RÜKÛDAN SECDEYE

İnsan rükûya eğilir ve der ki: “Allah’ım! Ben tüm kuvvelerimle, sendeki sonsuz kuvvetler önünde “eğik”im. Sana boyun eğmişim. Sen ne dilersen benden o çıkar.” Yani sen hangi terkibi, hangi oluşumu bende yaparsan, “ben” onu yapmak zorundayım. Lakin “ben”den istediğin, nimete erenler gibi bir iç hamuruyla “ben”imi buluşturmamdır. Yoksa “Sen varsın, ben de varım; ben sana … Devamını oku… RÜKÛDAN SECDEYE

RABITA KALPTEN HAKKA GİDEN BAĞDIR

Rabıta; bağlamak veya bağlanmak anlamlarına gelir. Kişi ile Allah arasında en büyük rabıta namazdır. Direkt Hakk’a yapılır. Arada kimse olamaz. Hatta Fâtiha okurken hiç kimse düşünülemez. Zaten düşündüğün anda mânâ kopar, ne yaptığının farkındalığı kaybolur. O anda dil ayrı der, kalp ayrı tasavvur eder ve beyin başka hesaplar yapar. Çünkü namaz, kulun Rabbiyle doğrudan temas … Devamını oku… RABITA KALPTEN HAKKA GİDEN BAĞDIR

İNSANA BEYAN ETME ÖĞRETİLDİ

Kur’ân’ın ne olduğunu anlamamız için Rahmân Sûresi’nin ilk ayetlerini iyice anlamamız gerekir. Kur’ân’daki ayetlerin dizilişleri bize mesaj verir: Rahmân, Kur’ân’ı öğretti, insanı yarattı, insana beyan etmeyi öğretti. Acaba amaç ne olabilir bu dizilişte? Kur’ân-ı Kerîm’i hakkıyla anlamanın kapılarından biri, Rahmân Sûresi’nin ilk dört âyetidir. Bu beş âyet, sadece ardı ardına gelen cümlelerden ibaret değildir. Bilakis, … Devamını oku… İNSANA BEYAN ETME ÖĞRETİLDİ

SEYİR ETTİĞİN ALLAH NURUDUR

Baktığın her yerde seyir ettiğin sadece Allah’ın nurudur. Enfus ve afakta her ne görüyorsan, sadece Allah’ın nurudur. Bu hakikati unutmadan idrak etmek gerekir. Şu hadisi şeriflere kulak verelim: “Allah nurdur, O’nun nurundan başka nur yoktur.” (Ahmed bin Hanbel, Müsned). “Göklerde ve yerde O’nun izni olmadan hiçbir şey hareket edemez.” (Tirmizî, Tefsîr). Demek ki gördüklerin Allah’ın … Devamını oku… SEYİR ETTİĞİN ALLAH NURUDUR

RABBİNE VERDİĞİN AHDE VEFA GÖSTER

Ahd etmek, kesin karar vermek anlamına gelir. Vefa ise verilen karara bağlı kalmak, sözünde durmak, sadakatle o sözü yaşamak demektir. Unutma ki dünya ahitleri ne kadar mühimse, asıl mühim olan ahid; Rabbinle yaptığın ahittir. Âdem evladı gündelik hayatta da birbirine sözler verir, yeminler eder, niyetler kurar ve bunları yerine getirmeye çalışır. Kimi zaman bir fiili … Devamını oku… RABBİNE VERDİĞİN AHDE VEFA GÖSTER

VAHDET-İ VÜCUD PANTEİSTLİK Mİ?

Olayın künhünü bilmeyen yoksun kişi konuşuyor oradan… Neymiş efendim? Vahdet-i vücudu kabul eden kâfirmiş… Peki; “söyle bana”, dedi ötekisi ona… Allah’ın sağı, solu, önü, arkası, üstü ve altı yoksa senin varlığın O’nun varlığının neresinde? Üstünde mi veya altında mı? Sağında mı veya solunda mı? Önünde mi veya arkasında mı? Zahiri akla bürünen muhatap ise az … Devamını oku… VAHDET-İ VÜCUD PANTEİSTLİK Mİ?

ALLAH’IN İNSANA RUHUNDAN ÜFLEMESİ

Kimi insanlar “Bende Allah’tan bir parça var” gibi batıl sözlere kapılır. Oysa hakikat şudur: Ruh, Allah’ın zâtından bir parça değildir; O’nun “ol” emriyle yaratılmıştır. İnsan, bu ruhu taşıdığı için şereflidir. Şerefi ruhun kaynağında değil, emaneti nasıl taşıdığında saklıdır. Aklımızın ermeyeceği şeyleri düşünmek veya anlamaya çalışmak, bizdeki sonsuzluk hissinden dolayıdır. Bu sonsuzluk hissi de bize üfürülen … Devamını oku… ALLAH’IN İNSANA RUHUNDAN ÜFLEMESİ

HU VE ABDUHU’NUN ZERAFETİ

İnsanın yaşayabileceği en üst marifet “Abduhu ve Resûluhû” hakikatidir. Kab-ı kavseyn hâli ve HU tecellisinin kişideki mutlak husûlü ile kişi kemaline ermiş olur. Bu hâl, kişideki tüm benliği yok eder. Ve tıpkı “HU ismiyle işaret ettiğimiz mutlak hüviyet”in, Allah ismini kendisine ayna yaparak kendisini onda seyretmesi gibi; Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz … Devamını oku… HU VE ABDUHU’NUN ZERAFETİ

“ALLAH VE ABDULLAH”IN İŞARET KAPSAMI

Unutmayalım ki bütün ilimlerin başı, Allah’ı bilmektir. Allah bilinmeden hiçbir bilim dalında mutlak başarı elde edilemez. Belli bir noktaya kadar gidilir ve sonu ebter olur. Öylece kitabın bir ucundan okur ama mutlak olarak olayın künhünde var olan mutlak ilme muttali olunamaz. “HU”, yani zâtî boyutun kavranışı işin öz esasıdır. “HU” dediğimizde “mutlak zât”a işaret ederiz. … Devamını oku… “ALLAH VE ABDULLAH”IN İŞARET KAPSAMI

NAMAZ HAKKINDA BİR SÖYLEŞİ

Namaz; namaz, salâtın (dua ve kulluk bağı) ikamesi… Allah ile konuşma olan namaz… Namaz Farsça bir kelimedir; onun Arapça karşılığı “salât” ile tabir edilir. Salâtın ikamesi niyet ile başlar. Niyetten önce besmele okunmaz; direkt, özellikle kalp ile niyet edilir. Dil ile kalpteki niyeti dillendirmekte zarar yok ama kalpte niyet değil de sadece dille söylemek yetersizdir; … Devamını oku… NAMAZ HAKKINDA BİR SÖYLEŞİ