169) NAMAZ YAŞAMIN TAA MERKEZİDİR

Namaz olayı…. İnsan ruh ve beden ile yaşayan bir varlıktır. Her uzvun hakkını vermeliyiz ki seyrimiz tamam olsun. Kişi dese ki ben zaten iyi ve güzel şeyler düşünüyorum, benim namazı şeklen kılmama ne gerek var?

Bu tümüyle şeytani kuvvenin harekete geçişidir. Çünkü şeytan bizim hidayet yolumuzu görüyordur. Hangi fiilin bize ne tür güçler verdiğini seyrediyor ve yaptığımızda çıldırıyordur. Çünkü onun, alemlerde halifelik olayını bizden devralmamızla birlikte Allah’tan süre istemesi kabul edilmiş ve şeytaniyet işlevine kıyamete dek izin verilmiştir.

Kur’an’da buyrulur: “Şüphesiz ki namaz, hayasızlıktan ve kötülükten alıkoyar” (Ankebût 45). Namazı şekil değil, ruh ve beden birlikteliği ile idrak etmek gerekir. Namazın terkini şeytan ister, çünkü namaz insanı Allah’a bağlayan en kuvvetli iptir.

İnsan dünyevi ihtiyaçlarını karşılamak üzere beş duyu ile var edilmiştir. Ama beş duyu ötesi sayısız meleki kuvve ile her an irtibattadır. Bizim vücudumuzun o kıvrımı alıp o malum sûre veya tesbihatları yapması ile, beş duyu ötesi meleki etkileşimle aynı kıvama gelmemiz gerekir. Yoksa sıratı geçemeyiz kardeşlerim.

Aziz kardeşlerim… Bildiğimiz gibi namazda belli hareketler vardır. Bu hareketleri bizzat Cebrâil, Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimize talim etmiştir.

Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurmuştur: “Kul, Rabbine en yakın olduğu an secde anıdır. O halde secdede çok dua edin” (Müslim, Salât 215). Namazdaki her hareket, görünmeyen meleki boyutlarla uyum sağlar ve secde kalbi Allah’a yaklaştırır.

O kıvam ile kalbimiz ile beynimiz senkronize hale geçerek, alt cevherimiz olan melekutî yapıdan gerekli olan nuru alır, çeker ve ruhumuza yükler. Varlığı sadece beş duyuyla sınırlı gören maddeci bakış, melekutî yapıyı ötelerde arar.

Hâlbuki melekutî varlıkla biz varlığımızı ve bizzat icra ederiz. Öylece ruhsal farkındalık elde ederiz. Duymadınız mı, kıyam yapan melekleri, rükû eden melekleri, secde eden melekleri?

İşte kardeşlerim, her yaptığımız namaz hareketiyle derunumuzdaki meleki kuvve ile aynı konuma gelir, kalbimiz ile beynimizin birlikte senkronize olması aracılığıyla, bize lazım olan nuru melekutdan çeker ve ruhumuza yükleriz.

Secde, benliğin toprağa gömülüp ruhun semaya yükseldiği andır. İşte bu yüzden namaz, sadece hareket değil, ruhun semaya yükselişidir.

Olabildiğince namazın hareketlerini rükünlerine uygun olarak yapmak zorundayız. Hasta veya engelli olan ise, olabildiğince secdede baş ayaklara yakın olacak şekilde oturarak icra eder.

Zihinsel olarak da Fatiha’yı ayakta hissiyle okur, rükûda zihinsel olarak eğilir ve secdede başını zihinsel olarak yere koyar. Ama bedenen de olabildiğince secdeye yaklaşır.

Elbette maddi bakışla bakan bu olayları bilemez, hatta bu yazılanlara “deli saçması” diyebilir.

Allah Teâlâ buyurur: “Öyleyse, sabır ve namazla Allah’tan yardım isteyin. Şüphesiz Allah sabredenlerle beraberdir” (Bakara 153). Namaz, yardımı Allah’tan istemenin kapısıdır.

Evet kardeşlerim… Her kim ki fiilsel olarak namaz gereksizdir derse, o cahildir. Takılmayın peşine. Selam deyin ona ve yolunuza tereddütsüz devam edin. Çünkü namaz, kulluğun mihveri, hayatın direğidir. Rasûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) buyurur: “Kişi ile küfür ve iman arasındaki fark namazı terk etmektir” (Müslim, İman 134). Namaz, insanın imanla arasındaki en önemli sınırdır.

Namaz, insanı Allah’a bağlayan en güçlü bağdır. Her kıyam, rükû ve secde, meleklerle aynı çizgide durmak ve kalbi ilahî nura açmaktır.

Şeytan namazı terk ettirmek ister, çünkü bilir ki namaz insana korunak sağlar. Hasta da olsan, ayakta duramasan da, elinden geldiğince namazı yaşa; çünkü niyetin ve teslimiyetin seni Allah’a yaklaştırır.

Namazla kalbini diri tut, ruhunu nurlandır. Unutma ki namaz, hayatın merkezine yerleştiğinde, dünya da ahiret de huzur bulur.

Yorum yapın