HIZIR SENDEN SANA GELİR

Öncellikle bilelim ki hızıriyet, bir makamın adıdır ve bu makamla her kişi iltibas kurabilir. Hızır ise bu makamla buluşan kişidir. Bu makamla buluşmak için de tüm mâsivadan elinin kopması lazımdır. Tüm mâsivadan kopan kişi, ister istemez özündeki derin kuyuya iner. İşte o kuyuda buluştuğu hâl, bu makamın seslenişidir. Zaten onun için de “Hızır denizde olur.” denilmiştir. Çünkü denizde alabora olan gemideki kişide ortaya çıkan hâl, çaresizliğin ve teslimiyetin sembolü olur.

İşte çaresizlikte açılan dua kapısı, kişi için hızıriyet makamını ortaya çıkarır. Yani alabora olan gemideki gibi yönelen kişi, özünde gizlenmiş olan o makamla irtibatta olur. İşte insan, gemideki çaresizlik gibi Rabbine yönelirse o makamla irtibat kurar. Çünkü fırtınalı denizde giden gemide mahsur kalıp tutacağı hiçbir dalı kalmayan kişi, elinden gayrı ihtiyari masiva kaybolup gittiği için, artık özünden Allah’a yönelir.

Gerçekten de insan, çaresiz kaldığında özünden Allah’a döner. Ayette “Denizde size bir zarar dokunduğunda, O’ndan başka yalvardıklarınız kaybolur.” (İsrâ, 17/67) buyrulmuştur. İşte o anda arada perde kalmaz. Çünkü kul, artık fıtratının saf hâliyle Allah’a yönelmiştir.

Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Allah’a kalpten yönelerek dua edin.” buyurarak perdeyi kaldıran yönelişi öğretmiştir. Ayette Allah, deniz ve batmak üzere olan gemiden örnek verir. “Onlar gemiye bindiklerinde dini yalnız Allah’a has kılarak O’na dua ederler. Ama onları karaya çıkarınca şükretmezler.” (Ankebût, 29/65) ayeti bu duruma işaret eder. Yaratıcımız oradaki yönelimi hayatımıza yaymamızı ister. Çaresizliğin içten duasını yalnız sıkıştığımız anlarda değil, her daim yaşamak gerekir. Ayette “Bana dua edin, size icabet edeyim.” (Mü’min, 40/60) ve “İnsana bir sıkıntı dokundu mu, yan yatarken, otururken ve ayaktayken bize dua eder.” (Yûnus, 10/12) buyrularak bize mutlak yöneliş hatırlatılır.

Mazlum olan kişi, hızıriyet makamı ile buluşur ve duası makbul olur. Zulme uğrayan kişinin duası engel tanımaz, doğrudan kabul olunma sırrına erişir. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Mazlumun duasından sakının; onun duası ile Allah arasında perde yoktur.” buyurmuştur. İşte bu kabul noktası “hızıriyet makamı” olarak bilinir. Hatta hatta mazlum kâfir dahi olsa dahi…

Zulme uğramış kişinin inancı farklı olsa bile duası kabul edilir. Çünkü bu yöneliş fıtrattan doğar. Ayrıca ayette de “Müminlere yardım etmek bizim üzerimize bir haktır.” (Rûm, 30/47) buyrularak, Allah’ın yardımının mazlum ve mümin kullara ulaşacağı bildirilmiştir. Ayrıca mazlumların diliyle, “Rabbimiz! Bizi halkı zalim olan şu memleketten çıkar…” (Nisâ, 4/75) buyrularak, zulme uğrayanlara yardım etmenin ilahi bir sorumluluk olarak müminlere yüklendiği bildirilmiştir.

Dua makamı, Hak’la buluşma noktasıdır. Dua, kul ile Allah arasındaki en saf bağdır. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Dua ibadetin özüdür.” buyurmuştur. İşte bu buluşma noktası hızıriyet makamıdır. Hızıriyet, duanın Hak’la buluştuğu makamdır. Hızır, bu makamda oturan kişinin adıdır. Hızır, özünde Hak ile buluşma noktasıdır. Bu nedenle Hızır adı, bir şahsiyetten ziyade bir makamdır ve orası Hızır ismi ile sembolleşmiştir.

Hızır (aleyhisselam), asli olarak o makam için yaratıldığı için ayrıca o makam ile özdeşleştiği için o isimle anılmıştır. Yani Hızır ismi, Hak ile buluşma makamının sembolüdür. Kur’an’da Kehf Sûresi’nde Hz. Musa’nın kendisine yol arkadaşlığı yaptığı ilim ehli diye anılan şahıs da işte bu sırla sırlanan kişi olarak tecessüm etmiş ve olayda bu sırra işaret edilmiştir. Her şeye dışsal baktığımız için, Hızır’a da dışsal bakarız. Onun için de Hızır’ı; sadece dışsal bir şahsiyet gibi görürüz.

Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem): “Allah’ın kulları vardır ki insanlar onları görmez ama duaları makbuldür.” buyurarak bu hakikate işaret etmiştir. Evet, o makam dua makamıdır. Dua, insanın sanal benliğini aşarak hakiki benlikle Allah’a yönelmesidir. İşte bu makam “hızıriyet” diye anılır. Özüne titizlikle yönelen, o makamla buluşur. Kim özüne ihlâsla yönelirse hızıriyet makamına erişir. Yoksa atına binen biri değildir. Yani Hızır’ı sadece efsanevi bir varlık olarak görmek yanlıştır. Gerçek olan ise, kişinin özünden Hak’ka yönelmesidir.