Kişi diyelim ki bu manaları kendinde “açamadı”… Peki Allah’ı vekil tutsa yine de olur mu? Olur. Çünkü mesele, “açtım-açamadım” diye zihnin kurduğu bir hesap defteri değil; mesele, teslimiyetin hakikatidir. İman yolu, mana yoludur. Mana yolu da, isimlerin ve tariflerin ötesinde kalbin Allah’a yönelişidir.
“Açma veya açmama” diye konuştuğumuz şeylerin çoğu, aslında bir ütopyadır. Zira kalpteki asıl dönüşüm (inkılâp), insanın elindeki kelime mühendisliğiyle değil; iman arttıkça kendiliğinden doğan bir tecelli ile olur. Kalp ürperir, gönül incelir, dikkat keskinleşir… “Vecilet kulûbuhum” (kalpleri ürperir) sırrı, iman ilerledikçe içten içe açılır. Bunu isimlendirsen de isimlendirmesen de tecelli aynı tecellidir. (Enfâl, 8/2)
İşte bunun misali şudur: Bir tur seni bir diyara götürse, gezdirse, yedirip içirse, misafir etse… Oraların isimlerini bilmesen de zevk alırsın. İsimlerini bilsen daha dikkatle inceler, zevkin daha da keskinleşir. Bilerek yürüyenin bakışı keskindir. Bilemeden yürüyen de yürür; ama keskinliği değil, daha çok anlık hâlleri tadar ve geçer. Teşbihte hata olmasın… Mana ilminin inceliklerini bilenin zevki keskinleşir; fakat şunu unutma: Yol tektir. Hedef birdir. Ötesi berisi yoktur.
Yürüyüş yolu değişken görünür: Kimi imanla zevk edinerek yürür, kimi aşkla adanarak yürür, kimi ilimle bilenerek yürür. Lâkin hedef değişmez: Likaullah… Bu yüzden, yolun rengi başka başka olsa da, istikametin özü aynıdır: Allah’a doğru yürümek.
Burada bir yanlış anlaşılma da şuradan doğar: “Tahkikî iman-taklidî iman” diye konuşulur. Hâlbuki iman, özde tektir; iman “inanmaktır.” Tahkik ve taklit daha çok İslam’ın amele bürünmesi tarafında görünür. İslam; itaat, edep, istikamet ve amel ile şekillenen bir yaşantıdır. Çoğumuz amelde taklitle başlarız: görürüz, öğreniriz, uygularız… Sonra o taklit, sadakatle ve süreklilikle tahkike dönüşür. Yani önce eller düzelir, sonra kalp ağırlaşır; kalp ağırlaştıkça da ellerin istikameti derinleşir.
Fakat amelden soyutlanan bir hâl var ki… O hâlde insanın bütün bilgisi musavvireye (hayal gücüne) yaslanan bir zevklenmeye dönüşür; ölüm ötesinde bir faydası mevzubahis olmaz. İşte bu yüzden Hucurât’ta çok keskin bir ikaz vardır: “Bedevîler ‘İman ettik’ derler. De ki: ‘Siz iman etmediniz; fakat “İslam olduk” deyin. Çünkü iman henüz kalplerinize girmiş değildir. Eğer Allah’a ve Resulüne itaat ederseniz, O amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Şüphesiz Allah çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.’” (Hucurât, 49/14)
Bu ayetin gösterdiği şudur: Dıştan başlayan bir İslam hâli vardır; fakat iman kalbe girince, artık mesele lafız değil, hakikattir. Ve tam itaatle Allah’a ve Resulüne bağlananlar-imanın derunî zevkini her an hissetmeseler bile-kurtuluşa ereceklerdir. Çünkü kurtuluş, “ben ne kadar hissettim” hesabından önce abudiyetin (kulluk hâlinin) istikametidir.
Kalbinde zerre kadar şüphe beslemeden teslim olmak… İşte İslam budur. Bazısı der ki: “Müslim ile mümin aynı şeydir.” Aslında aynı değildir. Müminin taklidi olmaz; ama Müslim’in taklidi olur. Hedef, mümin olmaktır; fakat Müslim olan da kurtulur. Zaten “Müslüman” da “Müslim” kelimesinden gelir.
Müminde ise artık bütünleşme olmuştur. Hissiyat derinleşmiş, amelden zevk almaya başlamıştır. Artık ayrım bitmiş ve vahdette buluşmuştur. Onun için ayette der ki: “Müminler ancak kardeştirler. Öyleyse iki kardeşinizin arasını düzeltin. Allah’a itaatsizlikten sakının ki rahmetine mazhar olasınız.” (Hucurât, 49/10)
Aynı ruha kavuşanlar kardeş olur. Düşünsene; Müslüman, ama Müslüman kardeşine karşı hileye başvurabiliyor… Demek ki gönlüne o zevk hâli inmemiş. Mana dünyasında iman zevkine erenler ise artık birbirleriyle bütünleşir. Bunlar derinlikli hâllerdir. İfrat ve tefrite girmeden tefekkür edersen, sana bu konu açılır; yoksa “neden, neden, neden” diye uzayıp giden sorularla kendini oyalayıp gidersin.
İşte bütün çabamız burada toplanır: İmanın derunî hazzına ermek; bilgiyle keskinleşirken amelle kök salmak; nihayetinde gönülden Hakk’a teslim olmaktır. Çünkü mana yolu iman yoludur; iman yolu da, en sonunda insanı kelimelerin bittiği yerde teslimiyetin konuştuğu hakikate götürür.