Sohbetler, çoğu zaman kitaplarda bulunmayan inceliklerin ortaya çıkmasına vesile olur. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurur: “Müminin kalbi Rahmân’ın iki parmağı arasındadır, dilediği gibi evirip çevirir.” Bu da dost meclislerinde doğan hakikatlerin kaynağına işaret eder.
Her insan ve cinde HARİS isimli bir meleke bulunur. Harîs, ismiyle işaret edilen bu meleke, insanda ve cinde bulunan bir yöneliş, bir dürtüdür. İnsanın içinde iyilik ve kötülüğe açılan kapılardan biridir. Kur’an’da “Nefse ve onu şekillendirene, sonra da ona fücurunu ve takvasını ilham edene andolsun ki, nefislerini arındıran kurtuluşa ermiştir.” buyrularak insandaki bu potansiyele işaret edilir.
Bu melekenin doğum yeri nefsin emmare bölmesidir. Bu emmare bölmesi ise, tüm nefis mertebelerinde kişiyle birlikte faaldir ve nefsin tezkiye derecesine göre emmare bölmesinden hulul eden bu meleke, ayrı ayrı tenezzül eder. Nefsin emmare bölmesi ile nefsi emareyi birbirine karıştırmayalım. Zira nefsin emmare bölmesi her hal va şartta nefsin “ben”liği iteklemesini ortaya koyar. Nefsi emmâre ise, insanı kötülüğe sevk eden en alt mertebedeki nefistir. Beden istilası altında kalan bilinç hali için kullanılan bir tabirdir. İşte Harîs isimli melekenin ilk ortaya çıkışı Nefsi emmâre mertebesinde olur. Yusuf Sûresi’nde Hz. Yusuf’un diliyle “Nefis daima kötülüğü emreder” buyrularak bu kişideki bu mertebe vurgulanır.
Haris melekesini harekete geçirip suretlendirerek yani kişisel bazda melekleştirerek, kişinin esma terkibinde şeytaniyet açığa çıkartır. İnsan, nefsi emmâreden gelen harislik dürtüsünü, Allah’ın kuvvet ve kudretinden ayrık bir fikri ahval ile bütünleştirici olan bir duygu haletiyle süsleyip öylece bu ahvaline teslim olursa, kişilkte şeytaniyet açığa çıkar. Bu hâl, “Şeytan onlara yaptıklarını süslü gösterdi” ayetiyle desteklenmiştir. Öylece kişi artık, kendisini müstağni görmeye başlar ve bu bakışı da çevresindekilere ilka etmeye başlar.
Ama kendisini müstağni gören nefsi emmarenin dediklerini yapmayıp, aklına gelen fikirleri Allah ve Resulüne götürdükten ve yapıp yapmama onayını aldıktan sonra uygulamaya geçerse, kişiliği oluşturan ve esma içsel esma bileşkesinde yer alan HARİS isimli meleke, kötülük cihetiyle söner. Yani insan, nefsin isteklerini tartmadan değil, Allah ve Resulü’nün ölçüsüne götürerek hareket ederse, Harîs’in şeytanî yönü sönmeye başlar. Bu teslimiyetle insanın iç dünyası aydınlanır.
Nefsi emmare bölmesi artık, tümüyle yön değiştirir. Artık Haris isimli içsel melekenin giydiği şeytaniyet melekesi soyutlanır ve yerine “hâdî” (doğru yola götüren) ve “mühdî” (hidayeti kalpte yeşerten) gibi melekeler yeşerip giydirilir.
Şeytaniyyetin tüm haykırışı HARİS isimli melekten yükselir. İnsan ve cinde şeytaniyetin asıl kaynağı, nefsin; heva ve heves ile hırslenerek beslenmesidir. Hadiste “Şeytan insanın damarlarında dolaşır” buyurularak bu içsel yönelişin kaynağına dikkat çekilir. O yüzden, olayın mahiyetini tam anlamayanlar, şeytana melek demişlerdir. Çünkü şeytaniyet melekesi ile Harîs melekesi süslenerek, kişide bir otonom oluşturar. Öylece kişi bu melekeler olarak algılandığında, şeytanın bu kaynaktan çıktığını göremeyenler onu “melek” zannetmişlerdir.
Kur’an’da “Melekler Adem’e secde ettiler; yalnız İblis secde etmedi” ayeti dahi bu hakikati bildirir. Hz. Adem’e secde etmeyen ilk varlık cindir. Secde etmeyen, cinlerden olan İblis’tir. Kur’an açıkça “İblis cinlerdendi, Rabb’inin emrinden çıktı” buyurur. Bu, İblis’in aslının cin olduğunu ve melek zannedilmesinin yanlış olduğunu gösterir. İblis’in melek zannedilmesi, melekenin melek olmadığını fark edememekten kaynaklanır.
Çünkü Hz. Âdem yaratıldığında, yeryüzünde sınırlı ve yarı özgür iradeye sahip varlıklar cinlerdi. Hz. Âdem yaratılmadan önce yeryüzünde cinler vardı. Onların yarı özgür iradesi, Harîs’in açığa çıkışına zemin hazırladı. Nitekim ayette: “Ben cinleri ve insanları ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” Buyrularak, insan ve cinlerin sahip oldukları içsel donanımın külliyetinden den vurur.
HARİS isimli meleke ilk defa, yeryüzündeki tüm cinlerin büyüğü olan EZAZİL isimli cinden açığa çıkmıştır. Ezazîl, Harîs melekesini ilk defa açığa çıkaran cindi. Sonra bu hâl tüm cinsinin de imtihan alanına dönüştü. İşte Kur’an’da “Kibrinden dolayı kâfirlerden oldu” ayeti, onun kendisini müstağni görmesinden kaynaklandığını ve büründüğü içsel hâlini açıklamaktadır.
HARİS isimli meleke, her cinde olduğu gibi her insanda da vardır. Harîs meleke, insanın ve cinin ortak sınav noktasıdır. Nas suresi son ayeti buna delildir. Bu yüzden Nas Sûresi’nde “İnsanların göğüslerine vesvese veren sinsi vesvesecinin şerrinden Rabb’ine sığınırım, o cinlerden ve insanlardandır” buyurularak bu gerçek işaret edilir.
İnsan, tüm esmaları cami bir varlıktır. HARİS isimli o melekeyi nefsi emarenin esaretinden kurtaranın şeytanı artık kendisine teslim olur. O yüzden Allah resulu Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem Efendimiz demişki; şeytanım müslüman olmuştur. Bu hadis, insanın kendi içindeki Harîs’i doğru yola sevk etmesiyle şeytanî yönün teslim olabileceğini gösterir. Kur’an’da “Kim Rabbine yönelirse, O da ona doğru yolu gösterir” ayeti de bunu destekler.