335) ŞEYTAN MUSALLATI NASIL OLUR?

Şeytan musallatından kurtulmanın yegâne yolu, o musallata sebebiyet veren günahlardan tövbe etmektir. Tövbe, şeytanın tutunduğu zemini ortadan kaldırır; çünkü günah karanlık bir delik açar, tövbe ise o deliği kapatan nurdur. İnsan tövbe edince karanlık barınacak yer bulamaz.

“Kim tövbe eder ve halini düzeltirse Allah onun tövbesini kabul eder.” (Furkan 70) Gönlün tövbeyle nurlanması, şeytanın yaklaşamadığı bir alan oluşturur; tıpkı ışığın karanlığı yok etmesi gibi.

Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler. Şuara suresinde belirtildiği gibi şeytanlar günah işleyen kişiler üzerine inerler.

Ayetler bağlamıyla birlikte 221–223 arası şöyle akar: “Size haber vereyim mi? Şeytanların kime indiğini?” “Onlar, günaha dalan ve yalan söyleyenlerin üzerine inerler.” “Onlar (şeytanlar), işitirler ama çoğu kez yalan katarlar.”


Günah kalpte bir gedik açar; iftira gibi kara günahlar ise bu gedikleri büyütür. Şeytan o gediğe konar ve oradan fısıldar. İnsan kalbini günahla kararttıkça şeytanın iniş alanı genişler. “Şeytan, kötülükleri yapmak isteyenlere onları süslü gösterir.” (En’âm 43) Kalbin meyli misafirini belirler; kalp karanlığa yönelirse karanlık iner, nura yönelirse nur iner.

Allah’a şirk koşmak, yerine getirilmeyen adak veya yemin, haksız olarak miras yemek, iftira atmak, anne-baba hakkına riayet etmemek, zina etmek, içki içmek, faiz alıp vermek, kul hakkına riayet etmemek gibi birçok günah diye aktarılan yasakların bir hikmeti de kişiyi şeytan musallatından korumaktır.

Günahların her biri şeytanın tutunacağı bir çıkıntı gibidir. Şirk kapıyı ardına kadar açar; kul hakkı ruhu yaralar; zina ve içki kalbi karartır; anne-babaya hürmetsizlik bereketi siler.

İlahi yasaklar aslında insana yük değil, musallata karşı bir kalkandır. “Şeytan sizin düşmanınızdır, siz de onu düşman bilin.” (Fâtır 6) Yasakların rahmeti, insanı görünmeyen düşmana karşı korumasındadır; koyulan her sınır bir emniyet hattıdır.

Kendi hayatınla samimi bir şekilde yüzleşeceksin. Hata ve günahların için Allah’tan af dileyeceksin. Yüzleşme olmadan arınma olmaz; insan kendi kusurundaki perdeyi kaldırmadıkça kalbi nurlanmaz.

Günahını gören tevazuya yönelir, tevazuya yönelen rahmete yaklaşır. “Kendinizi temize çıkarmayın; kimin sakındığını Allah bilir.” (Necm 32) İnsan kusurunu kabullendikçe nefsi küçülür, kalbi açılır; musallatın nefes alacağı karanlık noktalar kaybolur.

Allah’ın zikriyle meşgul olup farz ve haramlara dikkat edeceksin. Zikir kalbi parlatır, farzlar kalbi güçlendirir, haramlardan uzak durmak ise o kalbi muhafaza eder. Zikirsiz kalp savunmasızdır; zikirle dolu kalp ise şeytana karşı sarsılmaz bir siper olur.

“Kalpler ancak Allah’ı anmakla huzur bulur.” (Ra’d 28) Zikir kalbin pasını söker, farzlar duvar örer, haramlardan kaçınmak o duvarı sağlamlaştırır; böylece şeytanın yaklaşacağı bir kapı kalmaz.

Öylece tüm musallatın kaybolup gider. Çünkü şeytan pislik olmayan yerde duramaz. Bu pislik maddî ve manevî pisliktir. Temizlik sadece bedenin değil, kalbin ve hayatın temizliğidir.

Maddî kir şeytanı çeker, manevî kir ona yatak olur. Hem iç hem dış temizlenince şeytanın tutunacağı bir yüzey kalmaz. “Allah tertemiz olanları sever.” (Tevbe 108) Temiz gönül, şeytanın ayak basamadığı bir toprak gibidir; kalp temizlenince karanlık otomatik olarak söner.

Tövbenin doğurduğu nur, musallatın beslendiği karanlığı yok eder. Günah, şeytanın iniş alanıdır; günah kalkınca musallat da kalkar. İlahi yasaklar insanı musallattan koruyan görünmez çitlerdir. Zikir kalbi diri, farzlar sağlam, haramdan kaçınmak korunaklı kılar. Temizlik hem görünür hem görünmez âlemde şeytana karşı kalkandır.