116) DUANIN KABUL YERİ OLAN ÖZ ALT BİLİCİMİZ

Öz alt bilincimiz bizim esas yaşam alanımızdır. İyi veya kötü tüm dualarımızın karar yeridir. Dua, kulun Hak ile konuşmasıdır; kabul ise Hak’ın kuluna konuşmasıdır. İnsanın kalbinde doğan niyet, göğe yükselen bir ses gibidir; cevabı da kalbin derinliklerine dökülen rahmettir.

Öz alt bilincimiz, üst bilincimizin günlük çalkantılarından zaman zaman etkilense de, onun bakış açısı bizim temel düsturumuzdur. Kalp Hakk’a yöneldiği ölçüde, üst bilincin gelip geçen dalgalanmalarından sıyrılır ve özün değişmez ölçüsüne tabi olur.

İhtiyacı nispetinde mutlak bilinçle iletişime geçip önüne getirir. Dua, dudaktan çıkan söz değil; gönülden kopan ihtiyaçtır. O ihtiyaç kul ile Hak arasında bir bağ kurar.

Senin de günlük kullanım alanın olan üst bilinç münasebetiyle, hayatına giren oluşumları veya kişileri keyfi veya rastgele girmiş zannedersin. Oysa yaşadığın her şey, özünde taşıdığın bir niyetin veya farkında olmadığın bir isteğin yansımasıdır. Kalbinin derinliklerinde kabul gören her şey, dışarıda bir hayat sahnesi bulur.

Oysaki senin özün istediği için, mutlak bilinçle iletişime geçmiş ve lazım olan ile senkronize olmuş ve alıp önüne getirmişti. Kul kalbinin istediğini Hak’tan ister; Hak ise kuluna hakikatte ihtiyacı olanı verir. İnsan bazen başına geleni tesadüf sanır, oysa o olay kalbinin çoktan çağırdığı bir misafirdir.

Onun için de yaşam alanına gireni kendi duanın karşılığı yani kendi içsel âleminin eseri olarak bil. Dua ile kader arasında görünmez bir yol vardır. Kul dua ettikçe o yol açılır, dua kesildikçe kapanır. Bu yüzden dua etmek, aslında kaderin dokusuna dokunmaktır.

Hem bil ki senin duaların ağzınla üst bilincinin tekrarladıkları değil, öz alt bilincinin sahip çıktıklarıdır. Hak’tan sadece dille isteyen, kendi sesini işitir; özünden isteyen ise Hakk’ın cevabını işitir.

Üst bilinç tarafından aşırı tekrarlar ve gündelik yaşamda oluşan aşırı istekler, öz alt bilincimizin şekillenmesinde etken olur. Kalpler, zikrullah ile mutmain olur. Zikir tekrar edildikçe üst bilincin kelimeleri, alt bilincin özünü boyar. İşte okunan zikirler, üst bilinçten öz alt bilince veri aktarıp mutlak alt bilinçle senkronize olması içindir. Zikir, dilde başlayıp kalpte karar kıldığında öz alt bilinç Hak ile boyanır. İşte o zaman insanın duası, ilahî iradeyle ahenk içinde akmaya başlar.

Öylece istenilen mana kapsamına ulaşılır. Zaten duada ısrar edin olayı da bu gerçeğe dayanır. Israr, kapının çalınmasıdır; açmak Allah’a aittir. Kapıyı çalanın sabrı, kapıyı açtıran en büyük vesiledir.

Çünkü ısrar ettikçe, öz alt bilinçte o istenilen oturur ve mutlak bilinçle irtibat sağlanılır. Dua sabırla birleşince kabul kapısı aralanır; kulun kalbinde doğan dilek, semanın rahmetiyle buluşur.

Öylece okuduğun zikrin içeriğine göre sana aktarım yaşatılır. Zikir kulun Hakk’ı çağırmasıdır; sonra gelir bir an ki, Hak da kulunu zikriyle çağırır. İşte o an, kulun kalbinde ilahî aktarım başlar.

Tüm bu anlatımlar Allah’ın nurundan bize yansıdığı için de, Allah verdi deriz. Kulun fiilinde de, sözünde de, duasında da veren O’dur; kul sadece ayna olur. İnsan aynayı temizler, yansıyan ışık ise hep O’ndandır.

İşte ey nefsim! Duanın asıl kabul yeri, öz alt bilincindir. Oraya yerleşmeyen hiçbir niyet, semaya yükselemez. Diline değil, özüne sahip çık. Zikirle kalbini parlat, tefekkürle özünü genişlet, sabırla duanı derinleştir. O vakit dua senin ağzından değil, varlığının özünden yükselecek ve sen sadece şahit olacaksın: Veren, her daim Allah’tır.

Yorum yapın