İnsan sadece et ve kemikten ibaret değildir; onun içinde nice latîfeler (ince manevî merkezler) vardır ve her biri ayrı bir idrak kapısıdır. Sadr göğsün tümüne denir; dışa açılan ilk menzil, benliğin ilk tecelli mahallidir. Kalp ise sol göğsün altında yer alan, ilahî nazarın yöneldiği merkezdir. Fuad, kalbin düşünme ve idrak etme yetisidir; gelen manayı tartan, hissi bilgiye dönüştüren ince bir şuur mahallidir.
Kalpteki lüb ise süveyda noktasının da içinde yer aldığı, içteki yetkin sezgiyi dışa baktıran gönül hanesini temsil eder. Görüntüyü, manayı ve hakikati dışa doğru projekte eden bu lüb denilen mahaldir. İnsan dış âlemi sandığı birçok şeyi aslında içteki bu merkezlerin yansımasıyla idrak eder.
Sadr, “ben” noktasının da içinde yer aldığı ve kendisine iman tahtası denilen, kalp masajının üzerine yapıldığı göğsün alt kısmından gırtlak altına kadar olan bölgedir. Gelen tüm ilhamlar burada pişer, burada ilk şekline bürünür. Sonra nefse düşer; nefis onu kendi arzusuna göre eğip bükmek ister. Ardından akıl ve zihin devreye girer; ölçer, tartar, yorumlar. Sonra iman bunu ya destekler ya da reddeder. İşte insanın iç âlemindeki mücadele bu mertebelerde cereyan eder.
Lüb en içteki özdür; saf sezginin ve hakikatle temasın mahallidir. Fuad kalbin akıl mahallidir; manayı düşünceye çevirir. Kalp ise zaten arş manzarasıdır; ilahî tecellilerin seyredildiği aynadır. Sadr ise bu tecellilerin ilk yankı bulduğu geniş meydandır.
Bütün bu latîfeler gariban insana nasip olmuş büyük bir nimettir. İnsan bu kadar yüce donanımla yaratılmışken çoğu zaman bunun farkına varmaz. İçindeki hazineyi aramak yerine dışın gürültüsünde kaybolur.
İnsan ise zalûm ve cehûl olarak seyredip gidiyor; kendine verilen emaneti tanımadan, içindeki sırra yönelmeden ömür tüketiyor. Oysa kendini bilmek, bu katmanları tanımak, kalbin mertebelerini fark etmek insanın yaratılış gayesine açılan kapıdır.
Kalp temizlendikçe sadr genişler, sadr genişledikçe fuad berraklaşır, fuad berraklaştıkça lüb hakikati gösterir. Böylece insan dıştan içe doğru yol alır; benlikten özüme, özden hakikate yürür. Hakikat yolunda asıl seyr, insanın kendi iç âleminde gerçekleşir.
İçini tanımayan dışı anlayamaz. Kalbini bilmeyen Rabbini bilemez. Bu yüzden insanın en büyük yolculuğu kendi içine yaptığı yolculuktur.
Allah sonumuzu hayır etsin, kalbimizi nurlandırsın, sadrımızı genişletsin ve bizi kendi hakikatini bilen kullarından eylesin.