303) NEDEN SINAVA TABİ TUTULUYORUZ

Allah her kişiyi ayrı bir tarzda sınar. Bu sınama sadece iman ehlini kapsamaz. İman etmeyen kişiler dahi günlük planda birçok sınamaya tabi edilir.

Sınav, varlığın gereğidir. Zira sınav olmadan farkındalık doğmaz. “Hanginizin daha güzel amel edeceğini denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur.” (Mülk, 67/2) Sınanmak, yaşamanın kendisidir.

Sınamanın birinci nedeni, iddiadır. Kişi iddia ettiği yerden sınanır. Bu da en çok, afakında gördüğü insanların hal ve vaziyetlerini kınadığı ve yargıda bulunduğu için sınanır. Bu durum iman edenler için geçerli olduğu gibi iman etmeyen kişiler için de gerçekleşir. İşte bu, Allah’ın mutlak adaletinden dolayıdır.

İddia, imtihanı çağırır. “Ben sabırlıyım” diyene sabır imtihanı gelir. “Ben adilim” diyene zulümle yüzleşme düşer. Kınadığın hâl, bir gün aynada sana döner. Bu, ilahî adaletin dengeleme yasasıdır.

Zira her bir sınama ile kişinin bilincinin üzerine bir perde çekilir. İşte bu perdeden kurtulması için ancak, kınadığı ile yüzleşince temizler.

Perdeler, insanın kendini tanıması içindir. Her sınav, o perdeyi aralamak için gelir. “Allah onların kalplerine mühür vurmuştur.” (Bakara, 2/7) Mühür, kişinin kendi yaptığı perdedir. İmtihan ise o mührü açan rahmettir.

Ayrıca insanın sınavları, onun iç dünyasını arındırmaya yöneliktir. Bu dahi iddiaya dönük başına gelir. Zira iman en büyük iddiadır. İman etmişsen Allah’a, imanında gerçekten samimi misin değil misin diye, önüne imanın istikametinde sınama gelir.

İman “inanıyorum” demekle değil, sabırla ispatlanır. “İnsanlar, ‘İman ettik’ demekle bırakılacaklarını mı sandılar?” (Ankebût, 29/2) Her sınav, “gerçekten inanıyor musun?” sorusunun tecellisidir.

İşte bu sınamanın en büyük nedeni iç dünyamızı çevreleyen masivayı (Allah’tan gayrıyı) yok etmeye dönüktür. Zira iman, mutlak olarak masivanın terkine yöneliktir. Mutlak kuvvet ve kudret sahibi olarak Allah’a teslimiyete yöneliktir.

Masiva, kalbi perdeleyen her şeydir. Sınav, masivayı kırmak için gelir. Kişi acı çektiğinde aslında perdeleri soyulur. “Allah, dilediğini saflaştırır.” (Nur, 24/21)

İşte kişi, iç dünyasındaki masivayı yok etmek içindir tüm sınav oyunu ve öylece masivayı yok etmeye dönüktür tüm çizilen mukadderatlar.

Kader, masivayı çözmek için yazılmış bir hikmettir. Her hadise, içteki bağı çözmek içindir. “Başınıza gelen her musibet, kendi ellerinizle yaptıklarınızdandır.” (Şûrâ, 42/30)

Başka hiçbir yön ve amaç yoktur. Başka da bir şey, sınav konusu değildir. İşte masivayı terk ediş halleri ise her kişide ayrı olur. Çünkü her kişinin iç dünyasındaki masivanın boyutu farklı farklı olur.

Kimde hangi bağ varsa, imtihan oradan gelir. Kimin zaafı evlattadır, oradan sınanır; kimin kalbi maldadır, oradan çözülür. “Rabbin, kimini kimine derece derece üstün kılmıştır.” (Zuhruf, 43/32) Bu fark, imtihanın rengidir.

Biri sağlıktan, biri eşten, biri maldan, biri fakirlikten, biri ahbaptan, biri komşudan, biri makamdan, biri anneden, biri babadan, biri evlattan… cetveli uzayıp gider.

Her sınav, kişiye özel ölçülür. “Allah, kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.” (Bakara, 2/286) Bu ayet, imtihanın adalet terazisidir.

Öylece kişi sınamasını yaşar ve ömrünü tüketir. Masivadan mücerret olan ise kurtulur. Gerisi, üzerindeki masiva kadar yanar.

Dünya bir arınma ocağıdır. Masivadan kurtulan, yanmaktan kurtulur. “Kim dünyada körse, ahirette de kördür.” (İsrâ, 17/72) Körlük, masivanın karanlığıdır.

Aslına her sınama bir yanıştır. Burada et-kemik beden bizle olduğu için yanışlarımız daha kısa sürmektedir. Kabirde ise, bedenden mütevellit beden ile yaşam devam ettiği için, arınma sürmeye devam eder. Bu arınma kıyamet sürecinde de devam eder.

Sınavın bedeli dünyada hafiftir; ahirette ağırlaşır. Arınma burada kolaydır, çünkü zaman vardır. “Bugün amel, hesap yok; yarın hesap, amel yok.” (Hadis) Bu dünya, pişme yeridir.

Allah bizi sınarken, aslında biz bizdekiyle sınanıyoruz. Öylece kendimizi bir adım daha tanıyıp üst seviyeye sıçrama yapıyoruz.

Her imtihan, “kendinle yüzleşme”dir. Dışta görünen musibet, içteki cevheri açar. “Kendi nefsinizde de (ayetlerimizi) göstereceğiz.” (Fussilet, 41/53)

Hazine sende, ne varsa sende, gayriye yok mahal derken, aslında tüm tanımanın yolunun bizden geçtiği ve afaka öylece yönelim yaptığımız hakikatini idrak içindir.

“Gayri yok mahal” sözü, vahdetin sır kapısıdır. Her şey sende; dışarıda gördüğün, içindeki hâlin yansımasıdır. “Kendini bilen Rabb’ini bilir.” (Hadis)

Seyr eğer, enfustan (içten) aflağa (dışa) ise amacına ulaşır. Afaktan enfusa ise, teferruatta kaybolur. Yol, içten dışa olmalıdır. İçteki Allah’ı tanıyan, afakta O’nu görür. Dıştan bakarak içe ulaşmak isteyen, surette kalır. “İçinizi düzeltin ki, dışınız da güzel olsun.” (Hadis)

Onun için de, nefsini tanıyan Rabb’ini tanır denilmiştir. Nefsini bilen, benliğin ardındaki Rabb’i bulur. Nefsiyle savaşan, Allah’ın dostluğuna yaklaşır. “Kim nefsini tezkiye ederse kurtuluşa erer.” (Şems, 91/9)

Ama okumanın, Rabbin ismiyle olduğu gerçeği yansıtılmıştır. Yani kişi istediği kadar nefsini tanısa, eğer varlık âlemine Rabbinin adıyla bakmasa, gene de olayı çözemez ve nefsini Firavunlaştırmaya kalkışır.

“Oku, Rabbinin adıyla oku.” (Alak, 96/1) Nefsini tanımak yetmez; onu Rabb’in adıyla okumazsan, ilim seni kibirle zehirler. Firavun da kendini tanımıştı ama Rabb’ini unuttu.

İşte Kur’an bizim için en büyük rehberdir. En güzel yol tanıtma rehberidir. Kur’an, sınavın kitapçığıdır. Her soru, orada cevabını bulur. “Şüphesiz bu Kur’an, en doğru yola iletir.” (İsrâ, 17/9)

Elbette hep Allah bizimledir ama biz amellerimizle ondan uzağa düşmüş oluruz. İşte sınamalarla ona yeniden yaklaşırız. Allah uzaklaşmaz; kul uzaklaşır. Musibet, kulun geri dönmesi içindir. “O size şah damarınızdan daha yakındır.” (Kaf, 50/16) Sınav, o yakınlığı yeniden hatırlatmaktır.

Peygamberimizin (sallallahu aleyhi ve sellem) şu duası çok manidardır: “Allah’ım! Senden Seni sevmeyi, Seni sevenleri sevmeyi ve Senin sevgine ulaştıran ameli yapmayı isterim.” Bu dua, imtihanın özünü anlatır: sevgiyi öğrenmek. Allah, seven kalpleri sınavla olgunlaştırır. “Allah bir kulu severse, onu musibetle sınar.” (Tirmizî, Zühd, 57)

Öylece kişi, Allah’ı sevenleri gördükçe Allah’ı hatırlar ve sınamalarını daha hızlıca atlatıp gönlüne Allah’ı nakşeder. Öylece enerjik dolu olur. Allah dostları, ilahî sevginin aynalarıdır. Onlarla olmak, kalbi nurlandırır. “Salihlerle beraber olun.” (Tevbe, 9/119)

Yani Allah dostları, yeryüzündeki somut olan Allah sevdasının kanıtıdırlar. O yüzden de Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) der ki: “Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız.” İman, sevgiyle kemale erer. Allah sevgisi, kardeş sevgisiyle tamamlanır. Çünkü muhabbet, vahdetin tohumudur.

Subhânellah… İman birbirini sevmeye dayanıyor. Çünkü öylece kişi yalnızlıktan kurtulmuş olur. Öylece kendisini tanıyıp üzerine gelen sınamaları el birliği ile atlatır. Yalnızlık, şeytanın tuzağıdır. Cemaat, Rahman’ın rahmetidir. “Mümin mümine karşı bir bina gibidir; birbirini tutar.” (Buhârî, Salât, 88)

Zira kişi yalnız kalınca şeytani evhamlar üzerine daha çok inecektir. O yüzden de Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) der ki: “Halkın içinde olan iman ehli kişi, kenara çekilip halktan el etek çekenden daha hayırlıdır.”

İnsan, toplumda pişer. Halkın içinde Hakk’la olmak, halvetin en yücesidir. “İnsanlarla beraber olup eziyetlerine sabreden mümin, onlardan uzaklaşandan hayırlıdır.” (Tirmizî, Kıyâmet, 55)

O yüzden de cemaatle kılınan namaz, yirmi yedi kat daha yüksek maneviyat, kişinin ruh dünyasına nakşeder. Camide kılınan ise, yetmiş kat daha yüksektir. Camide cemaatle kılmak ise 27×70=1980 kat daha âlidir.

Cemaatin sırrı, birliktir. “Cemaatte rahmet, ayrılıkta azap vardır.” (Hadis) Birlikte kılınan namazda, rahmet birleşir; ruhlar birbirine destek olur.

İşte o yüzden bizler birbirimizle Rahman’ın huzurunu hissederiz. Öylece mutlu oluruz. Ama şeytan hep devrede ve bizi yalnızlığa çekmek için uğraş vermektedir.

Şeytan, ayırmak ister; Rahman, birleştirmek. Her yalnızlık hissi, bir vesvesedir. “O, bozgunculuk çıkarır, ama barışçı görünür.” (Bakara, 2/204)

İlim ehli olalım ki şeytanın oyunlarını tersyüz edelim. Yoksa bizi kandıracak ve bizi bizden edecektir. Öylece bizi yalnızlığa itecek ve sınavlarımızı geçmemek için elinden geleni yapacak; öylece de kaybetmemizi sağlayacaktır. İlim, şeytana karşı zırhtır. Cehalet, vesvesenin yoludur. “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu?” (Zümer, 39/9) İlimle donan, sınavda yanılmaz.

“Hanginizin daha güzel amel edeceğini denemek için ölümü ve hayatı yaratan O’dur.” (Mülk, 67/2) “İnsanlar, ‘İman ettik’ demekle bırakılacaklarını mı sandılar?” (Ankebût, 29/2) “Allah bir kulu severse, onu musibetle sınar.” (Tirmizî) “Allah, kimseye gücünün yettiğinden fazlasını yüklemez.” (Bakara, 2/286) “Kalpler ancak Allah’ı zikretmekle tatmin olur.” (Ra’d, 13/28)

Sınav, masivayı yakmak içindir. İmtihan, arınmanın adıdır. Kınadığın yerden sınanırsın. Allah dostları, sınavlarda hatırlatıcıdır. Cemaat, yalnızlıktan koruyan rahmettir. Her sınav, seni Rabb’ine bir adım daha yaklaştırır.