Selam ismi, ruhumuzu sardığı gibi maddemizi de sarsın. Öyle sarsın ki ruhumuzu, benliğimizi aydınlık sarsın ve derunumuz nurla buluşsun. Aziz Yunus der ki: “Şeriat, tarikat yoldur varana; hakikat, marifet ondan içeri.” Yol olmadan hedefe varılmaz.
Maksadımız hakikat ve marifet ise, şeriata ve tarikata sarılmak zorundayız. Zira çoğu kişi ruh ile bedeni ayrı sanmakta, bu da onları ikileme düşürmektedir. Oysa bu ikisi bir bütündür; bedenin gerekleri yerine getirilmeden ruhsal bir hâl oluşmaz. Aksi takdirde insan, cinlerin elinde oyuncak olur.
“Kim Rahmân’ın zikrini görmezlikten gelirse, Biz ona bir şeytan musallat ederiz, artık o onun yakın dostudur.” (Zuhruf, 43/36)
Hedefimiz, nârî (ateşli) katmanı aşıp nûrî (nurlu) katmanı harekete geçirmektir. Namaz, ruhun kendine gelmesi için birinci basamaktır. “Muhakkak ki namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar.” (Ankebût, 29/45) “Beni anmak için namaz kıl.” (Tâhâ, 20/14)
Yerli yerinde ve sağlam olan bir zikir planı, cin tabakasının da içinde yer aldığı nari katmanı aşmak için temel vesiledir. Tefekkür ise beden ile ruh arasındaki ana köprüdür.
“Onlar ayakta, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı hakkında derin derin düşünürler…” (Âl-i İmrân, 3/191)
Şeriat; bedenle ilgili olan her şeydir. Tarikat ise ruhla ilgili olan her alandır. Eğer kişi bu bütünlüğü gözetmeden yola koyulursa, melekût tabakasıyla bağlantı kurduğunu zannederek cinlerle irtibata geçer ve bunu fark etmez. Kendisindeki melekeleri harekete geçirdiğini sanırken aslında cinî varlıkların etkisi altında kalır. Şeriatın ahlaki ilkelerini yerine getirmeden melekûta ulaşmak mümkün değildir.
“Sana vahyolunana sıkı sarıl ve sabret. Çünkü sen, bizim gözümüzün önündesin.” (Tûr, 52/48) Birisi uçsa, denizde yürüse, gaybı bilse dahi; şeriatın hükümlerine uymuyorsa, o kişi hakikî değildir, şarlatandır. Zira “Kim Resûl’e itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur.” (Nisâ, 4/80)
Bir insanın ailesindeki eksiklikler sebebiyle kendisi yargılanamaz. Eşi, çocuğu, çevresi onun iç dünyasından sorumlu değildir. “Hiç kimse bir başkasının günah yükünü yüklenmez.” (En‘âm, 6/164)
Namazı fiilen kılmayanın ruhu, namazı ikame edemez. Hacca gitmeyenin ruhu o enerjiyi alamaz. “Hacc, bilinen aylardadır… Kim o aylarda hacca niyet ederse, artık hac esnasında ne cinsel ilişki, ne günah, ne de kavga olur.” (Bakara, 2/197) Yalan söyleyen birinden hakikat sâdır olmaz. “Yalancılar asla kurtuluşa eremez.” (Yûnus, 10/69)
Gıybet yapan kişi sadece dedikodu üretir. “Birbirinizin gıybetini yapmayın. Biriniz, ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı?” (Hucurât, 49/12) Faiz alan veya veren kişi, ruhsal olarak daha aşağıdadır. “Allah faiz (riba)ı yok eder, sadakaları ise artırır.” (Bakara, 2/276)
İlim, irade ve kudret üçlüsüyle bedensel ameller yerine getirildiğinde tarikat yolu açılır. Tarikat, ruhu tanıma yoludur. Ruh arındırılmadıkça hakikate ulaşılamaz. Ancak hakikat bakışıyla marifet doğar. “Kim Allah’tan korkarsa, Allah ona bir çıkış yolu açar.” (Talâk, 65/2)
Tüm esma zikirleri aslında şeriatla, yani beden ve beyinle ilgilidir. “Allah’ın isimlerini anın; O’nu sabah akşam tesbih edin.” (Ahzâb, 33/41–42) Zikir olmadan ruhsal tekâmül olmaz. İyilik, cömertlik, merhamet gibi eylemler ruhla ilgilidir. “İyilik ve takva üzerine yardımlaşın; günah ve düşmanlık üzerine yardımlaşmayın.” (Mâide, 5/2) Tefekkür ise, ruhla ilgilidir ve onsuz ilerlenemez.
Bir hadiste Efendimize şöyle sorulur: “Bir kadın çokça namaz kılar, oruç tutar, sadaka verir, ama diliyle komşularına eziyet eder.” Efendimiz buyurur: “O cehennemliktir.” (Sahih Müslim) Yine şöyle denir:
“Bir kadın yalnız farz olan ibadetleri yerine getirir ama komşularına iyi davranır.” Efendimiz buyurur: “O cennetliktir.” İbadetler kadar insan ilişkileri de önemlidir. Her şeyin hakkını vermek gerekir. “Mümin, insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimsedir.” (Tirmizî, Îmân, 12)
Eşin hakkı verilecek. İşin hakkı verilecek. Gözün, elin, malın hakkı verilecek. Dikkat edin, “hakkını” değil, HAK’kını diyoruz. “Hiç şüphesiz Hak olan Allah’tır.” (Tâ-Hâ, 20/114) Böylece beden ve ruh birlikte aktif hâle gelir. Bu uyumla melekûta sıçrama gerçekleşir.
“Biz insanı en güzel kıvamda yarattık. Sonra onu aşağıların aşağısına çevirdik.” (Tîn, 95/4–5) Aksi hâlde cinlerin oyuncağı oluruz. “Şeytan, onları etkisi altına alıp Allah’ı anmayı unutturmuştur.” (Mücâdile, 58/19) Kısaca demek istediklerim bunlar.
Benim şahsi fikir üretme alanım; daha çok mâna âlemidir, bu nedenle zahiri şeriat konularına fazla girmem. Ayrıca şeriat yani ilmihal bilgilerinin içeriği çokça yazılıp çizildiği için ayrıntıya girmiyorum. Lakin gelen güncel sorulara güncel cevaplar yazmaya gayret ediyoruz. İsabet edersek Allah lutfü olarak biliriz. İsabetsizlikten de Allah’a sığınırız. İlmihal bilgileri, her devirde insanların ihtiyacına göre revize edilmiştir. Mesela İmam Şafiî, Mısır’da verdiği hükmü Bağdat’ta değiştirmiştir. Elbette bu revizeler kafamıza göre yapılamaz. “ Tüm yaşam muamelatı kesinlikle Kur’an ve sünnet ışığında olmalıdır. Yoksa rabbin melikiyetine dokunur ve kişi ortaya çıkan karşılıktan kendisini kurtaramaz. “Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline sorun.” (Nahl, 16/43)