81) ARABANA SAHİP ÇIK EY ŞOFÖR

Eğer şoför, arabasını sürerken çölün ortasında arabasını veya yolcusunu terk edecek kadar maddî ya da manevî hevese kapılırsa, bu büyük bir felakettir. Bu durum sadece dünyevî yönetim için değil, aynı zamanda ilim yolculuğu için de geçerlidir. Çünkü her bir yolcu, eğer sahipsiz bırakılırsa, kurda kuşa yem olur; gafletin ve hevânın pençesine düşer.

İşte bu sebeple, şoförlüğe soyunan ve arabayı kullanabilen kimse, sırtındaki abaları atıp hatta kefenini giyse bile arabasına ve yolcusuna sahip çıkmak zorundadır.

Eğer hâlâ “Bana ne!” deyip arabayı orada bırakır, “çekin uğraşın, gidin başınızın çaresine bakın, çölü aşın” derse yazık eder; hem yolcusuna hem de kendisine zulmeder. Çünkü arabasıyla bütünleşen şoför, yolcusunu çölde terk etmez. Şayet terk ederse, kendisi de terkedilmeye mahkûm olur.

Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz Huneyn’de tek başına kaldığında, etrafında sadece bir avuç iman ehli vardı. On bin kişilik İslâm ordusu sağa sola kaçışmıştı. İşte o anda Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) sabit kaldı, dimdik durdu ve iman ehlini sahiplenip onlara siper oldu. Onun sebatı ve teslimiyeti sayesinde iman ehli toparlandı ve kurtuldu.

Nitekim Rabbimiz bu hâli bize şöyle haber verir: “Andolsun ki Allah birçok yerde size yardım etti; Huneyn gününde de… O gün kalabalığınız sizi gururlandırmıştı ama size hiçbir faydası olmadı. Yeryüzü size geniş olmasına rağmen dar gelmişti; sonra arkanızı dönüp kaçtınız. Sonra Allah, Resûlü’ne ve müminlere sekînetini indirdi.” (Tevbe, 9/25-26)

İlim vermek ve hizmet etmek, uzaktan sadece komut vermekle değil; bizzat işin içine girip yoğrulmakla gerçekleşir. Halkın derdiyle dertlenmeyen, halkın sofrasına oturmayan, halkın acısıyla yanmayan kimse, hakikî bir önder olamaz. Eğer şoför arabasının direksiyonunda sebat etmezse, halkın sessiz çığlıkları yankısız kalır, gönüller dağılır.

O hâlde ey saf ve katıksız Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin sunduğu Allah ilmini insanlara aktarmaya soyunan insan! Sabret ve sebat et. Yolcuyu yolda bırakma, arabayı çölün ortasında terk etme. Çünkü sen, o yolculara emanet edilmişsin. Nitekim Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurur: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz sürünüzden sorumlusunuz.” (Buhârî, Nikâh 91; Müslim, İmâre 20)

Sen de bu ümmetin yolcusunu ilimle taşıyan bir şoförsün. Yolunu yarıda bırakma, direksiyonu boşluğa terk etme. Çünkü boşlukta kalan insan timsahın ağzına düşer, hevâya yem olur. Sebat et hak yolunda, arabayı bırakma yollarda; Şoför zor bulunur deryada, derya tâ Kaf Dağı’nda. Aynalığına bak, ilim yolcusunu bırakma boşlukta; Boşlukta kalan insan, yem olur timsah ağzında.

Rabbimiz buyurur: “Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve doğru söz söyleyin ki Allah işlerinizi düzeltsin, günahlarınızı bağışlasın.” (Ahzâb, 33/70-71) Ve Resûlullah Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz: “Hepiniz çobansınız ve hepiniz idareniz altındakilerden sorumlusunuz.” (Buhârî, Cum’a 11) buyurmuştur.

Ey gönül ehli kardeşlerim, şoförlüğe soyunan kimse, yolcusunu çölde bırakmaz. Çünkü bilir ki o yolculuk yalnız kendi nefsi için değil, Allah için yapılır.

Allah’ım! Bizi sabreden, dininde sebat eden kullarından eyle. Bizleri sözü işitip en güzeline tabi olan kullarından eyle. Kalplerimizi dinin üzere sabit kıl. Bizi gafil olmaktan muhafaza eyle.

Rabbimiz! Yolculuğumuzda bizleri Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin Huneyn’deki sebatı gibi sabitkadem kıl. Yolcuları çölde bırakmayan, emaneti sırtında taşıyan, ilim yolunun şoförlüğünü hakkıyla yapan kullarından eyle.

Allah bizleri, Resûlullah’ın (sallallahu aleyhi ve sellem) Huneyn’deki sebatı gibi sabitkadem kılsın. Yolcuları çölde bırakmayan, emanete ihanet etmeyen, ilim ve hizmet yolunda arabasını sadakatle süren kullarından eylesin…

Yorum yapın