444) CELÂL VE CEMÂL ARASINDA DUA

Sana doğru gelirken, elbette güçlükler ve sedler önümüze çıkacaktır. Yolun tabiatında bu var; çünkü Sen’e yürümek, düz, pürüzsüz, engelsiz bir yol değildir. Sana yürüdükçe, kendi nefsimizin karanlıklarıyla da yüzleşiriz, dış dünyanın sedleriyle de karşılaşırız. Bu yüzden biliyorum ki, Sana doğru gelmenin bedeli, imtihanlardan, zikzaklardan, inişlerden ve çıkışlardan geçmektir. Elbette uzun uzadıya yürürken hatalarımız ve tespitlerimiz … Devamını oku… 444) CELÂL VE CEMÂL ARASINDA DUA

443) HİLAFET RUHUNA ULAŞMAK

İnsanlığın ulaşacağı hilafet ruhu ancak; aklıyla, imanıyla, ruhuyla, bedeniyle, sırrıyla, iradesiyle, ilmiyle, kemaliyle, cemaliyle, görmesiyle, gördüğüyle, duymasıyla, duyduğuyla, dokunmasıyla, dokunduğuyla, tatmasıyla, tattığıyla, koklamasıyla, kokladığıyla, hissiyle, hissettiğiyle velhasıl her bir nazariyesiyle cemadat olduğuna iman edip, tümüyle Allah’ın mahlûku olduğunu idrak ederek, hayvaniyetin kendisinde idrak ettirdiği içsel ve dışsal tüm dürtülerden arınarak, içsel ve ruhsal sezgisini zamansız, … Devamını oku… 443) HİLAFET RUHUNA ULAŞMAK

442) A‘YAN-I SÂBİTE NEDİR?

Öncellikle bilelim ki; A‘yân-ı sâbitenin bu dünyanın harmansal alanıyla alakası yoktur. A‘yân-ı sâbiteyi, en kısa hâliyle şöylece anlayabiliriz: Allah’ın ilminde, henüz varlık sahnesine çıkmamış, zaman-mekân giymemiş, “ol” emriyle teşhir edilmemiş hakikat sûretleridir. Yani her varlığın, her insanın, her hâdisenin, yaratılmadan önce Rabbin ilminde duran sabit nurî aslıdır. Biz varlık âleminde gördüğümüz her şeyi “olmuş bitmiş” … Devamını oku… 442) A‘YAN-I SÂBİTE NEDİR?

441) LÂHUT-İ ÂLEM VE FERŞ HAKİKATİ

Esmâ-i hüsnâ manalarını okurken Lâhût-i âlem hakkında da kısa bir izahat yapalım. Lâhût-i âlem; vecihten yansıyan nurun, üzerine tutunduğu ve tüm nurun üzerine işlenildiği, isimsiz ve resimsiz hem alansız ve mekânsız olan, hatta hatta olansız olan ve ol emrinin üzerine çizildiği ortamsızlık olarak anlayabiliriz. Bilmemiz gereken bir husus da ferş olayıdır. Önceki konularda izahını yaptığımız … Devamını oku… 441) LÂHUT-İ ÂLEM VE FERŞ HAKİKATİ

440) SEKR HÂLİ VE NEFSİN ISLAHI

Kişisel bazda, ağır travmalar veya yoğun zikirler sonucu veya kendisini kaptırdığı derin aşk sonucu bilinçte oluşan sekr halinde, kişinin hayal dünyasında meydana gelen, “zati seyr zevk halini” sanki gerçek yaşamda varmış gibi kalkıp o sekr halini, ayıklıkmış gibi anlatmak ve o hallere meraklı olan ayık kişileri de, o yönde hipnoz ederek şartlandırmak suretiyle, o hali … Devamını oku… 440) SEKR HÂLİ VE NEFSİN ISLAHI

439) TASAVVUF İLMİNİN İNCE SINAVI

Tasavvuf ilmi öyle sıradan bir ilim değildir. Öyle birkaç kırıntı ile anlaşılacak, hiç değil… Sonra da görülen birkaç olağanüstü hâlle oturtulacak bir olgu, hiç hiç değil… Yoksa kendini ermiş ve hatta peygamberlerden üstün görecek bir merhaleye gelirsin ki… Öylece ayağın kayar da artık sana yardım edecek kimse de olmaz. Çünkü kendini müstağni görmeye başlar, herkese … Devamını oku… 439) TASAVVUF İLMİNİN İNCE SINAVI

İLAHİ RAHMET AKINCA

Gönlüme akınca ilahi rahmetSunacağım oluk oluk, açık ve serbestRahmet elçisi kulları çok severimGönüllerini payitaht edinirim Orada secdeye varırımSecde yerini alnıma dayarımEy didemi yardan haber alanGönlümüz ilahi sevdaya yol arar Birbirimizle bu oluşur ey yarHU eder gönülGönülden iner şefkat inim inimİlahi hasrete temaşa eder bakışım Bu bakışla işler nakışımBu nakışla süslenir vechimVechinde temaşa eder resmimAynayız ya … Devamını oku… İLAHİ RAHMET AKINCA

438) İLİM YOLCUSUNUN EN BÜYÜK GİRDABI438)

İlim yolunda olan talebelerin en büyük girdabı, öğrendikleri birkaç mukaddimeyle kendilerini muallimlerinden daha üstün görme hissiyatlarına bürünme çabalarıdır. İlim yolunun ilk tuzağı, “birkaç hakikat duydum, artık biliyorum” zannıdır. Talebe, aldığı birkaç mukaddimeyle kalbinde gizli bir büyüme yaşar; dilinde hâlâ “talebeyim” dese bile, iç dünyasında muallimiyle yarışmaya başlar. Hâlbuki ilmin bereketi, önce haddini bilmekle başlar. Kendini … Devamını oku… 438) İLİM YOLCUSUNUN EN BÜYÜK GİRDABI438)

437) RESSAMIN RESMİNDE NURU GÖRMEK

Ressamın resminde gördüm senin sanatını. Ne güzel orada nakşedersin tecellini. Nakşın, sanatının tecellisi… Bu tecellide gizlidir ahlakın. Bu ahlakta gizlidir boyan. Bu boya ile boyalandı cümle âlem. İnsan bu boya ile nakşoldu. Nakşı senin tecellin olarak anıldı. Bu tecelliyi seyredip zatının cemalini seyredip celalin önünde titredim. Haya ettim ve baktım özüme. Oracıkta gördüğüm, nurundan gayrı … Devamını oku… 437) RESSAMIN RESMİNDE NURU GÖRMEK

436) İSİM VE RESİM

Tüm çalışmalarınızda maksadımız asla sahiplenmek değildir. Zira ilim Allah’ındır ve ona teslimiz. Çeşmenin suyu ilahî akıştan gelir; lakin her çeşmeye, onu inşa eden hayrat sahibinin bir lakabı verilir ki dualarda hatırlansın. Su Rahman’ın, akış Rahman’ın, bereket Rahman’ın… Ama yine de o çeşmenin başına bir isim yazılır ki, “Ya Rabbi, bu hayra vesile olan kulunu da … Devamını oku… 436) İSİM VE RESİM