Risaletin son temsilcisi Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) efendimizdir. Şimdi bunu başka bir bakış açısıya azıcık açalım…
Fetih suresi son ayette yüce Rabbimiz “MUHAMMEDÜN RASULULLAH” diye başlıyor. Bu ifade, risalet hakikatini veciz biçimde ilan eder. Kur’ân’ın bir başka yerinde de: “Muhammed, Allah’ın Rasûlüdür ve O, nebîlerin sonuncusudur.” (Ahzâb, 40) bu hakikat mühürlenmiştir.
Muhammed ismi burada sanki nekire sıfat olarak gelmiş gibidir. “Muhammed” ismi “çokça övülmüş” demektir. Nekire gibi gelmesi, onunla birlikte risaletin tamamlandığını işaret eder. Yani onunla birlikte risalet müessesesi kemalini bulmuş, başka bir rasûle ihtiyaç kalmamıştır.
Böyle gelmesinin işaret ettiği içerik ise, risalet işlevinin Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz ile bitmiş olduğunu izah etmek içindir. Risaletin ondan sonra devam etmeyeceği, hem ayetlerle hem hadislerle sabittir. Resûlullah buyurmuştur: “Benden sonra peygamber yoktur.” (Buhârî, Menâkıb, 26).
Yani tekrar tekrar övülmüş olan anlamına gelen Muhammed ismiyle işaret edilen Rasulullah. İşte bu Rasulullah sıfatı, Muhammed ismiyle bütünleşmiş olarak gelmiştir.
Çünkü daha önce nazil olan kitaplarda Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizden bahsedilmiştir. Hem de yaratılış gayesinin onunla kemale erdiğine işaret edilmiştir.
Ayrıca Hz. Âdem’den günümüze hep övüle gelmiştir. Nitekim Kur’ân, Tevrat ve İncil’de onun isminin ve vasıflarının bildirildiğini haber verir: “Onlar Tevrat ve İncil’de yanlarında yazılı buldukları o ümmî Peygambere uyarlar.” (A‘râf, 157).
Artık risalet makâmı onunla istenilen kıvamına ulaşmış ve yeni rasule de ihtiyaç kalmamıştır. Artık belirsizlik yoktur; Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz bizzat makamın hakkını tüm yönleriyle eda etmiştir. Bu yüzden onun risaleti, çıplak bir sıfat tamlaması değil, bütün peygamberlerin duasının ve ümmetin bekleyişinin cevabıdır.
Yani bazı kendini alîm sayan aslında ise okumuş cahil olanların dediği çıplak bir sıfat tamlaması falan değildir. Bu tür söylemler, sahte peygamberlik iddialarına kapı açmak için yapılmıştır. Tarih boyunca da bu iddiayı kullanan sahtekârlar çıkmıştır.
Tüm yönleriyle Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz ile ona gönül veren ümmetini izah etmektedir. Çıplak bir sıfat tamlaması şeklinde söyleyenler, kendilerini veya başkalarını da sonradan rasul ilan etmek için söylüyorlardır.
Nitekim tarihten günümüze bu bakışla bakıp kendilerini veya büyük gördüklerini sahte peygamber ilan edenler oluvermiştir. Hâlbuki Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurmuştur: “Benimle peygamberlik sona erdi.” (Müslim, Fedâil, 21).
İşte ayetteki bu izahatla risaletin biricik son sahibi ve temsilcisi olan Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz olduğu izah edilmiştir. Ondan sonra da bir rasul gelmeyeceği veciz bir lisanla izah edilmiştir. Cüneyd-i Bağdâdî (kuddise sirruh) da bu hakikate işaretle şöyle demiştir: “Bütün yollar kapandı, ancak Muhammedî yol bâkî kaldı.”
Ey nefsim… Risalet kapısı ve Risaletin son sahibi Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizdir. Bu işlem onun ile mühürlendi. Ondan sonra ne bir rasûl, ne de bir nebî gelecektir. Ondan sonra gelenler, sadece onun mirasını taşıyan ümmettir. Onun risaleti, nurun kemâli, yolun menzili, hakikatin zirvesidir. O, varlığın öz nuru, bütün peygamberlerin duası, ümmetin rahmet kapısıdır. Onun yolundan ayrılmayan, Allah’ın rızasına kavuşur. Yol işaretlerini bırak, menzile bak: Menzil, onun sünnetine sarılarak Allah’a varmaktır.