İMANDIR RABBİYLE HEMHAL EDEN

İslam, içindeki ahvala göre parçalanabilecek bir yapı değildir. İslam, her bir yönüyle İslam’dır. Şeriatı ayrı, tarikatı ayrı, hakikati ayrı görmek doğru bir yaklaşım değildir. Bunların her biri aynı hakikatin farklı merhalelerdeki tezahürüdür.

Tarikat herhangi bir zümrenin, grubun veya şahsın mümessili değildir. Tarikat, Allah’ın teslimiyetine erme yoludur. Zaten tarikat kelimesinin manası da yoldur. Yol ise insanın İslam’ı kalbinde yerleştirme, yaşama ve derinleştirme sürecidir.

Şeriat insanın zahirini (dış dünyasını) düzenlerken, tarikat kalbini terbiye eder. Hakikat, kalpte açılan ilahi sırların idrakidir. Marifetullah ise kulun Rabbini tanıma yolunda eriştiği derin şuurdur. Bu sebeple şeriat, tarikat, hakikat ve marifet birbirinden kopuk değil, birbirini tamamlayan merhalelerdir.

İman hakikati ise bu dört merhalenin tamamında faaldir. Şeriatta da iman vardır, tarikatta da iman vardır, hakikatte de iman vardır, marifette de iman vardır. Çünkü kul hangi makamda olursa olsun, Allah’a olan yönelişi ve tasdiki devam eder.

Hatta Bakara Suresi’nin son ayetlerine baktığımızda “Âmenerrasûlü” buyurulduğunu görürüz. “Peygamber, Rabbinden kendisine indirilene iman etti…” (Bakara, 2/285). Subhanallah! Kab-ı Kavseyn makamına ulaşan Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz hakkında dahi “iman etti” buyurulmaktadır.

Bu bize göstermektedir ki iman, başlangıçta elde edilip sonra geride bırakılan bir hakikat değildir. İman, yolun başında da vardır, ortasında da vardır, sonunda da vardır. Hatta yolun sonu diye gördüğümüz her menzilde, önümüzde yeni bir ufuk açılır.

Demek ki Allah’a dair sonsuz bir nazariye (bakış ve idrak ufku) vardır. Kul hangi makamda bulunursa bulunsun, o sonsuz ufuk karşısında imanını muhafaza etmek, teslimiyetini korumak ve Rabbine yönelmeye devam etmek zorundadır. Çünkü marifet arttıkça ihtiyaç bitmez; bilakis kul, Allah’ın azameti karşısında kendi aczini daha derinden idrak eder.

Bu sebeple mesele, “iman mı, tarikat mı?” meselesi değildir. Mesele, imanın kalpte kök salması, amelde görünmesi, hakikatte açılması ve marifette kemale doğru yürümesidir. Yol da O’nadır, menzil de O’nadır, varış da O’nadır. Kulun vazifesi ise her merhalede iman üzere sabit kalmak ve Rahman’ın gösterdiği istikametten ayrılmamaktır.