Tam teslimiyet kalbin bir his halidir ki, bu hal imanla veya inkârla ilişkili değildir. Kalbin kayıtsız şartsız kendisini içsel döngüye teslimiyeti ile kendisine olan akım başlar.
Teslimiyet, kalbin Allah’a “evet” deyişidir. Akıl sorgular, kalp ise rıza gösterir. Kalbin bu “evet”i, kaderin kapısını açar. Çünkü Allah, kulunun teslimiyetine göre rahmetini tecelli ettirir. “Kim Allah’a tevekkül ederse, O ona yeter.” (Talâk, 3)
Eğer bu teslimiyet hali yoksa kişinin isteği hiçbir zaman yerine gelmez. Sonra da dışarıda sebepleri arar durur. Sebep aramak gaflettir. Çünkü sebepler sadece surettir, fail daima Allah’tır.
Kalp teslim olmadıkça kul, daima dışsal nedenlerle uğraşır. Teslimiyet, sebepleri değil Müsebbib’i görmektir. “Her şeyin dönüşü Allah’adır.” (Nur, 42)
Oysaki kalbinin teslimiyeti, onu özüyle senkronize etmiş ve her istediğini kendisine çekip getirmişti. Kalp, öz (hakikat) ile birleştiğinde, “dua” kaderle aynı hizaya gelir. Artık dilek ile ilahi irade arasında çatışma kalmaz. “Kalp doğru olursa, bütün beden doğru olur.” (Hadis)
Allah insanı yaratarak zaten eline bir irade bahşederek var eylemiştir. Bu irade ile kişi, özüyle ya senkronize hali yaşar ve istediğine kavuşur veya yüzeysel davranıp özündeki nurdan mahrum olarak yaşar.
İrade, insana verilen en büyük emanettir. O emaneti Hakk’a yönelten kurtulur, nefsine yönelten helâk olur. “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara teklif ettik; onlar onu yüklenmekten çekindiler. Onu insan yüklendi.” (Ahzâb, 72)
Özündeki nuru kendi faaliyet alanına senkronize ettiğin kadar da dünyadaki yaşamında hedeflerine ulaşırsın. Yoksa hep birilerini suçlayarak ömür tüketirsin.
Oysaki her şey sendeydi ve senle olay faaliyete geçiyordu. Kader, kulun kendi içinde başlar. Dışta gördüğün her şey, içte ektiğin tohumun meyvesidir. “Allah bir kavmi, onlar kendilerini değiştirmedikçe değiştirmez.” (Ra’d, 11)
İrade elinde elimizde ama irademizi içsel teslimiyet yerine dışsal baskılama için kullanırsak, hedefimize ulaşamadığımız gibi, elimizdekileri de tepe tepe yoksallaşıp kalırız. Zorlayan nefs, teslimiyetin düşmanıdır. Kalp baskı altında çiçek açmaz. Teslimiyet, serbest bırakmak değil, Hakk’ın akışına katılmaktır. “O’na yönelenin işi kolaylaşır.” (Leyl, 7-8)
Onun için de denilmiştir ki; şükrede nimetler artar, küfreden ise, üzerindeki nimetler de çekilip alınacaktır. Şükür, teslimiyetin sesidir. Teslim olmayan şükredemez; şükürsüz kalp, nimet kapısını kapatır. “Andolsun, şükrederseniz artırırım.” (İbrahim, 7)
İnsanın içindeki muhteşem özelliklerini kullanmaması için, ayetlerdeki anlam inceliklerini gizleyip dışsal kalıba göre anlamlar verilerek akleden kalpleri hakikatten uzaklaştırmak istenilmiştir.
Kur’an’ın zahirini okuyan çoktur, ama bâtınını okuyan azdır. Zahir kabuktur, bâtın özdür. Hakikate ulaşmak için kalp gözü açık olmalıdır. “Bu, apaçık bir kitaptır. Onu ancak temizlenenler dokunur.” (Vakıa, 77-79)
O istemezse ben bir şey yapamam lakırdısıyla insanları gerçek hedefinden uzaklaştırmış, insanın iradesinin sanki onun isteği dışında var olmuş hissinin yanlışını deklere edercesine, hakikatin penceresinden bakmaktan mahrum etmek istemişlerdir.
Bu söz, tevekkül değil, tembelliktir. Hakikatte Allah diler ama dilediğini dilemesi için kulun yönelmesi gerekir. Kul yönelmedikçe, rahmet kapısı açılmaz. “İnsana ancak çalıştığı vardır.” (Necm, 39)
Zira insanlık düşmanı o kadar akım ve felsefi bakışlar vardır ki, hakikati perdeler ve kişinin özüne inmekten mahrum ederek sömürürler. Her çağda “şeytanî bilgi” vardır. O bilgi, aklı büyütür ama kalbi öldürür. Tasavvuf, kalbi diriltme sanatıdır. “Onlar kalpleri vardır, ama anlamazlar.” (A’râf, 179)
Her şeyden önce teslimiyet deriz. Bu teslimiyetin ne olduğu ise bir türlü anlaşılmaz. Aslında teslimiyeti her birimiz farkında olmadan yaşarız. Farkında olup olmaması bilincimiz tarafından test edilmeden bize sonuçları yaşatır. Teslimiyet, bazen farkında olmadan “evet” deyişimizdir. Kalp teslim olduğunda, bilinç yetişemese bile rahmet işler. “Allah kalplerde olanı bilir.” (Âl-i İmrân, 154)
Teslimiyet, kalbin kayıtsız şartız bir işe yönelme isteğidir. Kayıt ve şart olduğunda ise, kişilik bilinci mutlak bilinçle irtibata geçemez olur. Şart koşmak, nefsin işidir; kayıtsızlık, kalbin işidir. Teslimiyet, “Ya Rabbi, nasıl istersen öyle olsun” diyebilmektir. “Rabbinin hükmüne sabret.” (Tûr, 48)
Genel olarak ise, nefsimizin bencilliği ön planda olduğu için, öz alt bilincimizi mutlak bilinçle senkronize eden hal yakalanmamakta ve ihtiyacımız da giderilmediği yanıp tutuşuruz. Sonra da suçu sağa sola veya Allah’a atarak perdeleniriz. Nefsin bahanesi, aklın mazereti olur. Oysa teslimiyet, “neden” sorusunu susturur. “O, yaptığından sorulmaz; onlar sorulur.” (Enbiyâ, 23)
Oysaki çok safiyane bir kalp ile yönelim yapılacaktı. Tüm olay bundan ibaretti. İşte nefsin bencilli buna mani olmuş ve kişiyi hedefinden mahrum etmişti. Safiyet, teslimiyetin kapısıdır. Kalp saf olunca dua da saf olur. “Allah ancak temiz kalp ile geleni kabul eder.” (Hadis)
Kalp teslimiyeti yaşadığında, kişi emeline kavuşur. Bu teslimiyet, bilmişlerde zor oluyor. Çünkü zihnine aşırı bilgi yüklemiş ve bu bilgi yığını kalbini bağlamıştır. Bu şekilde kalbi istila eden bilgi zaten kişiyi hedefinden mahrum etmiştir.
Bilgi, eğer marifete dönüşmezse perde olur. Kalp, hakikate giden yolu akılla değil, sezgiyle bulur. “Allah kalpleriyle hidayeti dileyene yol gösterir.” (Ra’d, 27)
O yüzden de, okuduğu onun şeytanı olmuş ve bir türlü amacına ulaşmıyor. O yüzden de, ihtiyaç kadar bilmek lazımdır. Oysaki bilgisiz olanların teslimiyeti çok daha hızlıca olmakta ve kalplerine açılan pencere daha hızlıca kanatlarını sonuna kadar açmaktadır. Bu, “ilimle kibirlenen”lerin halidir. Hakiki âlim, bildiğiyle amel edendir. “Bildiğiyle amel etmeyenin ilmi, ona delil olur.” (Hadis)
Kalp güçlenince ise, artık istediği kadar öğrenir. Artık tehlike kalmamıştır. İşte hayatın bir sırrı da budur. Yani tam teslimiyettir. Teslimiyet, kalbin kaslarını güçlendirir. Sabır ve şükürle beslenen kalp, her bilgiyi taşır hâle gelir. “Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara, 153)
Bu teslimiyetin herhangi bir dini inançla da alakası yoktur. Direk kişisel sezgi ve hissiyatla ilintilidir. Örneğin kişi ineğe tapar ama gönlü teslim halde olur ve amacına ulaşır. Ama kişi Müslüman ama gönlü teslimiyetsiz, bir türlü istediğine kavuşmaz.
Zaten İslam adı da teslimiyete dayanır. Buradaki mana, “teslimiyetin yasası”nın evrenselliğidir. Her kalp neye teslim olursa, onun hükmü altına girer. “Her ümmetin bir yöneldiği yön vardır.” (Bakara, 148)
İşte zihni tutsak eden fikirler, kişinin teslimiyet direncini kırar ve kişiye hedefine ulaşmaktan mahrum eder. Aklın putu yıkılmadıkça kalp secdeye varamaz. “Kalpleri var, ama anlamazlar.” (A’râf, 179)
Kişi teslim olursa rabbinin tüm rızasına ve her vereceğine gönülden teslim olursa, emin olsun ki, kısa sürede amacına ulaşacaktır. Ama kalbinde hiç ihtilaf bırakmadan hakiki bir teslimiyetle teslim olsa… Teslimiyet, kalpteki şüpheyi öldürür. Şüphe ortadan kalkınca, tecelli başlar. “Kim Allah’a teslim olursa kurtuluşa ermiştir.” (Lukman, 22)
Teslimiyet kayıtsız şartsız boyun bükmedir. Tam bir teslimiyet ile yapılan dua, bırak kişinin isteklerinin kendisine ulaşmasını, dağı yerinden kaydırır. Teslimiyet, gözü kapalı ateşe atla derse, ateşe dahi atlamaktır.
İşte bu şekilde kalpteki şeksiz şüphesiz yürüyüşüdür. Yani o biçim tam teslim oluştur. Teslimiyet, Hz. İbrahim’in (aleyhisselam) ateşe atlayışıdır. Çünkü ateş yakmaz, eğer kalp Hakk’a yanmışsa. “Ey ateş, İbrahim’e serin ve selamet ol.” (Enbiyâ, 69)
Her bozulan iş, bilelim ki kalbin teslimiyetindeki arızadan dolayıdır. İşleri olan da tam teslim olduğu için işleri oluyor. Ama genel olarak teslim olduklarının farkında bile değillerdir. Teslimiyet gizlidir. Çoğu insan teslim olduğunun farkında değildir; çünkü kalp işi görünmezdir. “İyiliği Allah bilir.” (Bakara, 197)
Dışarıdan bakan ise, der ki neden onun işi oluyor da benim olmuyor? Çünkü gönül dünyalarına hâkim değildir. Teslimiyet gönül dünyasının ferasetidir. Gönül dünyası teslim olduğunda, kişi mutlaka emeline kavuşur. İsterse Allah’a iman etsin veya etmesin bu olay fark etmez. Yoksa bocalar durur. Bu herkes için geçerlidir. Dünyalık veya ahretlik yaşama fark etmez.
Kalbin feraseti, dinin zahirinden öteye uzanır. Feraset, teslim olmuş kalpte Hakk’ın bakışıdır. “Müminin ferasetinden sakının; çünkü o Allah’ın nuruyla bakar.” (Hadis)
Hepimiz kusurluyuz ve bu teslimiyeti çok az farkında olarak yaşarız. Genelde de farkındalıksız yaşarız. Kusur bilmek, teslimiyetin başlangıcıdır. Kusurunu gören, Hakk’ı görür. “Nefsini bilen, Rabbini bilir.” (Hikmet)
Gerçekten uyanman lazımdır. Bu olayı dar kalıptan değerlendirmeyin hem şeytanı da dinlemeyin. İşleyiş tarzını lütfen öğrenin. Şeytanın en büyük hilesi, teslimiyeti akıl oyununa çevirmesidir. Hakk’a yönelen kalp, şeytanı susturur. “Şeytanın hilesi zayıftır.” (Nisâ, 76)
Dünya sınav yeri olduğu için de iman etmeyene de Allah, yaşam alanı vererek ona kalbinin teslimiyetinin karşılığını yaşatır. Sistem işliyor, uy ve yaşa. Bu, “sünnetullah”ın gereğidir. Allah’ın sistemi, iman edenle etmeyeni ayırmaz; kim kanununa teslim olursa, onun sonucunu yaşar. “Biz her şeyi bir ölçüyle yarattık.” (Kamer, 49)
Kalbi teslimiyet evet bu çok önemlidir. Olayı tek tek izah ediyorum. Süt istemeyen bebeğe anne süt emzirmez. Ağlar ki süt emzirsin. İşte bebek dahi süt istemek için ağlamaz da gülerse, annesi süt vermez. Diyecek ki bebeğimin keyfi yerinde ve tok. İşte istemenin de kuralları vardır.
İşte kuralına göre isteyeceksin ve senin olacak. Dua, kalbin ağlamasıdır; dilin değil. Kalp gerçekten “isteyince” rahmet akar. Çünkü Rahman, samimiyetin sesine icabet eder. “Rabbiniz buyurdu ki: Bana dua edin, size cevap vereyim.” (Mü’min, 60)
Eğer ki kalbin tam bilinçli bir şekilde teslimse, her isteği önüne kayıtsız şartsız gelir. Örneğin Hz. Meryem aleyhisselam gibi. Cennet sofrası gökten iner önüne. İş teslimiyette bitiyor. Bu olayın sırrı budur ki başka da bilmem. Teslimiyet, sebepleri ortadan kaldırır. Çünkü tam teslim olanın Rabbi, sebepleri ona hizmetkâr kılar. Hz. Meryem (aleyhisselam) teslimiyetin sembolüdür. “Ne zaman Zekeriyya, Meryem’in bulunduğu mihraba girse, onun yanında bir rızık bulurdu.” (Âl-i İmrân, 37)
Sen dersen ki Allah benim de önüme koysun, o zaman Hz. Meryem aleyhisselam gibi teslim olacaksın. Yoksa çalışacaksın ve sebeplere yapışarak hedefine ulaşacaksın ama sebeplere yapışınca da, kalbindeki teslimiyetin şiddetine göre kendisinde tecellinin zuhur edeceğine şahit olacaktır.
Sebeplere sarılmak, tevekkülün zıddı değildir. Fakat kalbi sebeplere bağlamak, teslimiyeti bozar. Teslim olan, sebepleri sadece perde bilir. “Devenizi bağlayın ve Allah’a tevekkül edin.” (Hadis)
Madem o teslimiyet yok, o zaman ara bul isteğini. Sakın ha “Allah istemezse ben nasıl bulayım” deme. Sen yaratılmışsan, dilemen de yaratılmıştır. Dilemek bile bir yaratılış fiilidir. Dua, insanın yaratılışına kazınmış bir çağrıdır. Dileyen, yaratılış kanununa uyar. “Siz istemedikçe Allah dilemez.” (İnsan, 30)
Yok öyle iki kuruşa beş köfte, bunu sil kafandan ve bil ki sen mutlak teslim değilsen, çalışmak zorundasın. Tüm sebeplere asılacaksın ki eresin. Teslimiyet, tembellik değildir. Teslim olan, sebepleri inkâr etmez; sebepleri de Hakk’ın elinde görür. “İnsana çalışmasından başka bir şey yoktur.” (Necm, 39)
Sakın ha öyle şeytani cümlelere aldırış etmeden olaya hâkim olalım. Kafamızdaki kilitler kıralım. Yoksa mutlu olamayız. Şeytan, insanı gafletle zincirler. Kalbin teslimiyeti, bu zincirleri kırar. Teslimiyet, içsel özgürlüktür. “Şeytanın hâkimiyeti, ancak kendisini dost edinenler üzerinedir.” (Nahl, 100)
İşte ey dost; gönülden teslim ol, odur senin ilacın. Eğer veya âmâların varsa bil ki teslimiyette değilsin. Teslimiyet, gönlün şifasıdır. Kalp Hakk’a eğildiğinde, her yara kapanır. “Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Ra’d, 28)
Her hal ve şartta kabul ve teslim olmaktır hakka teslimiyet. Eğer kuş kadar teslim isen rızkın önüne gelir. Değilsen, çalışmak zorundasın.
Rızık, teslimiyetin bereketidir. Kalbi Allah’a bağlayan, rızka değil rızkın Sahibine güvenir. “Yeryüzünde hiçbir canlı yoktur ki, rızkı Allah’a ait olmasın.” (Hûd, 6)
Kayıtsız şartsız hakka teslimiyetle yükselir kişi. Örneğin dersin ki, ya rabbi ne versen kabulümdür, ben kayıtsız şartsız sana teslimim. Ve kalben bunu hissedersen, işte o zaman yoldasın demektir. Bu söz, kulun Hakk’a tam yönelişidir. Rıza hâli başlamıştır. Artık dualar “emir kipinde” değil, “yakınlık lisanında” olur. “Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah’tan razı olmuşlardır.” (Beyyine, 8)
Teslimiyet, aklın değil kalbin makamıdır. Bu hâl, “bilmiyorum ama inanıyorum” diyen kalbin Hakk’a secdesidir. Aklın gücü sınırlıdır; kalp, sonsuzun dilini bilir.
Teslim olan, artık “neden” sormaz; çünkü bilir ki, O ne yaparsa güzeldir. Hakikatte her iş, “La havle ve la kuvvete illa billah” sırrıyla yürür. Yani “ne hareket var ne kudret, ancak Allah’la.” Teslimiyet bu hâlin kalpte hissedilmesidir.
Her gün birkaç dakikalığına kalbini sustur ve sadece “Ben Rabbime teslimim.” de. Dua ederken isteklerini şart koşmadan dile getir. “Ya Rabbi, senin bildiğin benim bilmediğimdir.” diyerek teslim ol.
Başına geleni sorgulama, ondaki hikmeti ara. Çünkü teslim olan için her olay bir öğretmendir. Şükret, çünkü şükür teslimiyetin nefesidir. Kalbinde öfke, hırs, kıskançlık gibi ateşleri tutma; teslimiyetin toprağına göm ki rahmet filiz versin.