323) ERİLİN VE DİŞİLİN HAKİKATİ

Hani hep dişil kadından bahsediliyor ya… Oysa kadının tamamlayıcısı olan eril de belli bir kıvamda olmalı. Çünkü dişil derinliktir ama yön ister; eril de yönün kendisidir.

Kadın varlığın kalbidir, erkek ise onun istikametidir. Kalp atmazsa yön anlamsız olur, yön olmazsa kalp şaşar. İşte hayat, bu iki hakikatin birbirine yönelmesiyle dengede kalır.

Hakikat, kutupların zıtlığında değil, birbirini tamamlamasındadır. “Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini var eden O’dur.” (Nisâ, 1)

Eril erkek mıy mıy olmaz. Kökü toprakta, bakışı ufuktadır. Az konuşur, öz söyler; konuştuğunda sözü yankılanır kadının kalbinde. O anda kadın susmaz aslında, sadece teslim olur. Çünkü o sesin ardında şiddet değil, kudret vardır.

Hakikatini bilen eril, hükmetmez; yön verir. Zira bilir ki kadına hükmetmek kendine yenilmek, kadını anlamaksa kendi özünü fethetmektir.

Eril, gücünü kudretten değil, hikmetten alır. Kadına yön verirken aslında kendi nefsine yön verir. Hükmeden değil, yöneten eril; yıkıcı değil, yapıcıdır. Onun hükmü sevgidendir, buyruğu rahmettendir. “Kuvvetli olan, öfkesini yenen kimsedir.” (Hadis-i Şerif)

Gerçek eril, kadını fethederken aslında kendi zaaflarını, korkularını ve çocuk yanlarını fetheder. Çünkü kadının aynasında kendini görür. Eğer o aynada kendi eksikliğini inkâr ederse, şiddete döner. Ama o aynada diz çöküp nefsine bakarsa, asıl erilliğe adım atar.

Her kadın, erkeğin nefsine tutulan bir aynadır. O aynada kendi gölgesini gören, nefsini terbiye eder. Kadını suçlayan erkek aslında kendi gölgesinden kaçandır.

Gerçek eril, diz çökmeyi bilir; çünkü bilir ki diz çöken nefs, secde eden ruha kapı açar. “Allah katında en üstün olanınız, takvaca en ileri olanınızdır.” (Hucurât, 13)

Dişil kadının aşk sahasına herkes giremez… Çünkü orası kutsal bir topraktır. O sahaya ancak zevc olacak erkek adım atabilir. Belki de bakirelik budur: bedene değil, kalbe dokunulamamış olması.

Kadın, hakikatini görebilen erkeğe açar kalp hazinesini. Zira bilir ki o erkek, hazinenin sahibini tanımadan hazineye el uzatmaz.

Kadının kalbi, Rahman’ın (Merhametli olan Allah’ın) tecellisidir. O kalbe giren, sadece sevgiyle girebilir. Kadına yaklaşmak, toprağa secde etmek gibidir: eğilmeden, hürmet etmeden olmaz. Gerçek eril, kadının kalbine dokunurken aslında Allah’ın rahmetine dokunur. “Kadınlar, Allah’ın size emanetidir.” (Hadis-i Şerif)

Zevclik sıradan bir birliktelik değildir; iki idrakin, iki yolcunun aynı yönü bulmasıdır. Erkeğin mantığı açık olacak, kadının sezgisi derin. Birinin “neden”iyle diğerinin “hissedişi” birleştiğinde bütün olur insan. Herhangi iki ayakkabı çift olmaz ya; biri sağ, biri sol olmalı. Ama yönleri farklı olsa da yürüyüşleri aynı olmalı.

Zevclik (eşlik), birbirinin zıddı değil, tamamlayıcısı olmaktır. Akıl ile kalp nasıl birlikte insanda kemal buluyorsa, eril ile dişil de öyle kemale erer. Hakikat, aklın istikametiyle kalbin sezgisinin kesiştiği noktada açar.

Gerçek eril, kadının varlığında kendi merkezini bulur; dişil de o merkezin etrafında sonsuz döner. Biri kalp, biri akıl olur; biri ateş, biri nur. İkisi birleştiğinde hakikat tamamlanır. Çünkü biri olmazsa diğeri eksik kalır.

Eril, merkezdir; dişil, o merkezin çevresinde rahmetle dönen kudrettir. Eril yön verir, dişil yönü besler. Birinin varlığı, diğerinin huzurudur. Aklın sükûnu kalpte, kalbin istikameti akıldadır. “Erkekler kadınların koruyucusu ve gözeticisidir.” (Nisâ, 34)

Dişil kadının huzur bulduğu erkek, hükmeden değil, yöneten erkektir. Kendi benliğine hükmeden, arzularını dizginleyen, kalbini adaletle taşıyan erkektir o. Böyle biri yanındayken kadın korkmaz, çünkü onun sükûnu Allah’ın nizamını hatırlatır.

Eril, önce kendi içindeki fırtınayı dindirendir. Kalbi adaletle terbiye eden erkek, etrafına huzur yayar. Kadın böyle bir erkeğin yanında sığınak bulur; çünkü o sükûn, Allah’ın er-Rahîm (Merhametli) isminin kokusunu taşır.

Ve son olarak; eril olgunlaşmadıkça dişil açılmaz. Çünkü kadın, erkeğin ruhundaki sabrı hisseder. O sabır, ilahi bir sırdır; dişil onunla güven bulur, onunla teslim olur, onunla çoğalır. Sabrın kokusu, dişilin yüreğini açar.

Erkekler kadınların koruyucusu ve gözeticisidir. Bu, üstünlük değil, bilinç sorumluluğudur. “Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini var eden O’dur.” Yani biri diğerinden değil, birbirinden var olmuştur. “Kuvvetli olan, öfkesini yenen kimsedir.” İşte o kuvvet, hakiki erilliğin mihengidir.

Kadın, erkeğin sabrında Allah’ın izini, vakarında Rahman’ın tecellisini hisseder. İşte o zaman aşk, iki bedenin değil; iki ruhun secdesine dönüşür. “Sadıklarla beraber olun.” (Tevbe, 119)

Eril, dağ gibidir; yıkılmaz ama yönünü bilir. Dişil, deniz gibidir; taşmaz ama içine alır. Ve ancak dağ denizi seyrettiğinde, deniz de dağa çarptığında aşk doğar.

Aşk, iki kudretin dengesidir: dağ gibi sarsılmaz bir sabır, deniz gibi kuşatıcı bir merhamet. Bu ikisi birleştiğinde insan olur “insan-ı kâmil.” Çünkü o zaman ne erkek sadece akıl olur, ne kadın sadece duygu… İkisi bir olur “birlik”te.

Eril yön verir, dişil yönü anlamlandırır. Kadına hükmeden değil, kalbine dokunan erkek gerçekte güçlüdür. Kadın kutsal bir aynadır; erkeğin hakikatini ona gösterir.

Zevclik, akıl ve kalbin evliliğidir; biri mantık, diğeri sezgidir. Aşk, dağla denizin buluştuğu yerdir; kudretle rahmetin secdesidir.