SEYRİN SONSUZLUĞU VE TÖVBE

(a”ma)lıktan geçildiğinde hakikat hemen görünür. İşte anlatımlar da (a”ma)lıktan uyandırmak içindir. Her birimiz dahi, daha üst ilim ehline göre kendi bazımızda bir çeşit (a”ma)lığımızı taşımaya devam ederiz. Çünkü insanın bildiğini zannetmesi, bilmemesinden daha büyük bir perdedir. Hakikat yolunda yürüyen kimse, her açılan kapının ardından yeni bir kapının bulunduğunu görür.

Onun için Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz günde yetmiş defa tövbe ettiğini söyler.

İşte buradaki tövbe, günahlardan feragat etme tövbesi değildir.

Aksine dereceler sonsuzdur.

Her üst dereceyi seyrettikçe, bir alttaki dereceye tövbe etmiş; seyrinin genişliğinin farkındalığıyla nazariyetini yükseltmiştir. Dün hakikat sandığı şeyin, bugün daha geniş bir hakikatin gölgesi olduğunu müşahede etmiştir. Böylece her yükseliş, bir önceki durakta kalmamaya; her yeni açılım, bir önceki anlayışa bağlı kalmamaya vesile olmuştur.

Yani kendisine sınır çizmemiştir. Çünkü hakikat yolculuğu, ulaşıldığını zannetmekle değil, sürekli açılmakla devam eder. Bu sebeple “Oku!” emrini taşıyan “İkra’ bismi Rabbikellezî halak” ayetiyle hemhal olmuş, okumanın sadece harfleri değil, varlığı, nefsi, hadiseleri ve Rabb’inin tecellilerini okumak olduğunu yaşamıştır. Böylece Fâtiha Sûresi’nin seyrini de hayatında müşahede etmiştir.

Zira Fâtiha, kulun her an yeniden başlamasının, her an yeniden hidayet talep etmesinin ve her an daha geniş bir idrake yönelmesinin remzidir. “Bizi dosdoğru yola ilet” duası, yolu bilmeyenin değil; yolun sonsuzluğunu görenin duasıdır. Çünkü hakikate eren değil, hakikatte sürekli derinleşen vardır. Her tecelli yeni bir ufuk, her ufuk yeni bir marifet, her marifet ise daha önce fark edilmeyen bir perdeden uyanıştır.

İşte seyr u sülûkün (manevî yolculuğun) inceliği de budur: Son sandığın yer başlangıç, vardım dediğin makam yeni bir yolun eşiğidir. Kul, kendisini değil Rabb’inin sonsuzluğunu seyrettikçe tevazuu artar; tevazuu arttıkça idraki genişler; idraki genişledikçe de tövbesi derinleşir. Böylece tövbe, yalnızca hatadan dönüş değil, sınırlı bakıştan sınırsız ufuklara yöneliş hâline gelir.