435) DOKUNSUN SANA BİR HAK ERİ

Hakikat nuru, insana gelişi itibarıyla hep bir “el” ile anlatılagelmiştir. Bu el, bazen zahirde görünen bir el, bazen gönle dokunan bir hâl, bazen de insanın iç dünyasında ansızın açılan bir idrak kapısıdır. Aslında nur, dilerse aracı olmadan da ulaşır; ama kulun kaldırabileceği ölçü, çoğu zaman bir vesile, bir perde, bir el talep eder. İşte bu … Devamını oku… 435) DOKUNSUN SANA BİR HAK ERİ

434) MUTLAK TABİİYET RESULULLAHA OLUR

Biz de elbette birçok yazarın eserlerini okuduk. Doğruya doğru dedik, yanlışa yanlış dedik. Yıllar yılı kimseye körü körüne bağlanmadık. Bizim içsel karakterimizde herhangi bir kula gözü bağlı tabiiyet yoktur. Sadece Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz’e gözü kapalı dahi olsak, teslimiz. Gayrı teslimiyet bizde olamaz… Çünkü ismet sıfatı sadece peygamberlerde olur. Onun için … Devamını oku… 434) MUTLAK TABİİYET RESULULLAHA OLUR

433) ZİNA NUR KAPISININ KAPANMASINA VESİLEDİR

Konuya şu ayetlerle başlıyalım; “Onlar ki ırzlarını korurlar. Ancak eşleri ve ellerinin altında bulunan bunun dışındadır. Onlarla ilişkilerinden dolayı kınanmazlar.” (Mü’minûn, 5–6) Bu ayetler, zahirde zina yasağı ve helal çizgisini, bâtında ise kalbin nuri kapısını koruma emrini taşır. Bu iki ayeti hayatının merkezine koyduğunda, iffetin sadece “yasaklar listesi” değil, ruhu koruyan ilahi bir zırh olduğunu … Devamını oku… 433) ZİNA NUR KAPISININ KAPANMASINA VESİLEDİR

432) ESMA VE BENLİK; GÖREN KİM?

Görüyorum dediğimde veya duyuyorum dediğimde esmalar mı konuşuyor? Esasında Basîr, Semî vs. onlar mı? Yoksa benlik mi? Hani ahirette ayrı ayrı sorulacakmış ya, bunun aslı ne? Bu sorunun merkezinde şu var: “Ben” derken kim konuşuyor? Dilimde “ben” diyen kim? Esma mı konuşuyor, yoksa esmanın bileşiminden doğan benlik mi? Ahirette her nimetten sorulacağımıza göre, göz, kulak, … Devamını oku… 432) ESMA VE BENLİK; GÖREN KİM?

431) MÜRŞİDİN GÖREVİ VE TESLİMİYET HÂLİ

Teslim olma hâline geçen, kalbi tasfiyesi başlamıştır. Tabii ki bu, manevi ilim yolcularının talim ve terbiyesi için olan prensiplerdir. Zahiri ilimde ise, bu kurallar pek bir anlam ifade etmez. Teslimiyet başlarken kalp, nefsin kaba tortularından arınmaya başlar; akıl tek başına hükümran olmaktan iner, kalp ile birlikte yürümeyi öğrenir. Bu hâl, laboratuvarla, diploma ile, salt zahiri … Devamını oku… 431) MÜRŞİDİN GÖREVİ VE TESLİMİYET HÂLİ

430) ALLAH, BEYİN VE VECH İRTİBATI

Bu konuyu üç soru ve cevabıyla açalım… 1.SUAL… Beyin adıyla anılıp üzerinde fikir yürütülen, her an esmâ özellikleriyle açığa çıkmakta olan Allah mıdır? 1.CEVAP… “Bunu düz cümleyle yazarsak, şöyle demek istemiştir… İnsan beyninden oluşan zuhura da Allah denir“ İşte tam bu cümlede, itikadı zedeleyen ince ama tehlikeli bir kayma vardır. “İnsan beyninden oluşan zuhura da … Devamını oku… 430) ALLAH, BEYİN VE VECH İRTİBATI

429) MEHDÎ, İSA VE DECCAL ÜZERŞNE BİR NOT

Zaman zaman zihinlere şu cümleler düşer: “Mehdî diye bir şey yok.” “İsa’nın dünyaya geri gelmesi diye bir hakikat yok.” “Deccal dediğin de zaten bir sistemdir.” Bu cümlelerin arka planında çoğu zaman haklı bir hassasiyet de vardır: Tarih boyunca önceki din mensuplarının metinleri tahrif edişi, kutsal kavramları küresel planlarına zemin yapmaları, insanları Mesih ve Mehdî beklentileriyle … Devamını oku… 429) MEHDÎ, İSA VE DECCAL ÜZERŞNE BİR NOT

428) TEK BİR ÂN VE MUTLAK TESLİMİYET HÂLİ

Allahümme’ftah bi nûri cemâlik… Tek bir Allah var. Tek bir OLÂN var. Bütün âlemler, bütün ihtimaller, bütün kader çizgileri o tek OLÂN’ın ilminde açılır ve yine o tek OL ÂN’ın içinde toplanır. İnsana dışarıdan bakıldığında, sanki sonraki ânı kendi kuruyormuş gibi görünür; oysa hakikatte kul, sadece duasıyla, niyetiyle, yönelişiyle, Rabbi’nin kendisi için yazdığı programa küçük … Devamını oku… 428) TEK BİR ÂN VE MUTLAK TESLİMİYET HÂLİ

MÂNA İKLİMİNDEN YOL OLAN KUL

Mana ikliminden aşkı rahman dokur,Umudunu sadece Allah’a okur,Hû der, gönülleri cezbeyle dokur.Aşk şarabıyla gönülleri yoğur.Misk-i amber kokusunu duyur. Habîb sevdasını kalplere sunar,Sevdalı bir kul olup Rahman’a bakar.Zikrini muhabbet ile yolunda anar,Hak ile hakikati ruhunun özünde anar,Allah’ı tanıtmayı en büyük gaye sayar. Zerre miskal ummaz bir karşılık, paye gönüllere,Işık olur yürümek isteyen tüm gönüllere,Seferi bildirir uyanmak … Devamını oku… MÂNA İKLİMİNDEN YOL OLAN KUL

427) ALLAH İNSANDA MI?

Bu soru, dilde çok kolaymış gibi durur ama itikatta çok ince bir çizgiye dokunur: “Allah insanda mı, her yerde mi, gökte mi, gönülde mi?” Bir uçta Allah’ı gökte oturan bir varlık gibi hayal edenler var; öbür uçta da “Allah bende, sende, masada, taşta” deyip hulûl (içine girme) ve ittihad (birleşme) bataklığına kayanlar… Ben bu soruya … Devamını oku… 427) ALLAH İNSANDA MI?