Aziz kardeşim, sakın şu şeytanî oyuna gelme. Zira şeytanın sadece soldan değil, sağdan da yaklaştığını unutma.
Şeytan bazen inkârla değil, “din kisvesiyle” yaklaşır. Hakkı örterken haktan söz eder. Sağdan yaklaşmak, iyiliği kötülükle karıştırmak, ameli ibadet zannedip içini boşaltmaktır. O, insana “niyetini düzelt” der ama niyeti söndürür. Bu yüzden Kur’an, “Şeytan size dost görünür, hâlbuki o apaçık bir düşmandır.” (Fâtır, 6) buyurur.
Ecnebi karanlık güçler “Yaptığını Allah için yap, sevap için yapma.” diyerek bir yanlışlığı bize ilka edip bizi sevaptan mahrum ettiler. Neymiş, Allah içinmiş, sevap için değilmiş…
Bu söz, ilk bakışta doğru gibi görünür ama içinde ince bir tuzak saklıdır. Çünkü “Allah için” yapılan her amel zaten sevaptır. “Sevap” Allah’ın rızasına yaklaşmayı ifade eder. Bu ayrımı koymak, niyetle sonucu birbirinden koparmaktır. Hâlbuki niyetle netice arasında kopmaz bir bağ vardır.
Öylece birçok kişi, “Ben sevap için değil, Allah için yapıyorum.” der en başta. Sonra şeytan ikinci kartını kullanır ve der ki: “Allah’ın ameline mi ihtiyacı var?” İşte burada vehim devreye girer ve ameli terk ettirir.
Şeytan önce niyeti bozar, sonra ameli iptal ettirir. “Allah’ın ameline ihtiyacı yok.” diyerek kula, “O hâlde yapmana gerek yok.” fısıldar. Evet, Allah’ın hiçbir şeye ihtiyacı yoktur; ama bizim kurtuluşumuz, yaptığımız amellerdedir. Şeytan, tembelliği teslimiyet gibi gösterir. Hâlbuki teslimiyet, emredileni yapmaktır.
Yahu zaten sevap Allah için olanda vardır. Sen Allah için yaptığın eylemden sevap alırsın. Zaten amaç o sevaba kavuşmaktır.
Sevap, sadece bir ödül değil, bir yakınlık ölçüsüdür. Kul, Allah için yaptığı amelle Rıdvânullah’a (Allah’ın rızasına) yaklaşır. Sevap, o yakınlığın işaretidir. Kim Allah için verir, sever, çalışırsa; o sevabı, yani Rabb’ine yakınlığı kazanır.
Zira Allah’ın hiçbir amelimize ihtiyacı yoktur. Bizim ihtiyacımız amele vardır ve amelin karşılığına da sevap denilmiştir.
Amel, kulun nefesidir; sevap, o nefesin karşılığıdır. Allah, kullarını amel ile olgunlaştırır. O’na ibadet eden, O’nun için temizlenir; çünkü ibadet, Allah’ı değil, kulun ruhunu parlatır. “Kim zerre kadar hayır işlerse onu görür.” (Zilzâl, 7) âyeti, amelin değerini gösterir.
İşte biz Allah rızası için yaparız, sevap elde ederiz; yani o amelimizle Allah’a yaklaşırız. Onun için de “Sevap için değil, Allah için yap.” diyene sakın aldırış etme.
Allah için yapılan amel zaten sevaptır. İkisini ayırmak, kalbi karıştırmaktır. Sevap, Allah’a yaklaşmanın adıdır. Allah için yapmak” demek, zaten sevap için yaşamaktır. Çünkü sevap, Allah’ın kuluna yaklaşma lütfudur.
Zira zaten farkı yok ki. Allah için yap, yani Allah’a yaklaşmak için yap. İşte Allah’a yaklaşma derecelerine sevap denilmiştir. Amaç, sevap elde etmek; yani Allah’a yaklaşmaktır.
Sevap, nicelik değil, yakınlıktır. Her iyilik, bir adım daha yaklaşmaktır. Her dua, bir basamak daha yükselmek demektir. Cennet, sevabın mekânıdır; çünkü orada Allah’a en yakınlar yaşar. “Onların duaları orada ‘Elhamdülillah’tır, son sözleri de ‘Hamd, âlemlerin Rabbi Allah’adır.’ olur.” (Yûnus, 10)
Zira sevap, Allah’a yaklaştıran her hâlettir. Günah ise, Allah’tan mahrum eden her hâlettir. Sevap, bir yakınlık halidir; günah, bir uzaklaşma. Her sevap kalbi arındırır, her günah perde örer. İnsan, ameliyle Rabb’ine yönelir; terk edişiyle O’ndan uzaklaşır. O yüzden sevap sadece “iyilik puanı” değil, manevî mesafe ölçüsüdür.
“Kim zerre kadar hayır işlerse onu görür; kim de zerre kadar kötülük işlerse onu görür.” (Zilzâl, 7–8) “Allah sizin amellerinize değil, kalplerinize bakar.” (Müslim, Birr 33) “İman edenler ve salih amel işleyenler; işte onlar cennet halkıdır.” (Bakara, 82)
“Ameller niyetlere göredir; herkes için niyet ettiğinin karşılığı vardır.” (Buhârî, Bed’ül-Vahy 1) Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz buyurur: “Allah’a en sevimli amel, az da olsa devamlı olandır.” (Müslim, Müsafirin 215)