330) HARAM AYLAR

Üç artı üç ay… Neden haram aylardan üç tanesi peş peşe gelir de, Recep tek başına gelir. Allah’ın varlıklarla iletişimi meleklerle olur ayeti kerimesini iyi idrak etmek gerekir. Zira imanın ikinci temeli “meleklere iman”dır. İnsan, meleklerin aracı olduğu ilahî akışın farkına vardığında zamanın sırlarını da idrak eder. Haram ayların biri yalnız gelir; çünkü yalnızlık, kulluğun … Devamını oku… 330) HARAM AYLAR

329) RESULULLAH HİÇBİR ŞEY SÖYLEMEDİ Mİ? ÖYLE Mİ?

Hz. Muhammed Mustafa (sallallahu aleyhi ve sellem) Efendimiz yüzbinlerce insanla, yine yüzbinlerce hadise ve olayla içli dışlı olacak da kayıtsız kalacak. Bir kalp, gördüğüne susarsa taş kesilir; dilsiz bir kalbin rehberlik etmesi mümkün değildir. O’nun susması dahi bir hikmet, konuşması ise bir rahmetti. “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.” mealindeki ayet, suskun bir rehber … Devamını oku… 329) RESULULLAH HİÇBİR ŞEY SÖYLEMEDİ Mİ? ÖYLE Mİ?

328) ALLAH KÖTÜ AMELDEN RAZI DEĞİLDİR!

Birine Allah senden razı olsun dediğinizde, yani buradaki amacınız; o kişiye dua edip Allah senden rıza makamına uygun fiillerin oluşması için gerekli ameli nasip eylesindir. “Allah senden razı olsun” sözü, sıradan bir temenni değil; ilahî rızanın kapısına yönelmiş bir niyazdır. Bu dua, karşımızdakine “Rabbim seni kendinden hoşnut olduğu amellere yöneltsin” anlamında bir manevî talep (niyaz) … Devamını oku… 328) ALLAH KÖTÜ AMELDEN RAZI DEĞİLDİR!

327) KUR’AN KILIFINDA ASILI DURSAYDI, DAHA İYİ OLURDU

Kur’anın kılıfında duvarda asılı durup, ayetlerin TV ekranlarında, sosyal medyada veya başka yerlerde belli belirsiz kişilerin ağzında sakız olmasından daha iyi idi. Zira Kur’an gönülleri süsleyen sırdır. Kılıfta asılı duran mushafın hürmeti, dilde eğlenilen ayetten daha yücedir. Çünkü zahiren sessiz duran o kitap, kalpte canlı kalır. “Nice Kur’an okuyan vardır ki, Kur’an ona lanet eder.” … Devamını oku… 327) KUR’AN KILIFINDA ASILI DURSAYDI, DAHA İYİ OLURDU

326) MANEVÎ MAKAMLAR BAKIŞ

Mana ilminde manevi makamlar nasıldır dersen, nasılını bile bilemeyiz. Lakin nasıl olduğuna götürücü olan yolu ancak izah edebiliriz. Manevi makamların “nasılı” akıl ve izahla idrak olunmaz; çünkü o, idrak üstü bir haldir. Zira “nasıl” sorusu, yaratılmışlık alanında geçerlidir; ancak manevi makamlar, yaratılışın ötesindeki sırlara dokunur. Bu yüzden “bilme” değil, “olma” gerektirir. Hakikatin mahiyetini akılla değil, … Devamını oku… 326) MANEVÎ MAKAMLAR BAKIŞ

325) ALLAH NURU

Mana ilmiyle uğraşanlar için çok ama çok önemli bir konu… Çünkü mana ilmi, kelimelerin ardındaki hakikati, varlığın özündeki ilahi sesi duymayı gerektirir. Bu sesin yanlış anlaşılması, kişiyi hakikatten uzaklaştırabilir. Hakikat yolunda en ince hata, en büyük sapma olur. Zira ilmin nuru, kalbin safiyetine bağlıdır. Kalp bulanıksa, nur gölgeye dönüşür. “Allah Nur’un ta kendisidir.” dediğinde, farkında … Devamını oku… 325) ALLAH NURU

324) FAYDALI VE FAYDASIZ İLİM

İlmi dinlerken şunu unutmayalım… Bazı ilimler insanı Hakk’a (gerçeğe, Allah’a) ulaştırırken, bazı ilimler de Hakk’tan (Allah’tan) uzaklaştırır. Çünkü her bilgi, yöneldiği istikamete göre sahibini ya nura (ilahi ışığa) taşır ya da zulmete (karanlığa) iter. İlim, kalbi arındırıp ruhu Hakk’a yaklaştırıyorsa faydalıdır; benliği şişirip nefsi büyütüyorsa faydasızdır. Hakikatte ilmin değeri, insanın niyetiyle ölçülür. Bazı ilimler de … Devamını oku… 324) FAYDALI VE FAYDASIZ İLİM

323) ERİLİN VE DİŞİLİN HAKİKATİ

Hani hep dişil kadından bahsediliyor ya… Oysa kadının tamamlayıcısı olan eril de belli bir kıvamda olmalı. Çünkü dişil derinliktir ama yön ister; eril de yönün kendisidir. Kadın varlığın kalbidir, erkek ise onun istikametidir. Kalp atmazsa yön anlamsız olur, yön olmazsa kalp şaşar. İşte hayat, bu iki hakikatin birbirine yönelmesiyle dengede kalır. Hakikat, kutupların zıtlığında değil, … Devamını oku… 323) ERİLİN VE DİŞİLİN HAKİKATİ

322) BİLGİ ÇAĞI VE ZİHİNSEL OBEZİTE

Hani bilgi çağında yaşıyoruz ya… Dünya artık küçük bir köy gibi… Saniyeler içinde haberler yayılıyor, veri yağmuru altındayız. Sözde bir “aydınlanma pandemisi” var. İnsanlık bilgiyi çoğalttıkça, hikmeti unuttu. Bilgi, ışık sanıldı ama kalbe inmediğinde sadece göz kamaştıran bir yanılsamadır. Gerçek aydınlanma, verinin çoğalmasıyla değil; idrakin saflaşmasıyla olur. “Allah, dilediğini nuruna kavuşturur.” (Nur, 35) Peki, herkes … Devamını oku… 322) BİLGİ ÇAĞI VE ZİHİNSEL OBEZİTE

321) TESLİMİYETİN KADİM HATIRASI

İnsanda “teslimiyet” tohumu fıtraten (yaratılış gereği) vardır. Çünkü “Elestü bi Rabbikum Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” hitabına “Belâ (Evet, Sen bizim Rabbimizsin)” diyerek teslim olmuştur. Yani insan ruhu zaten teslimdir; ancak dünya hayatında bencillik (enaniyet) perde olmuştur. Mürşid, o kadim “Belâ” cevabını yeniden hatırlatır. Teslimiyet, insanın yaratılışındaki en eski sözdür. Bu söz, zamanın ötesinde verilmiş … Devamını oku… 321) TESLİMİYETİN KADİM HATIRASI