KOLEKTİF ÜMMET BİLİNCİ OLAN İLAHİ VUSLAT

El Vedud esma tecellisinin iki kişi veya çok kişi arasında ortaya çıkmasına vuslat denir. Yani vuslat, iki kişinin veya çok kişinin birbirlerini karşılıklı sevip ve birbirinden herhangi bir karşılık beklemeden sırf ve som bir eda ile biribirlerini sevmelerine denir. Ve burada zaman ve mekân dahi sözkonusu değildir. Zira vuslat kavramı sadece bedensel bir yakınlığı değil, derin ve içsel bir muhabbete işaret eder. Bu da ancak aynı düşünce planıyla bütünleşen kişiler arasında zuhur eder.

İşte bu gerçeğe binaen Kur’an’da “Müminler ancak kardeştirler” buyrularak gerçek sevginin aynı ameli işleyenler arasında değil de aynı şekilde inananlar arasında oluştuğunu, yani iman bağı ile oluştuğu bildirilmiştir. Zira işlenen aynı fiilde birinde has bir bakış sözkonusu olabilirken, diğerinin ameline riya karışabilir. Ama imana asla riya karışmaz. Zira iman kalptedir ve kişi ile rabbi arasındadır.

Vuslat dediğimizde, ilk akla gelen maddi olanıdır. İnsan zihni çoğunlukla maddeye odaklandığı için, vuslatı da sadece bedensel yönüyle algılar. Çünkü aklımız hep madde ile yoğrulduğu için sadece maddi olanı gözümüzde canlanır. Sadece maddeye yönelmiş akıl, hakikati kavrayamaz. Kur’an’da “Onlar dünya hayatının görünen yüzünü bilirler, ahiretten ise gafildirler.” buyrularak bu eksiklik açıklanır.

Maddi olan vuslat, madde tükenince biter ve hatta nefrete dönüşür. Maddi vuslatta esas; bedensel dürtülerdir. Maddeye dayalı alış veriş tükenince, onun yerine nefret doğmaya başlar. Bazısı için de vuslat, mal mülktür. Onlar için sevgi, mal ve mülk etrafında şekillenir. Bu ise kalıcı değildir. Oysaki Kur’an’da: “Mallarınız ve evlatlarınız ancak bir imtihandır.” Buyrulmuştur.

Esas vuslat manevi olanıdır. Gerçek vuslat ise, ruhların ve kalplerin Allah için birleşmesidir. Buna binaen de Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Allah için birbirini sevenler Arş’ın gölgesinde gölgelenecektir.” buyrulmuştur. Manevi sevgi hiç bitmez ve gittikçe artar ve artarak da devam eder. Bu gerçek Kur’an’da “Allah iman edenlerin sevgisini artırır.” buyrulmuştur.

Manevi vuslatta cinsiyet ve tür de önemli değildir. Zira ruhların muhabbetinde cinsiyet yoktur. İlahi vuslat, iki kişi arasında oluşabildiği gibi, topyekûn bir halk arasında da oluşabilir. Zaten İslam’daki vuslata örnek verdiğinde Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz; bu karşılıklı sevgi ve muhabbeti bir duvarın tuğlalarına benzetmiş ve imanı da bu tuğlaların harcı yapmıştır. Zira iman, muhabbetin harcıdır. İman olmadan sevgi sağlam kalmaz.

Biz de anlam devşirmesi yaparak bedensel dürtü veya mal mülk etrafında oluşan karşılıklı sevgiyle oluşan kavuşmaya vuslat adı takmışız. “Vuslat” denildiğinde sadece zahiri olarak bir buluşmadan oluşan hazzın anlaşılması, aslında hakiki anlamın daraltılmasıdır. Kur’an’da “Onlar sadece dünya hayatını bilirler.” ayetiyle işte bu yanılgıya işaret edilmiştir.

Manevi vuslat, hiçbir maddi haz beklenmeden kişilerin birbirlerine olan deruni ülfetine denir. Manevi vuslat; her ne kadar maddi vuslattan etkileniyorsa da, maddi vuslata hiç benzemez. Maddi vuslatta hormonlar devrededir. Hakiki vuslat, çıkar gözetmeyen bir muhabbet ve ülfettir. Manevi vuslatta esma âlemi devreye girer. Manevi sevgi, Allah’ın isimlerinin tecellisiyle oluşur.

İç dünyalarındaki madde ötesini tetikleyen esmalar ağır bastıran kişiler, birbirleriyle hiç görüşmeseler de birbirlerinden etkilenir ve özlem duyarlar. Allah için olan sevgi, görüşmeye bağlı değildir. Bu hakikate Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Ruhlar ordular halinde toplanmıştır; birbirine yakın olanlar kaynaşır, uzak olanlar ayrılır.” buyrulmuştur. İlahi olan vuslatta özlem hiç bitmez. Zira Allah için sevgi sonsuzdur. Şu ayet; “Allah iman edenlerin sevgisini artırır.” bu hakikate işaret eder.

İç dünyalarındaki madde getirisini tetikleyen esmalar ağır bastıran kişilerde ise, birbirleriyle madden görüştüklerinde etkilenir ve özlem duyarlar. Maddeye dayalı sevgiler görüşmeyle sınırlıdır. Bu yüzden kalıcı değildir. Birbirlerini tatmin ettiklerinde ise herkes yoluna gider. Çıkar temelli sevgiler tatmin bitince sona erer.

İman bağı veya ortak duygu insanları görünmez bir bağ ile birbirine bağlar. Dolayısıyla aynı grubun insanları görünmez bir bağ ile birbirlerine bağlılar. Çünkü aynı inanç etrafında kümelenmişlerdir. Bu bağ; beraberlik hissi devam ettiği sürece, grubu yükseltir. Kolektif akıl, beraberlik ve ihlâs ile güçlenir. Kişi grubu kullanıp kendi menfaati için yönlendirmeyi düşünürse, grup ile bağı zayıflar ve kolektifliği doğuran akıl çöker. Menfaat duygusu kolektif aklı bozar. Kolektif akıl, aslında ümmet bilincinin bir yansımasıdır. İman bağıyla birleşen gönüller bir araya geldiğinde, tek bir ruh gibi hareket ederler.

Hakikatin derinliklerinde kolektif akıl, Allah’ın “Cemîl” (güzelliği birleştiren) ve “Câmi‘” (toplayan) isimlerinin tecellisidir. Birlik için iman, sevgi ve ihlâs şarttır. Çıkar ve menfaat devreye girerse kolektif akıl çöker, ama Allah için bir araya gelen gönüller daima yükselir. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz ise: “Müminler bir beden gibidir; bedenin bir organı hasta olduğunda diğer organlar da onunla ıstırap çeker.” buyurarak kolektif aklın nasıl işlemesi gerektiğini göstermiştir.