167) BESMELE İLE RABBUL ÂLEMİNE BAĞLAN

Rabbini bilmek, nefsini bilene nasip olur. İnsan kendi nefsinin derinliklerini tanımadıkça, Rabbinin tecellilerini de tam manasıyla idrak edemez. Çünkü nefsi bilmek, kulun acziyetini fark etmesi, kendisini yoklukta seyretmesi ve hakiki varlığı Allah’a teslim etmesidir.

Kim nefsini bilirse, Rabbini bilir sözü, işte bu hakikatin en özlü ifadesidir. Kur’an’da da “Biz insana şah damarından daha yakınız” (Kaf 16) buyurularak, Allah’ın kullarına olan yakınlığı anlatılır.

Bir insanın Tevhidi yaşaması, nefsini ve Rabbini bilip Rabbül Âlemine bağlanmasıyla gerçekleşir. Tevhid, yalnızca bir söz veya kuru bir bilgi değildir; bilakis kalbin Rabbine bağlanması, aklın teslimiyeti ve ruhun O’nunla huzur bulmasıdır.

Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurur: “İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi kulluk etmendir; her ne kadar sen O’nu görmesen de O seni görmektedir” (Buhârî, Müslim). İşte bu hal, Rabbine bağlanmanın en derin tezahürüdür.

Allah’a ermek, Rabbini bilmek suretiyle, rububiyet alanını nimete erenler gibi sünnet-i seniyye yolunda yürümesi sonucu dizayn etmesiyle gerçekleşir.

Hak yolunda sünnetin gölgesinde yürüyen kul, her adımında Peygamberinin izini takip eder ve böylece Rabbinin rızasına kavuşur. Çünkü sünnet, rahmete açılan kapıdır. Ayet-i kerimede “Andolsun ki, Allah’ın Resûlünde sizin için güzel bir örnek vardır” (Ahzab 21) buyrularak, kurtuluş yolunun Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin yolundan geçtiği bildirilmiştir.

Rabbini tüm teferruatıyla öğrenip ama nimete erenler gibi bir anlayışa bürünmemek, kişiye kurtuluş reçetesini getirmez. İlmi yük edinip kalbe indiremeyen kimseler, sadece bilgi hamalı olurlar.

Nitekim “Âlimler, peygamberlerin varisleridir” (Tirmizî) hadisi, bilginin tek başına değil, yaşanarak değer kazandığını gösterir. Çünkü hakikate giden yol, sadece öğrenmekle değil, yaşamakla açılır.

Rabbinin hükmü altından çıkmak asla mümkün değildir. İstediğin açılımı ve gelişmeyi sağla, gene de edindiğin tüm içerik senin Rabb-i hasının seninle oluşturduğu tecellisinden öte değildir.

“Allah’ın dışında hiçbir ilah yoktur. O diridir, kayyumdur” (Bakara 255). İnsan ne kadar ilimle donansa da, yaptığı her iş O’nun izniyle ve iradesiyle gerçekleşir. Allah’ın mülkünün dışarısı asla mevzubahis değildir. İşte olay Rabbinin hükmü altından çıkmak değil, Rabbinin insanda zuhur ettiği fıtrat üzere vechini çevirmektir.

İnsan, kendisine verilen fıtrat üzerine kalırsa, hakikati bulur. Çünkü “Yüzünü hanif olarak dine, Allah’ın fıtratına çevir; ki insanları onun üzerine yaratmıştır” (Rum 30) ayeti, insanın Rabbine yönelmesi için en büyük işarettir.

Kurtuluşa ermek için önce Rabbini bilmek, sonra Rabbinin kendisindeki tecellisini rıza dairesine çekmesiyle gerçekleşir. Kul, Rabbinden gelen tecellilere rıza gösterdiği anda, teslimiyetin tadını bulur. Hadiste buyurulur: “Allah’ın hükmüne razı olmayan kimse imanın tadını bulamaz” (Nesâî).

Kişinin, Rabbinin kendisine sunduğu tecellinin ötesinde bir kabiliyeti olamayacağı için de, Allah adıyla bize tanıtılan mutlak vücut sahibine yönelmesi ve O’nun adıyla alıp vermesi gerekir.

Bu hakikat, besmelenin özüdür. “Her hayırlı iş, Besmele ile başlamazsa noksandır” (Beyhakî). Besmele, Rabbine bağlanmanın ve her işte O’nun adıyla hareket etmenin şifresidir. Öylece insan, Allah’a teslimiyetle bir yaşam alanı kurup kendisine nimete erenlerin yolunu yol etmelidir.

“Bizi doğru yola ilet, kendilerine nimet verdiklerinin yoluna…” (Fatiha 6-7). Kurtuluş, bu nimete erenlerin yoluna uymakla mümkündür. Bunu da, Rabbinin sende oluşturduğu sınırlı mana kaydını, sonsuz ve sınırsız olan Rabbül Âlemin ile senkronize ederek hatmedersin.

İşte insanın en büyük gayesi budur: sınırlı olan varlığını sonsuz olana bağlamak. Bu bağ, besmele ile açılır, imanla kökleşir, amel ile kemale erer.

Ey gönül, bil ki Rabbini tanımadan nefsini bilemezsin; nefsini bilmeden de Rabbine eremezsin. İlmi yük edinip sırtında taşımak yerine, kalbine indir ve yaşa. Her işine besmele ile başla; çünkü besmele seni Rabbine bağlayan iptir.

Günlük hayatında küçük işlerde bile, bir kapıdan çıkarken, sofraya otururken, işe başlarken Besmele’yi dilinden düşürme. Çünkü Besmele, kulun Allah’a bağlılığını ilanıdır. Sünnetin gölgesinde yürü; çünkü kurtuluşun yolu ondadır.

Sabah kalkarken, eve girerken, yolda yürürken, aile içinde davranışlarında Resûlullah’ın ahlakını örnek al. Gelen tecellilere rıza göster, gönlünü teslim et; çünkü Allah’ın hükmüne razı olan imanın tadını bulur.

Hayırla karşılaşırsan şükret, musibetle karşılaşırsan sabret. Çünkü sabırla sebat edenin gönlüne huzur iner. Fıtratını bozma, kalbini daima Rabbine çevir. Dünya hayatında boşluk bırakma, her anını O’nun adıyla doldur.

Bil ki sınırlı varlığını sonsuz Rabbül Âlemine bağladığında, gerçek huzur ve kurtuluş kapısı sana açılacaktır. Fıtratını bozma, kalbini daima Rabbine çevir. Kalbine düşen kötü duyguları hemen besmeleyle söndür, yerine salih amelleri koy.

Boşluk bırakma; hayatını zikirsiz, besmelesiz geçirme. Küçük bir yanlış bile boşluk oluşturur ve şeytan o boşluğa sızar. Bil ki sınırlı varlığını sonsuz Rabbül Âlemine bağladığında, sadece ibadetlerinde değil, ticaretinde, aile hayatında ve dostluklarında da huzur bulursun. Çünkü Rabbine dayanan, asla yıkılmaz.

Yorum yapın