Ümmeti muhammedi parça parça eden şey kör aşktan başka bir şey değildir. Her fırka liderine gözünü kapatıp kendisini teslim ederse, onun emellerinin oyuncağı olmaya mahkûm olur.
Allah’ın sonsuz ve sınırsız ismi olan El Vedud esmasını kendi ruh dünyası sarmalında hâkim edip sevip sevilmek yerine, kendisinde olan bu kuvveyi tek yönlü kullanılmaya itilmesi, kişi için adeta intihardı.
Ve aklını çalıştırıp nimete erenlerin yoluna yönelmek yerine, adeta intihar olan gözü kör bağlılık nefsin hoşuna gitti. Nefis kendisini oyaladı ve özüne ermekten mahrum oldu.
Yeniden Kur’an öğretisine dönüp Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimizin önünde tek saf olup iman, akıl ve ilim ile tüm fırkalaşmayı kapı dışarı edelim. Allah deyip huşu içinde nefes verelim. Hz. Muhammed Mustafa sallellahu aleyhi ve sellem efendimize layık bir ümmet olalım. Kimseye kayık olup hakikat olmayan düşüncelerinin ve emellerinin hamalı olmayalım.
Burada çok net bir hüküm koyuyorum: Ümmeti parçalayan, hakikat arayışı değil; gözü kapalı, aklı iptal eden kör aşktır. Çünkü kör aşk, El Vedud’un sınırsız sevgisini bırakıp sevgiyi bir kişiye, bir lidere, bir gruba kilitler. Böyle olunca kalpteki sevgi kuvvesi, Allah’a doğru akması gerekirken, tek bir merkeze yönelir ve orada donup kalır.
Ben bu hâli “ruhsal intihar” diye isimlendiriyorum. Zira Allah’ın insana emanet ettiği sevme kuvvesi, tek yönlü ve sorgusuz bir bağlılığa hapsedildiğinde, kul hem kendi özüne, hem de ümmetin birliğine ihanet etmiş olur.
Her fırka liderine gözünü kapatıp teslim olan, aslında Allah’a değil, insanın hevasına kul olur. O lider, belki ilk başta samimi bir niyetle yola çıkmıştır; ama etrafında gözü kapalı bir kitle oluştuğunda, o kitle, onu da imtihan eder.
Çünkü sevgi El Vedud’a nisbetle yaşanmazsa, insanı insan yapan akıl devre dışı kalır. “O ne diyorsa doğrudur.” cümlesi, sahabe yolunun cümlesi değildir. Sahabe, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e bile, vahyin terbiyesiyle, şuurlu bir teslimiyetle bağlandı; körü körüne değil, imanın nuruyla…
El Vedud esmasını kendi ruh dünyamda hâkim kılmak, sevgi kuvvemi tek bir şahsa, yapıya, cemaate kilitlemeden yaşamaktır. Sevgi, önce Allah’a döner; Allah’a dönen sevgi, bütün mahlûka rahmet olarak yayılır. Ama sevgi tek yönlü kullanılırsa, yani “benim şeyhim, benim grubum, benim tarafım” diye daraltılırsa, bu sevgi olmaktan çıkar; psikolojik bağımlılığa dönüşür.
İşte bu yüzden “bu, kişi için adeta intihardır.” dedim. Nefis, bu gözü kör bağlılıktan çok hoşlanır; çünkü burada sorumluluk yoktur, düşünme yükü yoktur. Sadece biat vardır. Biat arttıkça, özle olan irtibat zayıflar.
Çareyi de koyuyorum: Yeniden Kur’an öğretisine dönmek ve Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin önünde tek saf olmak… Yani bütün fırka isimlerini, grup aidiyetlerini, “biz-siz” ayrımlarını, etiketleri yere bırakıp, “Biz Muhammed ümmetiyiz.” çizgisinde birleşmek. İman, akıl ve ilim üçlüsünü yeniden merkeze almak. Huşu ile “Allah” deyip nefes vermek; kavga sloganlarıyla değil, rahmet kokan zikirle yaşamak.
“Kimseye kayık olup hakikat olmayan düşüncelerinin ve emellerinin hamalı olmayalım.” derken, aslında şunu söylüyorum: Kendi sırtını, hakikatin yükünü taşımaya hazırla; başkasının nefsî emellerinin hamalı olma.
Aşk adı altında aklını teslim ettiğin her lider, seni kendi hesabına yamayabilir. Ama El Vedud’un sevgisine sığınıp Kur’an’ın öğretisine, Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimizin sünnetine yaslanırsan, hiçbir beşerin kayığına binmezsin. Yolun da dosdoğru olur, yükün de hafifler.