوْتَ مِنْ اَهْلِكَ تُبَوِّئُ الْمُؤْمِن۪ينَ مَقَاعِدَ لِلْقِتَالِۜ وَاللّٰهُ سَم۪يعٌ عَل۪يمٌۙ

OKUNUŞU: Ve-iż ġadevte min ehlike tubevvi-u-lmu/minîne mekâ’ide lilkitâl(i)(k) va(A)llâhu semî’un ‘alîm(un).

ÖZ BAKIŞ: Ey resulüm; hani sen Uhud savaşının yapılacağı sabah, mü’minleri savaşacakları yerlere yerleştirmek için erkenden ailenden ayrılmıştın. Muhakkak ki Allah; sizin yapmak istediğiniz amellerin tümünü duyucu olarak bilicidir.

ÂL-İ İMRÂN 122. AYET
اِذْ هَمَّتْ طَٓائِفَتَانِ مِنْكُمْ اَنْ تَفْشَلَاۙ وَاللّٰهُ وَلِيُّهُمَاۜ وَعَلَى اللّٰهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ

OKUNUŞU: İż hemmet tâ-ifetâni minkum en tefşelâ va(A)llâhu veliyyuhumâ(k) ve’ala(A)llâhi felyetevekkeli-lmu/minûn(e).

ÖZ BAKIŞ: İşte o gün; düşmanın çokluğu göründüğünde, sizden iki grup bu gelen askerî gücün karşısında korkmaya başlamış; adeta çözülmeye ve savaştan vazgeçmeye niyetlenmişlerdi. Oysaki Allah, onların velisi idi. İman edenler; karşılaştıkları musibetin büyüklüğüne bakmaksızın her zaman tevekkül ederek Allah’a dayansınlar.

ÂL-İ İMRÂN 123. AYET
وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ اللّٰهُ بِبَدْرٍ وَاَنْتُمْ اَذِلَّةٌۚ فَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ

OKUNUŞU: Velekad nasarakumu(A)llâhu bibedrin veentum eżille(tun)(s) fettekû(A)llâhe le’allekum teşkurûn(e).

ÖZ BAKIŞ: Ey kalbinde düşmanın çokluğu karşısında korku oluşanlar; and olsun ki siz Bedir savaşında çok zayıf olduğunuz hâlde Allah size yardım etmişti. Allah’ın koymuş olduğu sınırlara riayet edin… Bu riayetin sonucu olarak umulur ki şükreden kullardan olursunuz.

ÂL-İ İMRÂN 124. AYET
اِذْ تَقُولُ لِلْمُؤْمِن۪ينَ اَلَنْ يَكْفِيَكُمْ اَنْ يُمِدَّكُمْ رَبُّكُمْ بِثَلٰثَةِ اٰلَافٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُنْزَل۪ينۜي

OKUNUŞU: İż tekûlu lilmu/minîne elen yekfiyekum en yumiddekum rabbukum biśelâśeti âlâfin mine-lmelâ-iketi munzelîn(e).

ÖZ BAKIŞ: Hani sen Bedir gününde iman edenlere demiştin ya… “Rabbinizin size indirilmiş üç bin melekle yardımını uzatması yetmez mi?” diye…

ÂL-İ İMRÂN 125. AYET
بَلٰٓىۙ اِنْ تَصْبِرُوا وَتَتَّقُوا وَيَأْتُوكُمْ مِنْ فَوْرِهِمْ هٰذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُمْ بِخَمْسَةِ اٰلَافٍ مِنَ الْمَلٰٓئِكَةِ مُسَوِّم۪ينَ

OKUNUŞU: Belâ(c) in tasbirû vetettekû veye/tûkum min fevrihim hâżâ yumdidkum rabbukum biḣamseti âlâfin mine-lmelâ-iketi musevvimîn(e).

ÖZ BAKIŞ: Bilakis yeter Rabbinin yardımı… Eğer ki sabrederseniz, Allah’ın uyardığı gibi gerekli olan savaş taktiklerini ve teçhizatını edinerek Allah’ın sınırlarına riayet ederseniz… Düşmanın şu anda üzerinize geldiği gibi, gene de üzerinize ansızın gelse, Rabbiniz nişanlanmış beş bin melek uzatarak size gene de yardım edecektir.

ÂL-İ İMRÂN 126. AYET
وَمَا جَعَلَهُ اللّٰهُ اِلَّا بُشْرٰى لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُمْ بِه۪ۜ وَمَا النَّصْرُ اِلَّا مِنْ عِنْدِ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِۙ

OKUNUŞU: Vemâ ce’alehu(A)llâhu illâ buşrâ lekum velitatme-inne kulûbukum bih(i)(k) vemâ-nnasru illâ min ‘indi(A)llâhi-l’azîzi-lhakîm(i).

ÖZ BAKIŞ: Allah’ın nişanlanmış beş bin melek uzatarak size yardım etmesi; ancak size müjde olması içindir. Hem de kalbinizin Allah’a dayanağında tatmin olması içindir. Mutlak olarak gücü kendisinde tutan ve sahip olduğu gücü de hikmetler dâhilinde indiren Allah’ın indinden olmadıkça, kimseye hiçbir yardım yoktur.

ÂL-İ İMRÂN 127. AYET
لِيَقْطَعَ طَرَفًا مِنَ الَّذ۪ينَ كَفَرُٓوا اَوْ يَكْبِتَهُمْ فَيَنْقَلِبُوا خَٓائِب۪ينَ

OKUNUŞU: Liyakta’a tarafen mine-lleżîne keferû ev yekbitehum feyenkalibû ḣâ-ibîn(e).

ÖZ BAKIŞ: Allah’ın nişanlanmış beş bin melek uzatarak size yardım etmesi; kâfir olanların sizi yok etmek isteklerinin sonucu olarak ortaya çıkan saldırganlık taraflarını kesip sizden uzaklaştırmak içindir. Veya onları topyekûn hezimete uğratıp, gerisin geri umutlarını keserek dönüp gitsinler diyedir.

ÂL-İ İMRÂN 128. AYET
لَيْسَ لَكَ مِنَ الْاَمْرِ شَيْءٌ اَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ اَوْ يُعَذِّبَهُمْ فَاِنَّهُمْ ظَالِمُونَ

OKUNUŞU: Leyse leke mine-l-emri şey-un ev yetûbe ‘aleyhim ev yu’ażżibehum fe-innehum zâlimûn(e).

ÖZ BAKIŞ: Düşmanın hezimete uğrayıp döndükten sonra, senin onlar için herhangi bir konuda yapacağın hiçbir şey yoktur. Ya onlardan pişmanlık duyup tövbe ederek doğru yola dönenlerin tövbelerini kabul eder. Veya onlardan azgınlıklarına devam ederek tövbe etmeyenleri azaba dâhil eder. Çünkü onlar, sebepsiz bir şekilde size savaş ilan edip saldırarak zulmetmişlerdi.

ÂL-İ İMRÂN 129. AYET
وَلِلّٰهِ مَا فِي السَّمٰوَاتِ وَمَا فِي الْاَرْضِۜ يَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُ وَيُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ۟

OKUNUŞU: Veli(A)llâhi mâ fî-ssemâvâti vemâ fî-l-ard(i)(c) yaġfiru limen yeşâu veyu’ażżibu men yeşâ(u)(c) va(A)llâhu ġafûrun rahîm(un).

ÖZ BAKIŞ: Kesinlikle Allah’ındır göklerdeki ve yerdeki her bir şey. Bağışlanması için çaba harcayan kullarını bağışlar. Azabın yolunu tercih edenleri de azaba duçar eder. Muhakkak ki Allah; bağışlanma yolunu tutan kulları için, rahmet ederek onların sonsuz yaşamda mutlu olmaları için günahlarını bağışlar.

KONU BURADA BİTTİ…

ÂL-İ İMRÂN 130. AYET
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَأْكُلُوا الرِّبٰٓوا اَضْعَافًا مُضَاعَفَةًۖ وَاتَّقُوا اللّٰهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَۚ

OKUNUŞU: Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ te/kulû-rribâ ad’âfen mudâ’afe(ten)(s) vettekû(A)llâhe le’allekum tuflihûn(e).

ÖZ BAKIŞ: Ey o kimseler ki iman etmişler; kat kat arttırarak riba yemeyin. Yani yaptığınız ticaretinizde, oluşacak alacak işlemlerinizde, mutlak değeri olan bedelin üzerine ekstradan kat kat değerler bindirerek alacaklınızdan tahsil etmeyiniz. Veya borç olarak verdiğiniz paranın mutlak değerinin üzerine, ekstradan kat kat değerler bindirerek tahsil etmeyin. Allah’ın size koymuş olduğu kurallara kesinkes uyun ki kurtuluş ümidiniz olsun.

ÂL-İ İMRÂN 131. AYET
وَاتَّقُوا النَّارَ الَّت۪ٓي اُعِدَّتْ لِلْكَافِر۪ينَۚ

OKUNUŞU: Vettekû-nnâra-lletî u’iddet lilkâfirîn(e).

ÖZ BAKIŞ: Kâfirler için hazırlamış olduğumuz ateşten korunun. Yani ey o kimseler ki iman etmişler; biz ateşi kâfirler için hazırladık. Lakin siz, eğer koyduğum yasalara uymazsanız o ateş sizi de yakar.

ÂL-İ İMRÂN 132. AYET
وَاَط۪يعُوا اللّٰهَ وَالرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَۚ

OKUNUŞU: Veatî’û(A)llâhe ve-rrasûle le’allekum turhamûn(e).

ÖZ BAKIŞ: Ey o kimseler ki iman etmişler; Allah’a itaat edin ve Allah’ın resulüne itaat edin. Eğer ki Allah’a ve resulüne itaat edip gerekli olan amellere riayet ederek çizmiş olduğu sınırlara dikkat ederseniz, işte o zaman umulur ki size rahmet edile…

ÂL-İ İMRÂN 133. AYET
وَسَارِعُٓوا اِلٰى مَغْفِرَةٍ مِنْ رَبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا السَّمٰوَاتُ وَالْاَرْضُۙ اُعِدَّتْ لِلْمُتَّق۪ينَۙ

OKUNUŞU: Vesâri’û ilâ maġfiratin min rabbikum vecennetin ‘arduhâ-ssemâvâtu vel-ardu u’iddet lilmuttekîn(e).

ÖZ BAKIŞ: Rabbinizden bir mağfirete ermek için iyilik yönünde amellerde bulunmak için hızlanın. Hem de “korunması gerekli olan helal-haram sınırlarına riayet edenler için” söz verilen, genişliği yer ile gökler arası kadar geniş olan cennete kavuşmak için yaptığınız çabada hızlanın.

ÂL-İ İMRÂN 134. AYET
اَلَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ فِي السَّرَّٓاءِ وَالضَّرَّٓاءِ وَالْكَاظِم۪ينَ الْغَيْظَ وَالْعَاف۪ينَ عَنِ النَّاسِۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَۚ

OKUNUŞU: Elleżîne yunfikûne fî-sserrâ-i ve-ddarrâ-i velkâzimîne-lġayza vel’âfîne ‘ani-nnâs(i)(k) va(A)llâhu yuhibbu-lmuhsinîn(e).

ÖZ BAKIŞ: Korunması gerekli olan helal-haram sınırlarına riayet edenler, o kimselerdir ki; genişlikte de darlıkta da infak ederler. Hem o kimseler, öfkelerini yutarak karşı tarafı rencide etmezler. Hem de onlar, insanların hatalarını görmezden gelerek affederler. Kesinlikle Allah; ihsanda bulunanları, yani Allah’ı görüyormuşçasına amellerde bulunup Allah’ın kullarına O’nun yaptığı gibi karşılıksız olarak iyiliklerde bulunanları sever.

ÂL-İ İMRÂN 135. AYET
وَالَّذ۪ينَ اِذَا فَعَلُوا فَاحِشَةً اَوْ ظَلَمُٓوا اَنْفُسَهُمْ ذَكَرُوا اللّٰهَ فَاسْتَغْفَرُوا لِذُنُوبِهِمْۖ وَمَنْ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ اِلَّا اللّٰهُۖ وَلَمْ يُصِرُّوا عَلٰى مَا فَعَلُوا وَهُمْ يَعْلَمُونَ

OKUNUŞU: Velleżîne iżâ fe’alû fâhişeten ev zalemû enfusehum żekerû(A)llâhe festaġferû liżunûbihim vemen yaġfiru-żżunûbe illa(A)llâhu velem yusirrû ‘alâ mâ fe’alû vehum ya’lemûn(e).

ÖZ BAKIŞ: Hem de korunması gerekli olan helal-haram sınırlarına riayet edenler, o kimselerdir ki; bir hayâsızlık işlediklerinde veya nefislerini dünyevî karanlıklar içinde bırakacak bir fiil işlediklerinde… Hemen akabinde Allah’ı hatırlarına getirip işledikleri günahlarından ötürü bağışlanma dilerler. Allah yanı sıra kim vardır ki günahları bağışlasın? İşte onlar; bile bile işledikleri menfî olan fiillerde ısrar etmezler.

ÂL-İ İMRÂN 136. AYET
اُو۬لٰٓئِكَ جَزَٓاؤُ۬هُمْ مَغْفِرَةٌ مِنْ رَبِّهِمْ وَجَنَّاتٌ تَجْر۪ي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِد۪ينَ ف۪يهَاۜ وَنِعْمَ اَجْرُ الْعَامِل۪ينَۜ

OKUNUŞU: Ulâ-ike cezâuhum maġfiratun min rabbihim vecennâtun tecrî min tahtihâ-l-enhâru ḣâlidîne fîhâ(c) veni’me ecru-l’âmilîn(e).

ÖZ BAKIŞ: İşte korunması gerekli olan helal-haram sınırlarına riayet edenler, o kimselerin alacakları karşılık; Rablerinin kendilerini bağışlamaları şeklinde tecelli edecektir. Ve ulaşacakları karşılık; altlarından nehirlerin akacağı cennetler olacaktır ki, içinde ebedî olarak kalacaklardır. Kendilerine bildirildiği gibi amel edenler için bu ne güzel bir karşılıktır.

ÂL-İ İMRÂN 137. AYET
قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِكُمْ سُنَنٌۙ فَس۪يرُوا فِي الْاَرْضِ فَانْظُرُوا كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّب۪ينَ

OKUNUŞU: Kad ḣalet min kablikum sunenun fesîrû fî-l-ardi fenzurû keyfe kâne ‘âkibetu-lmukeżżibîn(e).

ÖZ BAKIŞ: Kesinlikle sizden önce yeryüzünde yaşatan insanlar hakkında da; sünnetimiz, yani yaratım fıtratının gerekleri ne ise, işte onlar uygulandı. Yeryüzünde dolaşın… Göreceksiniz ki; yaratım fıtratını yalanlayıp aksini yaşamlarında uygulayanların uğradıkları akıbeti göreceksiniz.

ÂL-İ İMRÂN 138. AYET
هٰذَا بَيَانٌ لِلنَّاسِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِلْمُتَّق۪ينَ

OKUNUŞU: Hâżâ beyânun linnâsi vehuden vemev’izatun lilmuttekîn(e).

ÖZ BAKIŞ: Ayetlerimizi bu şekilde apaçık izah etmemiz; insanların durumun ciddiyetini fark ederek hidayete sarılmaları ve öğüt alarak kendileri için çizilen sınıra dikkat ederek; fıtratlarını bozacak amellerde bulunmamaları içindir.

ÂL-İ İMRÂN 139. AYET
وَلَا تَهِنُوا وَلَا تَحْزَنُوا وَاَنْتُمُ الْاَعْلَوْنَ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ

OKUNUŞU: Velâ tehinû velâ tahzenû veentumu-l-a’levne in kuntum mu/minîn(e).

ÖZ BAKIŞ: Allah’ın yaratım fıtratıyla eş değer olarak fiillerde bulunmada sakın ha gevşeklik göstermeyin. Ayrıca size riayet etmeniz için bir sınır çizildi diye de sakın ha mahzun olmayın. Eğer ki iman edip sünnetime, yani yaratım fıtratıma uygun olarak amellerde bulunursanız; işte o zaman biliniz ki siz en yüksek olan yerdesiniz.

ÂL-İ İMRÂN 140. AYET
اِنْ يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ الْقَوْمَ قَرْحٌ مِثْلُهُۜ وَتِلْكَ الْاَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ النَّاسِۚ وَلِيَعْلَمَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَيَتَّخِذَ مِنْكُمْ شُهَدَٓاءَۜ وَاللّٰهُ لَا يُحِبُّ الظَّالِم۪ينَۙ

OKUNUŞU: İn yemseskum karhun fekad messe-lkavme karhun miśluh(u)(c) vetilke-l-eyyâmu nudâviluhâ beyne-nnâsi veliya’lema(A)llâhu-lleżîne âmenû veyetteḣiże minkum şuhedâ(e)(k) va(A)llâhu lâ yuhibbu-zzâlimîn(e).

ÖZ BAKIŞ: Eğer ki size bir yara dokunmuşsa, muhakkak ki o size yara dokunduran topluluğa da; size dokunan yaranın misli dokunmuştu. Üstünlük galebesi öyle bir galebedir ki; sünnetime uygun harekette bulunulduğunda, yani yaratım fıtratının ortaya konulması için gerekli olan yapılanmayla kuşanıldığında, kim olduklarına bakılmaksızın; üstünlük günlerini insanların arasında döndürüp dururuz. Bu şekilde davranışların sergilenmesinin ortaya konulması; Allah’ın iman edenleri belirlemesi ve sizlerin de iman edenlerin imanlarına şahitlik etmeniz içindir. Muhakkak ki Allah; yaratım fıtratına uygun fiillerde bulunmayı bırakıp da nefsi emarenin karanlıkları içinde kalanları sevmez.

ÂL-İ İMRÂN 141. AYET
وَلِيُمَحِّصَ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَيَمْحَقَ الْكَافِر۪ينَ

OKUNUŞU: Veliyumehhisa(A)llâhu-lleżîne âmenû veyemhaka-lkâfirîn(e).

ÖZ BAKIŞ: Yaratım fıtratının ortaya konulması için gerekli olan yapılanmayla kuşanıldığında, kim olduklarına bakılmaksızın; üstünlük günlerini insanların arasında döndürüp durmamız; iman edenleri, yani yaratım fıtratına uygun olarak hareket edenleri temizlemek ve kâfir olanları, yani mutlak olarak gerçek olan hakikatleri inkâr edenleri de mahvetmesi içindir.

ÂL-İ İMRÂN 142. AYET
اَمْ حَسِبْتُمْ اَنْ تَدْخُلُوا الْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ اللّٰهُ الَّذ۪ينَ جَاهَدُوا مِنْكُمْ وَيَعْلَمَ الصَّابِر۪ينَ

OKUNUŞU: Em hasibtum en tedḣulû-lcennete velemmâ ya’lemi(A)llâhu-lleżîne câhedû minkum veya’leme-ssâbirîn(e).

ÖZ BAKIŞ: Yoksa siz; Allah’ın, yaratım fıtratı üzeri cehdederek, öylece gerekli olan amellerde bulunup bu hâl üzere sabredenleri insanların arasından belirleyip ayırt etmeden, cennete gireceğinizi mi sandınız?

ÂL-İ İMRÂN 143. AYET
وَلَقَدْ كُنْتُمْ تَمَنَّوْنَ الْمَوْتَ مِنْ قَبْلِ اَنْ تَلْقَوْهُۖ فَقَدْ رَاَيْتُمُوهُ وَاَنْتُمْ تَنْظُرُونَ۟

OKUNUŞU: Velekad kuntum temennevne-lmevte min kabli en telkavhu fekad raeytumûhu veentum tenzurûn(e).

ÖZ BAKIŞ: Muhakkak ki siz; cehd ve cehdte sabır göstermeden önce, cennetteki nimetlerin güzelliğini duyduğunuz için ölümü arzu ediyordunuz ki o nimetlere kavuşasınız. Oysaki tüm iman ettiğiniz hâletler ile işte sınavdasınız ve birebir karşı karşıya kalarak görüyorsunuz. Sevdasını çektiğiniz nimetlere kavuşmak için de gerekli olan fiillere bakıp duruyorsunuz. Haydi; nefsinizin sizi geri bırakmasını terk ederek ne ile emir edilmişseniz, öylece davranıp ebedî nimetlerle buluşun.

KONU BURADA BİTTİ…

ÂL-İ İMRÂN 144. AYET
وَمَا مُحَمَّدٌ اِلَّا رَسُولٌۚ قَدْ خَلَتْ مِنْ قَبْلِهِ الرُّسُلُۜ اَفَا۬ئِنْ مَاتَ اَوْ قُتِلَ انْقَلَبْتُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْۜ وَمَنْ يَنْقَلِبْ عَلٰى عَقِبَيْهِ فَلَنْ يَضُرَّ اللّٰهَ شَيْـًٔاۜ وَسَيَجْزِي اللّٰهُ الشَّاكِر۪ينَ

OKUNUŞU: Vemâ muhammedun illâ rasûlun kad ḣalet min kablihi-rrusul(u)(c) efe-in mâte ev kutile-nkalebtum ‘alâ a’kâbikum(c) vemen yenkalib ‘alâ ‘akibeyhi felen yedurra(A)llâhe şey-â(en)(k) veseyeczi(A)llâhu-şşâkirîn(e).

ÖZ BAKIŞ: Muhammed’in resul olmanın dışında başka da bir görevi yok. Kesinlikle ondan önce de resuller gelip geçmiştir. Eğer şimdi Muhammed ölürse veya öldürülürse, topuklarınız üzerinde gerisingeriye mi döneceksiniz? Kim ki topukları üzere gerisin geri dönüp Allah’ın yarattığı fıtrat yaşamını terk ederse, Allah’a hiçbir zarar veremez. Muhakkak ki her kim; resulüm olan Muhammed’in gösterdiği yol üzere yaşayıp her bir hâlinin şükrünü ederek yaşarsa; işte Allah, onları mükâfatlandıracaktır.

ÂL-İ İMRÂN 145. AYET
وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ اَنْ تَمُوتَ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ كِتَابًا مُؤَجَّلًاۜ وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الدُّنْيَا نُؤْتِه۪ مِنْهَاۚ وَمَنْ يُرِدْ ثَوَابَ الْاٰخِرَةِ نُؤْتِه۪ مِنْهَاۜ وَسَنَجْزِي الشَّاكِر۪ينَ

OKUNUŞU: Vemâ kâne linefsin en temûte illâ bi-iżni(A)llâhi kitâben mu-eccelâ(en)(k) vemen yurid śevâbe-ddunyâ nu/tihi minhâ vemen yurid śevâbe-l-âḣirati nu/tihi minhâ(c) veseneczî-şşâkirîn(e).

ÖZ BAKIŞ: Allah’ın izni olmadan hiçbir nefis için ölüm olamaz. O da belirli bir süre olarak yazılmıştır. Kim ki dünyevî menfaati dilerse, ona bunu dünyadan veririz. Kim de ölümden sonraki süreç için menfaat dilerse, ona da ondan veririz. Kesinlikle her kim ki; resulüm olan Muhammed’in gösterdiği yol üzere yaşayıp her bir hâlinin şükrünü ederek yaşarsa, işte onları mükâfatlandıracağız.

ÂL-İ İMRÂN 146. AYET
وَكَاَيِّنْ مِنْ نَبِيٍّ قَاتَلَۙ مَعَهُ رِبِّيُّونَ كَث۪يرٌۚ فَمَا وَهَنُوا لِمَٓا اَصَابَهُمْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَمَا ضَعُفُوا وَمَا اسْتَكَانُواۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الصَّابِر۪ينَ

OKUNUŞU: Vekeeyyin min nebiyyin kâtele me’ahu ribbiyyûne keśîrun femâ vehenû limâ esâbehum fî sebîli(A)llâhi vemâ da’ufû vemâ-stekânû(k) va(A)llâhu yuhibbu-ssâbirîn(e).

ÖZ BAKIŞ: Gelip geçen nice nice “nebi”lerle birlikte, kendisini Rabbine adayan birçok kişi küfre karşı savaştılar. Allah yolunda başlarına gelen musibetlere karşı yılmadılar. Hem zayıflık da göstermediler. Hem de küffara boyun da eğmediler. Kesinlikle Allah, mücadelesinde sabreden kişileri sever.

ÂL-İ İMRÂN 147. AYET
وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ اِلَّٓا اَنْ قَالُوا رَبَّنَا اغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَاِسْرَافَنَا ف۪ٓي اَمْرِنَا وَثَبِّتْ اَقْدَامَنَا وَانْصُرْنَا عَلَى الْقَوْمِ الْكَافِر۪ينَ

OKUNUŞU: Vemâ kâne kavlehum illâ en kâlû rabbenâ-ġfir lenâ żunûbenâ ve-isrâfenâ fî emrinâ veśebbit akdâmenâ vensurnâ ‘alâ-lkavmi-lkâfirîn(e).

ÖZ BAKIŞ: O kendisini Rabbine adayanların sözleri sadece şöyleydi; diyorlardı ki: “Rabbimiz! Günahlarımızı bize bağışla, işlerimizde yaptığımız haddi aşmaları da bağışla, ayaklarımızı mücadelemizde sabit kıl ve kâfir olan topluluğa karşı bizlere yardım eyle.”

ÂL-İ İMRÂN 148. AYET
فَاٰتٰيهُمُ اللّٰهُ ثَوَابَ الدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ الْاٰخِرَةِۜ وَاللّٰهُ يُحِبُّ الْمُحْسِن۪ينَ۟

OKUNUŞU: Feâtâhumu(A)llâhu śevâbe-ddunyâ vehusne śevâbi-l-âḣira(ti)(k) va(A)llâhu yuhibbu-lmuhsinîn(e).

ÖZ BAKIŞ: İşte kendisini Rabbine adayanlara Allah, hem bu dünyada amellerine karşılık olarak en güzel şekilde karşılık verdi, hem de onlar ahirette de en güzel şekilde amellerinin karşılığını verecektir. Kesinlikle Allah, karşılıksız bir şekilde iyiliklerde bulunanları sever.

KONU BURADA BİTTİ…

ÂL-İ İMRÂN 149. AYET
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنْ تُط۪يعُوا الَّذ۪ينَ كَفَرُوا يَرُدُّوكُمْ عَلٰٓى اَعْقَابِكُمْ فَتَنْقَلِبُوا خَاسِر۪ينَ

OKUNUŞU: Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû in tutî’û-lleżîne keferû yeruddûkum ‘alâ a’kâbikum fetenkalibû ḣâsirîn(e).

ÖZ BAKIŞ: Ey o kimseler ki iman etmişler; eğer ki kâfirlere itaat ederseniz, sizi geriye döndürerek tekrar küfre dönmenizi sağlarlar. Öylece sizler, imandan uzaklaşıp eskiden olduğu gibi; tekrar küfre rücu ederek zarar edenlere dönüşürsünüz.

ÂL-İ İMRÂN 150. AYET
بَلِ اللّٰهُ مَوْلٰيكُمْۚ وَهُوَ خَيْرُ النَّاصِر۪ينَ

OKUNUŞU: Beli(A)llâhu mevlâkum(s) vehuve ḣayru-nnâsirîn(e).

ÖZ BAKIŞ: Güçlü gördüğünüz kâfirler sizin koruyucularınız olamaz; bilakis sizin koruyucunuz Allah’tır. Kesinlikle Allah, en hayırlı olan yardımcıdır.

ÂL-İ İMRÂN 151. AYET
سَنُلْق۪ي ف۪ي قُلُوبِ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا الرُّعْبَ بِمَٓا اَشْرَكُوا بِاللّٰهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِه۪ سُلْطَانًاۚ وَمَأْوٰيهُمُ النَّارُۜ وَبِئْسَ مَثْوَى الظَّالِم۪ينَ

OKUNUŞU: Senulkî fî kulûbi-lleżîne keferû-rru’be bimâ eşrakû bi(A)llâhi mâ lem yunezzil bihi sultânâ(en)(s) veme/vâhumu-nnâr(u)(c) vebi/se meśvâ-zzâlimîn(e).

ÖZ BAKIŞ: Şirklerinde, yani Allah’a ortak ettikleri şeyler hakkında; ellerinde hiçbir delilleri olmadığı hâlde, Allah’a ortak koşmalarından dolayı; kâfir olanların kalbine mutlak bir korku salacağız. Onların gidecekleri yerleri ateştir. Zalimlerin varacağı yer ne kötü bir yerdir.

ÂL-İ İMRÂN 152. AYET
وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ اللّٰهُ وَعْدَهُٓ اِذْ تَحُسُّونَهُمْ بِاِذْنِه۪ۚ حَتّٰٓى اِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ وَعَصَيْتُمْ مِنْ بَعْدِ مَٓا اَرٰيكُمْ مَا تُحِبُّونَۜ مِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الدُّنْيَا وَمِنْكُمْ مَنْ يُر۪يدُ الْاٰخِرَةَۚ ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْۚ وَلَقَدْ عَفَا عَنْكُمْۜ وَاللّٰهُ ذُو فَضْلٍ عَلَى الْمُؤْمِن۪ينَ

OKUNUŞU: Velekad sadekakumu(A)llâhu va’dehu iż tehussûnehum bi-iżnih(i)(s) hattâ iżâ feşiltum vetenâza’tum fî-l-emri ve’asaytum min ba’di mâ erâkum mâ tuhibbûn(e)(c) minkum men yurîdu-ddunyâ veminkum men yurîdu-l-âḣira(te)(c) śümme sarafekum ‘anhum liyebteliyekum(s) velekad ‘afâ ‘ankum(k) va(A)llâhu żû fadlin ‘alâ-lmu/minîn(e).

ÖZ BAKIŞ: Kesinlikle Allah size olan sözünü doğruladı ki; öylece siz, Allah’ın izni ile iman etmeyenlere karşı üstünlüğünüzü hissettirdiniz. Bu üstünlüğünüz; gevşeklik edip ve ayrıca verilen emirde kalmayarak aranızda mücadele ettiğinizden, hem sevdiğiniz size gösterildiğinde günah işlediğinizden; işte bu durumda iken, sizden bir kısım dünyayı irade ediyordu ve sizden bir kısım da ahireti irade ediyordu… Bunun üzerine Allah, sizi denemek için; sizin onların üzerine yaptığınız üstünlüğünüzü geri çevirdi.

ÂL-İ İMRÂN 153. AYET
اِذْ تُصْعِدُونَ وَلَا تَلْوُ۫نَ عَلٰٓى اَحَدٍ وَالرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ ف۪ٓي اُخْرٰيكُمْ فَاَثَابَكُمْ غَمًّا بِغَمٍّ لِكَيْلَا تَحْزَنُوا عَلٰى مَا فَاتَكُمْ وَلَا مَٓا اَصَابَكُمْۜ وَاللّٰهُ خَب۪يرٌ بِمَا تَعْمَلُونَ

OKUNUŞU: İż tus’idûne velâ telvûne ‘alâ ehadin ve-rrasûlu yed’ûkum fî uḣrâkum feeśâbekum ġammen biġammin likey lâ tahzenû ‘alâ mâ fâtekum velâ mâ esâbekum(k) va(A)llâhu ḣabîrun bimâ ta’melûn(e).

ÖZ BAKIŞ: Ne zaman ki Allah sizi denemek için onların üstünlüğünü sizin üzerinize geri çevirdi, işte o zaman hiçbiriniz arkasına bakmadan boyuna uzaklaşıyordunuz. Üstüne üstlük resul; sizin uzaklaşmamanız için arkanızdan size çağrıda da bulunuyordu. Bunun üzerine; başınıza gelen musibete ve elinizden çıkanlara üzülmeyesiniz diye size gam içinde gam isabet etti. Kesinlikle Allah, işlediğiniz amellerin bizzat yaratıcısı olarak; tüm işlediklerinizden haberdardır.

ÂL-İ İMRÂN 154. AYET
ثُمَّ اَنْزَلَ عَلَيْكُمْ مِنْ بَعْدِ الْغَمِّ اَمَنَةً نُعَاسًا يَغْشٰى طَٓائِفَةً مِنْكُمْۙ وَطَٓائِفَةٌ قَدْ اَهَمَّتْهُمْ اَنْفُسُهُمْ يَظُنُّونَ بِاللّٰهِ غَيْرَ الْحَقِّ ظَنَّ الْجَاهِلِيَّةِۜ يَقُولُونَ هَلْ لَنَا مِنَ الْاَمْرِ مِنْ شَيْءٍۜ قُلْ اِنَّ الْاَمْرَ كُلَّهُ لِلّٰهِۜ يُخْفُونَ ف۪ٓي اَنْفُسِهِمْ مَا لَا يُبْدُونَ لَكَۜ يَقُولُونَ لَوْ كَانَ لَنَا مِنَ الْاَمْرِ شَيْءٌ مَا قُتِلْنَا هٰهُنَاۜ قُلْ لَوْ كُنْتُمْ ف۪ي بُيُوتِكُمْ لَبَرَزَ الَّذ۪ينَ كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقَتْلُ اِلٰى مَضَاجِعِهِمْۚ وَلِيَبْتَلِيَ اللّٰهُ مَا ف۪ي صُدُورِكُمْ وَلِيُمَحِّصَ مَا ف۪ي قُلُوبِكُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

OKUNUŞU: Śumme enzele ‘aleykum min ba’di-lġammi emeneten nu’âsen yaġşâ tâ-ifeten minkum(s) vetâ-ifetun kad ehemmet-hum enfusuhum yazunnûne bi(A)llâhi ġayra-lhakki zanne-lcâhiliyye(ti)(s) yekûlûne hel lenâ mine-l-emri min şey/-(in)(k) kul inne-l-emra kullehu li(A)llâh(i)(k) yuḣfûne fî enfusihim mâ lâ yubdûne lek(e)(s) yekûlûne lev kâne lenâ mine-l-emri şey-un mâkutilnâ hâhunâ(k) kul lev kuntum fî buyûtikum leberaze-lleżîne kutibe ‘aleyhimu-lkatlu ilâ medâci’ihim(s) veliyebteliya(A)llâhu mâ fî sudûrikum veliyumehhisa mâ fî kulûbikum(k) va(A)llâhu ‘alîmun biżâti-ssudûr(i).

ÖZ BAKIŞ: Sonra Allah; bu gam hâlini indirdikten sonra sizden bir taifenin üzerine; kendilerini bürüyen bir uyuklama hâli ile güven veren bir hâl indirdi. Ve sizden bir taife de nefislerinin derdine düşerek kaygı içinde kalmışlardı. Allah’ın kendileri hakkındaki düşüncelerinde; hakkın dışında kalarak, cahiliye zamanlarındaki gibi bir zan ile yaklaşıyorlardı. Diyorlardı ki: “Bu emirden bize katkı sunan bir şey mi var?” Onlara de ki: “Tüm emirler komple Allah’a aittir.” Onlar sana açıklayamadıklarını kendi nefislerinde gizliyorlardı. Kendi kendilerine diyorlardı ki: “Eğer bu bize verilen emirde elimize geçecek bir şey olsaydı, işte burada öldürülmezdik.” Onlara de ki: “Eğer evlerinizin içinde ve yattığınız yerde dahi olsaydınız, o sizin üzerinize yazılmış olan öldürülme; mutlaka sizi boylayacaktı.” İşte bu durum, Allah’ın sizin göğsünüzün içindeki ile sizi sınaması ve kalplerinizin içindekinin açığa çıkması içindir. Kesinlikle Allah; göğüslerinizin içindekilerinin ne olduğunu bizzat yaratıcısı olarak bilicidir.

ÂL-İ İMRÂN 155. AYET
اِنَّ الَّذ۪ينَ تَوَلَّوْا مِنْكُمْ يَوْمَ الْتَقَى الْجَمْعَانِۙ اِنَّمَا اسْتَزَلَّهُمُ الشَّيْطَانُ بِبَعْضِ مَا كَسَبُواۚ وَلَقَدْ عَفَا اللّٰهُ عَنْهُمْۜ اِنَّ اللّٰهُ غَفُورٌ حَل۪يمٌ۟

OKUNUŞU: İnne-lleżîne tevellev minkum yevme-ltekâ-lcem’âni innemâ-stezellehumu-şşeytânu biba’di mâ kesebû(s) velekad ‘afa(A)llâhu ‘anhum(c) inna(A)llâhe ġafûrun halîm(un).

ÖZ BAKIŞ: Kesinlikle iki topluluğun karşılaştığı gün, size yüzünü çevirip giden kimseleri; şüphesiz ki şeytan, onların ele geçirecekleri bazı şeyler ile ayaklarını kaydırmak istemişti. Ama elbette ki Allah; onları affetti. Kesinlikle Allah, kullarına karşı yumuşak davranarak ve onların kusurlarını görmemezlikten gelerek bağışlar.

KONU BURADA BİTTİ…

ÂL-İ İMRÂN 156. AYET

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا لَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا وَقَالُوا لِاِخْوَانِهِمْ اِذَا ضَرَبُوا فِي الْاَرْضِ اَوْ كَانُوا غُزًّى لَوْ كَانُوا عِنْدَنَا مَا مَاتُوا وَمَا قُتِلُواۚ لِيَجْعَلَ اللّٰهُ ذٰلِكَ حَسْرَةً ف۪ي قُلُوبِهِمْۜ وَاللّٰهُ يُحْي۪ وَيُم۪يتُۜ وَاللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرٌ

OKUNUŞU:Yâ eyyuhâ-lleżîne âmenû lâ tekûnû kelleżîne keferû ve kâlû li-iḣvânihim iżâ darabû fî-l-ardi ev kânû ġuzzen lev kânû ‘indenâ mâ mâtû vemâ kutilû liyec’ala(A)llâhu żâlike hasraten fî kulûbihim(k) va(A)llâhu yuhyî veyumît(u)(k) va(A)llâhu bimâ ta’melûne basîr(un)

ÖZ BAKIŞ: Ey nazil olan ilahi vahye iman eden kişiler; Allah’ın vahyini inkâr edenler gibi olmayın. Ki onlar; ne zaman ki, “bir şeyler üretmek için yeryüzünde çabalarken” veya “düşman saldırılarını önlemek için sefere çıkarlarken” ölenler için; kardeşilerine derler ki, eğer yanımızda kalsalardı ve çabalamak için çıkmasalardı ölmezlerdi veya öldürülmezlerdi. İman etmediklerinden ötürü, Allah bu düşüncelerle kalplerine bir hasret koyar. Oysaki yaşatan ve öldüren Allah’tır. Muhakkak ki Allah, her bir amelinizin bizzat yaratıcısı olarak görendir.