Yolun çok ötesindeki trafik bilgisiyle oraya odaklanarak arabanı süremezsin. Onun için de faydasız ilimden hakka sığın. Faydalı olanı alarak önüne ışık yak ve yürü. Zira uzaklardaki yol ışıkları senin önünü aydınlatmaz.
Onun için de kişinin içsel âlemine yerleştirilen epifiz bezi olarak bilinen uzakları keşfetme gözünü Allah kapalı tutarak sadece ihtiyaçlarını gideren başın gözlerini faal etmiştir. Ama fehmen yüksek sezintilere ulaşan kişilere de epifiz bezi kalbe eşlik edecek ve mana yolculuğunda önüne nurları serecektir.
“Allah’ım faydasız ilimden, doymayan nefisten, huşû duymayan kalpten ve kabul olunmayan duadan sana sığınırım” (Müslim, Zikir 73). Faydasız bilginin karanlığından sakınmak, insanı kalbine açılan nur yoluna yöneltir. Zira yolun ışığını yaklaştıran, kalbe inen marifettir.
Bu kısa bilgiden sonra bilelim ki, kişiye ferdiyetini unutturan her duygu ve düşünce, İslam tarafından yasaklandırılmıştır. Zira insan Allah’ın hükmüne bağlı olarak yaratılan bağımsız bir bireydir. Allah’a kulluk ise, kişiyi kula kul olmaktan uzaklaştıran temel insani felsefedir.
Kişiyi özgürleştirmenin önündeki en büyük engel ise, aşk felsefesidir. Onun için de aşkı bir kenara koy. İlim, zikir ve teveddüd ile akıl ve iman ile yola revan ol. Yoksa kendini tanımazlar seni kullanır ve sonra atarlar.
“Onlar Allah’ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih’i rab edindiler” (Tevbe 31). Allah’a kulluğun manası, kula kulluktan özgürleşmektir. Bu da ancak akıl ve imanla beslenen bir teslimiyetle gerçekleşir. Kalbin bağımsızlığı, gerçek özgürlüktür.
Kişi manevi katmanlarında seyrisülûke başladıktan sonra öncelikle dünya ve ahiretten geçer. Böylece fenafillâha ulaşır. Fenafillâh girdabı kişi için belki de en büyük gaflet kuyusudur. Buradan uyanan kişiler ise, çok enderdirler. Tasavvufi çalışmalarla özüne inenler, genelde burayı son bilerek buraya demir atarlar.
Oysaki fenafillahta kalma arzusunu yenmek kişi için en büyük iş olmalıdır. Bu da ancak olayı bilen ve orayı geçen bir yol arkadaşının desteğiyle gerçekleşir. Yoksa kişi kimseye danışmadan tek başına buradaki girdapları geçmesi son derece zordur.
“Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun” (Tevbe 119). Fenâda takılıp kalmamak, sadıklarla beraber olmayı gerektirir. Zira tek başına seyrin tuzaklarını aşmak çoğu zaman mümkün değildir. Beka yoluna, dost meclisiyle ilerlenir.
Kişi Allah’ın hükmü dâhilinde mutlak olarak bağımsızdır. Bu bağlamda fenafillâh hâli kişi için zindandır. Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz insan evladına fenaya ulaştırmak için değil, mutlak birliğini kazandırmak için uğraş vermiştir. Zaten dikkat ederseniz hadis-i şeriflerde fenafillâh hakkında herhangi bir rivayet yoktur.
Fenafillâh yol güzergâhındaki bir gölgeliktir ki, hiç ama hiç takılmamak gerekir. Tüm keramet diye bilinen olağanüstü hâller buradan sudûr eder. İman ehlinden sirayet edenlere keramet denilirken, imansızlardan zuhur eden olağanüstü hallere istidraç denilmektedir.
“Sakın Allah’ın yolundan saptırmak için yalan söyleyenlere aldanma; onların nasibi sadece dünyada biraz yararlanmaktır. Sonunda onlara acı bir azap vardır” (Nahl 116). Fenada görünen olağanüstülüklere bağlanmak, kişiyi istidraç kuyusuna sürükleyebilir. Esas olan bekada yürümektir.
Zaten fenafillâh olayını her aklı başında olan kişi az bir çabayla hemen anlar. Esas mevzu, fena içinde bekayı keşfetmektir. Zihni felç eden tüm olasılıkları ortadan kaldırmak için, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz öğretisinde aşk değil teveddüd yer alır. Hiçbir hadisi şerifte aşktan bahsedilmemiştir.
Zira aşk sevgide aşırı ileri giderek aklı örter, ifrat derecesinde bir hale bürünür. İşte bu hâl İslam’da tasvip edilmemiştir. Zira akıl olmadan kişinin sağlıklı bir şekilde yol yürümesi mümkün değildir. Zaten İslam, aklımızı korumayı bize bir vazife olarak vermiş ve aklı ziyan eden her hâli de haram kılmıştır.
“Akıllı kimse, nefsini kontrol eden ve ölümden sonrası için hazırlık yapan kişidir” (Tirmizî, Kıyâmet 25). Yol, aklın korunması ve imanla birleşmesiyle yürünür. Aklı örten aşırılık, hakikat yolcusunun en büyük engelidir.
İşte Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin öğretisi, ilahi öğreti olup, kula kulluğunu hissettirmek üzerine cari edilmiştir.
Daha sonra türeyen sayısız sahte kişiler, İslam’ın hak teslimiyetini örtüp, onun yerine İslam’a ithal edilen aşk üzerine yordam çizerek kişinin ferdiyetini kaybettirerek güdülen varlık ettiler. İşte güdülen varlık haline getirildikten sonra da, birçok insan hem kendisini hem de çevresini afete götürücü bireyler şekline dönüştürüldü.
“Allah’ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın, bölünüp parçalanmayın” (Âl-i İmrân 103). Tevhid bağı koparıldığında, kişi başka boyunduruklara girer. Gerçek kulluk, hak ipine sarılarak özgürlüğe ermek demektir.
Zira akıl uyutularak insanlığın azmi kendi unsurlarının ve emellerinin peşine taktırıldı. Öylece de tarihte birçok örgüt oluşturulup insanların can ve malları tehlikeye attırıldı. Öylece Rahmaniyet’in yolu tıkandırılıp, şeytaniyet üzerinden beslenen tipler dünyayı istila etti.
Oysaki yol, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin öğretisinden feyizlenen yoldu. İşte o yolda fenafillâh olayı hiç işlenmedi. Zaten fenafillâh sarhoşluğuna kapılan kişi, artık öz kimliğini kaybetmiş demektir.
“Kim Rahmân’ın zikrini görmezlikten gelirse, biz ona bir şeytan musallat ederiz. Artık o şeytan onun yakın dostu olur” (Zuhruf 36). Fenâ sarhoşluğu, zikirsizliğin karanlığına düşmekten başka bir şey değildir.
Fena olayını en iyi insanlara gösteren varlıklar ise, koyunlardır. İnsan koyuna bakarak Allah velisi olur. Birçok veli, koyun çobanlığı yapmıştır. Birçok peygamber de koyun çobanlığı yapmış, hatta bazı rivayetlere göre her peygamber koyun çobanlığını mutlaka yapmıştır.
Fena olayını en iyi yaşayan koyunlardır ifadesi şaka değildir. Hayatın realitesidir. Zaten fenafillâhtaki kişi veli değil daha yeni sıfır noktasına ulaşmıştır. Olayı bilmeyenler demesin ki koyunlardan veli çıkıyor diye. Zaten tüm hayvanlar şirk bakımından günahsız olup mahşere öylece geleceklerdir.
“Allah zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler” (Yûnus 44). Fenâ hali, koyunun itaatindeki saflığa benzer; fakat insana düşen, bekada kulluğunu bilinçle sürdürmektir.
Ama hayvanlar külliyen günahsız olmayıp, onların dahi kendi aralarında konulan hukuka kendileri riayet etmek zorundalar. Yoksa dünyadayken birbirlerinin hakkına tecavüz eden hayvanlar, kıyamet günü haklarını birbirlerinden alacaklardır. Nitekim Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurur: “Her hak sahibine hakkı verilecektir. Hatta boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan kısas yoluyla hakkı alınacaktır” (Tirmizî, Kıyâmet 2).
Bu hakikat gösterir ki, hesap günü hiçbir zulüm karşılıksız kalmaz. İnsana düşen, dünyadayken hak yememek ve ahirette kısasa muhatap olmamaktır.
Deruna doğru kişi yol alırken sıfır noktasına kadar gelinir. Sonra esas yolculuk başlar. Sıfır noktası fenafillâh hâlidir. Günah ve sevabın bittiği andır. İşte bu nokta hayvaniyet noktasıdır. Burasının ahalisi tesbih halindedir. İnsan hakkın sözünü kırdığında, hayvandan aşağı iner, esfel-i sâfilîne düşer. İman ve amelle yükselişe geçer.
İnsandan istenen ise zikirdir. Bilinçli bir dokunuş ve yükseliştir. Olaya üstten bakılarak anlaşılmaz. Az tefekkür ve tezekkür edilmesi gerekir. Olayı idrak etmek için Allah’ın yardımı istenmeli ve hakka rücu edilmelidir. Yoksa olayı anlamadan inkâr eder ve hakikatinden mahrum kalırız.
“Şüphesiz Allah’ın zikriyle kalpler huzur bulur” (Ra’d 28). Zikir, fena kuyusundan çıkıp bekaya yönelmenin en güçlü dayanağıdır. Zikirsiz yol, karanlık bir boşluk olur.
İnsan sadece Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin dizi önünde oturacak. Tıpkı namazda onun dizi dibinde oturduğu gibi ve Allah’a fena dairesinde değil, beka dairesinde yükselecek.
Öyle özgür ve bağımsız bir kul olarak sömürmeden ve sömürülmeden hakkaniyet dairesinde yürüyecektir. İşte kurtuluş Allah’a kul olmaktadır. Gayrı yollar karanlıktır. Lütfen uzak duralım.
“Kim bana itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur” (Nisâ 80). Resulün sünnetinde oturan, bekada yürümenin yolunu bulur. Kurtuluş, sadece Allah’a kullukla mümkündür.
Koyun örneğini şeksiz şüphesiz bir birliktelik için verdik. Ama insan koyundan çok farklıdır. İnsana verilen ders şudur: Kimseyi bu şekilde koyun şekline getirme.
Eğer insanları koyun edersen, önlerindeki nereye giderse, tümü oradan intihara gider. İnsan ne güden ne de güdülendir. “Râinâ demeyin, unzur-nâ deyin” (Bakara 104) ayetine idrakli bir ruh haliyle baktığımızda, insanları gütmenin yasaklanmış olduğunu fark ederiz.
Bu ikaz, insanı sürüleştiren anlayışlardan sakındırır. İnsana düşen, özgür bir kul olarak kendi iradesiyle Rabbine yönelmektir.
Ama insanları yetiştirmek emredilmiştir. Sen insanı yetiştirirsin, ama onun iradesini bloke etmeden özgür bir birey olarak yetiştirirsin. İşte aşk melekesi iradeyi bloke eder ve kişiyi fenafillâha kadar yolcu eder. Ama ötesine geçiremez.
Oysaki amaç ötesiydi. Zaten her hayvan kendi yaratılış hakikatinde fenafillâhı yaşar. İşte insan, az bir tefekkürle ulaşacağı yerin fena için değil, bekaya yol almak için var edildiğini fark edecektir.
“Andolsun ki Biz insanoğlunu şerefli kıldık” (İsrâ 70). İnsan, hayvandan ayrılır; çünkü bekaya talip olacak irade verilmiştir. Fena onun için başlangıçtır, asıl menzil bekadır.
İnsan et kemik bedenin zevkleri peşine düşerek işlediği günahlar hasebiyle basireti kilitlenir. Hayvandan aşağıya düşerek fenafillâh olayını anlamaz olur. İşte Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizden sonra birçok kişi, aşk melekesiyle insanları aşağıdan alıp fenaya ulaştırmaya çalışmıştır.
Belki de bunu iyi niyetle yapmışlardır. Ama asıl tehlike sonra başlamış ve orada tıkanıp kalmışlardır. Birçok vahdet sohbeti yapanlar işte bu noktadan yapar. Oysaki ötesi, artık vahdet-i varlığı birlemek değil, yaratım içinde yerini tespit etmektir. Öylece her yaratılanın hakkını eda etmektir. Halkın hakkını veremeyenler ise, daha bekaya adım bile atmamıştır.
“Kullara iyilik edin; Allah iyilik edenleri sever” (Bakara 195). Hak yolu, sadece fenada varlığı birlemek değil, mahlûkatın hakkını eda ederek bekaya yükselmektir.
Fenafillâh, yolun bir durağıdır, asıl gaye değildir. Kalbi zikirle diri tutmak, ilimle aklı beslemek, sünnete uyarak bekaya yürümek gerekir. İnsan kendisini sürüleştiren anlayışlardan sakınmalı, özgür bir kul olarak iradesini Allah’a teslim etmelidir.
Günlük hayatta kulluğu bilinçle yaşamak, hem ferdi hem de toplumsal adaleti ayakta tutmak için şarttır. Gayrı yollar karanlıktır; kurtuluş ise Allah’a kul olmak, Resulün yolunda sabırla yürümektir.